Tefrika:

0
9

Tefrika:
Amerika Birleşik Devletleri Demokrat Dergisi
Cilt: 0031 Sayı: 172 (Ekim, 1852)
Çerkesya ve Kafkaslar
(Sayfa 301-305)
Çeviri: Serap Canbek / Jıneps
III. Bölüm
Temmuz 1834 Çerkes tarihinde bir dönüm sayılabilir ve bunu liberal ve aydın bir İngiliz olan David Urquhart’ın kısa ziyaretine borçlular. Bu adam Doğu meselesiyle ilgili tüm konulardaki bilgisi ve olağanüstü güçleri ile ünlüydü, Doğu ile ilgili derin bilgisi vardı. Aralarında ortaya çıkan güçlü ve atletik bir savaşçı değildi, üstün aklı onu bu dağlılar arasında hakim kıldı.
Mayıs 1838’de bir konuşmada şöyle der Urquhart: “Önceleri Çerkesya’yı ziyaret etmeyi tasarlamaya beni iten neden tamamıyla politik mütalaa içindi, ama karar vermeme neden orada Rusya’ya karşı olan direnişin gurur ve şerefle alakalı yüksek ahlaklı bir karaktere ait oluşuydu. Rusya’nın sırrının Kafkaslar’da okunabileceğini kavradım. Kafkaslar’ın sarplıklarından geçerken Kuban ayaklarımın dibinde akıyordu ve Kalmuk yollarını takiben Moskova ovalarının sonsuz manzaraları önüme açılıp seriliyordu. Çevremde Kazak alayları toplanmıştı, eskiden kalma ihtişamlı düzenlerinde savaş zırhıyla kuşanmış milli haşmetin gururlu binlerce üyesi… Nova Zembla’dan Tangier’e, Atlantik Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na dek burada gördüğüm tüm halklar Moskova Çarı’ndan aşağılanmanın öcünü almaya ve ya da her türlü yaralanmaya tahammül etmeye hazırlar. Bu halklar Asya’nın bekçileri ve Avrupa’nın şampiyonlarıdır.”
Bu farklı adamın Çerkesya’yı ziyaretinden kısa bir süre sonra kabileler onun çabalarıyla birleştiler, sayıca kendilerinden fazla olan bir Rus ordusuna saldırdılar, başarılarının ardından davalarının savunmasını bu adamın ellerine emanet ettiler. Amaçlarını tamamlama konusunda başarısız olmasına rağmen bir ölçüde İngiltere’nin uyuşuk enerjisini Çerkesya’nın bağımsızlığını onaylamaları anlamında yükseltti. Ama yaptığı çalışmaların meyveleri sonunda inişteki Britanya’nın pervasız duygusuzluğu ve adaletsizliğinde çürüyüp gitmeye mahkum oldu. Urquhart’ın son yayınlarından birinden alınanlar onun bu önemli konuyu nasıl değerlendirdiğini gösterir. Türkiye ile görüşmelerinden bahsederken şöyle der:
“Bu işten sonra belki de Çerkesya ile görüşmeliyim. Konstantinopol’de İngiliz elçiliğinin elindeki tüm olumlu imkanlar bazı özel noktalarda Rusya’ya sadece askeri operasyonlarda avantaj sağlamak adına kullanılıyor. Kabileler ayrı ayrı mücadele ederler ve uzun yıllar süren çatışmalar sonunda tek tek yenilirler. Ama birlik fikri, durumlarının öneminin farkındalığıyla bir halk ve ulus olarak kendini düşünme, sahip oldukları hakların onların refahıyla ilgili olanlara haklarının korunması için yardım talebinde bulunma, bağımsızlıklarının garantilendiği konusunda bilgi sahibi olma gibi konular İngiltere ve Rusya’nın birleşerek Doğu’da uyguladıklarının arasına sıkışmış durumda..”
Çerkesya’da bizim gördüğümüz dehşetli manzarada göreceli olarak değersiz topraklar, büyük bir beceriyle Rus diplomasisinin üstesinden gelip harap eden cahil insanlar, hizipçilik ya da hırslarla kışkırtılamayan, güçlü ve korkunç bir düşmanla mücadele eden bir halk var. Öyle bir düşman ki sınırları içinde durmayan, yozlaştırmaya ve mahvetmeye hazır, yeryüzünün büyük bölümünü kendi arzularına hizmet etmeleri için boyunduruk altına almış, demir asası ya da kadife eli Avrupa’yı kapsayan her yere uzanan… Ve gördüğümüz o ki Çerkesya buna karşı doğal siperlerini insan haklarının büyük düşmanının aleyhinde şahlandırıyor, böyle bir manzarayı hangi vatansever desteklemez ki? Alicenap bir hissin ve dürüst bir yüreğin olduğu her yerde Çerkesya sergilediği üstünlüklerle dikkate değerdir. Binler üstüne binlerce yıl geçse de gerçek hala aynı: “Hedefi adalet olanın silahı 3 kat fazladır”. 1846 yılına dek düzenlenen 5 kadar sefer Rusya’ya küçük başarılar getirdi. Daha sonra imparatorluğun var olan tüm kaynaklarıyla donatılmış Prens Worontzow idaresindeki 2 sefer büyük başarısızlıklarla sonuçlandı. İlk seferinde başkent olduğunu sandığı bir noktaya girdi ama küçük bir köydü burası, malzemelerine Çerkesler tarafından el konunca geri çekilmeyi başlatmak zorunda kaldı ve büyük sıkıntılar yaşadı. Ertesi sene imparatorluğun bütün kaynakları Kafkaslar’ı fethetmek için toplandı ve bir miktar ilerleyen ordu pusulara düştü ve tekrar aceleyle geri çekilmek zorunda kaldı. 600 kadar subayını Çerkesler’in ellerine bıraktı. Daha sonraları birkaç noktayı ele geçirdiyse de garnizonlar sürekli sıkıntı çektiler.
Rus Akademisi’nden Prof. Nordmann bilimsel gezisinin raporunda mücadele ettikleri zorlukları ayrıntılarıyla anlatır.
“Abhazya’daki her adımda bir saldırı için hazır olmaya mecburduk. Gelencik kalesinden deniz yoluyla düşman Şapsığ topraklarına geldik. 14 Nisan’da vardık ve 4 gündür 150 eskort eşliğinde bitki topluyoruz. Çerkesler’i avlamak için silahlar ve tazı sürüsü kullandık. Tüm gezilerimiz hayatlarımızı tehlikeye atıyordu, çevre kıraç ve dağlar güvensiz. Garnizondakiler odun kesmek için kaleleri bırakmaya hemen hemen hiç cesaret edemiyorlar. Sığırları otlatmak ya da su getirmek için askeri bir eskort gerekli. Sohumkale ötesine yürümek güvenli değil. Gezilerimizin birinde toplar yanımızdan vızır vızır geçiyordu, tahta bir köprüye doğru geri çekildik. Bir anlamda Abhazya’da topladıklarımız silahla elde edilmişti.”
Bu rapor Rus Devlet Konsey üyesi Eichwald tarafından doğrulanır.
“Sohumkale Rus garnizonu için bir çöküş gibidir, her yıl taze et elde edilemediğinden iskorpitten büyük bölümü ölmektedir. Un, taze erzak, şarap ve likörden mahrumdurlar. Tüm kalelerde erzak eksikliği var, odun almak için eskort koruması olmaksızın 1 km. öteye bile gidemiyorlar. Koruma olmazsa Abhazlar tarafından saldırıya uğruyorlar. Bu nedenle sürekli abluka altındalar ve hep savunma durumundalar.”
Bir Fransız kılığında Çerkesya’ya giren Rus hizmetindeki Taitbout de Marigny onlara olan büyük hayranlığını dile getirir, oraya varır varmaz şöyle yazar:
“Aniden silahlı adamlar tarafından kuşatıldım, asırlardır barbarlık ve zorbalıklarıyla tanınmış bu insanların arasında kendimi bulduğumda gerçekten büyük bir endişe duydum, ama adını bile bilmediğim evi 10 mil kadar ötede olan ve bana hiç aşina olmadığım şekilde davranan adamın beni koruması şüpheli görünse de yeterli buldum. Şüphelerimde ne kadar da yanılmışım. Çerkesler’in misafirperverliği ne kadar değerli ve mukaddes… Bizim için felsefecilerin eserlerinde var olan bu değerler onların arasındayken uygulama haline geliyor.”
Bu eser tahmin edilebileceği gibi Rusya’da basılmadı, ama 1837 de İngiltere’de basıldı.Çerkesler güzellikleri, yüz açıları, mükemmel bedenleri, yumuşak sesleri ve parlak gözleri ile dünyaca ünlüdürler.Bir gezginin kaleminden: ‘‘Bir Çerkes’i uzaktan görseniz bile mükemmel tavrından tanıyabilirsiniz.Kazaklar’ın arasındayken koyu gözleri, tüylü şapkaları ile düşmanca bir ateş yayarken 30 adım sonra beni ve eskortumu büyük bir saygı ve tevazu ile selamladılar.
Şu soruları kendimize sormadan bu konuyu kapatmamız imkansızdır. Bu halka ne olacak? Mücadelelerinin sonu ne olacak? Sonuca ulaşmamızı sağlayan bahsettiğimiz olayların bize verdiği malzemeye göre direnişin ardında ahlaki ögeler vardır, binlerce yıldır korunmuş bağımsızlık aşkı ve Rus nefreti… Şapsığlar arasında uzlaşmadan bahsedenlerin sürgün edilme hatta ölüme mahkum edilme ile tehdit edildikleri biliniyor. Olanların tanıklığında Çerkesler için çözümün Rus hükümeti gibi sağlam durmak olduğu görülüyor ve onlar güvenliklerinin tek şansının kendi yiğitliklerinde yattığının farkındalar. Her biri tek tek yüreklerinin ve vatanlarının savunmasıyla meşgul olan Çerkesya nüfusunun 1,5-2 milyon olduğunu söylemek enteresan gelebilir. Diğer tüm despotiklerin güvendiği büyük Rusya despotizminin önünde bir engel olarak duran Çerkesya’nın korunması önemsenmemezlikten gelinemez.
Denizle ilgili tüm uluslar Çerkesya’nın önemini kabul edeceklerdir ama barbar olduklarını ileri süreceklerdir, cevap olarak biz şunu söyleyeceğiz. Onları Termofili Leonidas’ın takipçileri olacak kadar barbar görüyoruz, Spartalılar’ın özgür bir hükümeti vardı, Çerkesler’in hizipsiz demokratik normları var ve onlar özgürler, çünkü cesur ve namuslular…
 
 
 
 
 
 

Sayı : 2009 09

Yayınlanma Tarihi: 2009-09-01 00:00:00