28. İstanbul Kitap Fuarı “Diller – Halklar – Ulusal Sorun”

0
10

28. İstanbul Kitap Fuarı
 ‘Sorun Yayınları Kolektifi’ nin düzenlediği;
Sırrı Öztürk, Yalçın Karadaş, Ali İhsan Aksamaz ve Mehmet Gül’ün
konuşmacı olduğu
 “Diller – Halklar – Ulusal Sorun”
panel ve söyleşisi ile, Turabi Saltık ve Yalçın Karadaş’ınkitaplarını imzaladığı imza günü organize edildi.
Sorun Yayınları Kolektifi’nin düzenlediği “Diller – Halklar – Ulusal Sorun” panelinde, Sırrı Öztürk’ün yaptığı açılış konuşmasından:
 (..)
Bu türden etkinliklerimizle kitlelere verilmesi gereken ortak bir mesaj vermiş oluyoruz. Onların nabzını tutmaya çalışıyoruz ve kitlelerden de öğreniyoruz.
Şu aşamada farklı formasyonlarda duran mücadele arkadaşlarımızla kolektif işler yapmanın yollarını araştırıyoruz. Bir yandan uzmanlık alanına giren konuları onlardan öğreniyor, diğer yandan insanın ve insanlığın sosyal / evrensel kurtuluşu hakkındaki yol ve yöntemleri araştırıyoruz. Düşünce-davranıştaki tezlerimizi senteze kavuşturabilmek amacıyla dışımızdaki yol arkadaşlarımızla kitlelerin önünde tartışmak imkânını buluyoruz. Çünkü hayat ve mücadele böyle yapılmasını öğretiyor.
Hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday ‘Kurum ve Araç’larımızın işbaşı yapmasına; Sol “cenahımızın” yeni nitelikler kazanabilmesine; yaratıcı diyalog-istişari toplantı-panel-söyleşi-forum-konferans-kurultay ve benzeri etkinliklerimizle bu sürece katkı getirebiliriz.
Yeni bir sosyalist siyasî kültürümüzün oluşabilmesine katkı getirmeliyiz. Yine hayat ve mücadele yaratıcı-geliştirici-ilerletici diyalog ve tartışmaların önünü açmak için sağlıklı bir iklim oluşturmayı da hepimize öğretiyor.
Bu yüzden diyoruz ki: Kolektif olmayan her şey bize yabancıdır.
(..)
Uluslarötesi tekelci sermayenin yerli bir ortağı, işbirlikçisi ve taşeronu rolleriyle günümüzdeki iktidar partisi AKP açılım-maçılım yapmayacaktır. “İç savaş” ve kriz şartlarında ve de yaşadığımız coğrafyadaki emekçi halkların talepleri karşısında daha çok baskı ve terör uygulayacaktır, uygulamaktadır.
TC devleti kurulduğundan beri yaşadığımız toprakların kadim emekçi halklarına faşist-faşizan bir politika uygulamaktadır. Bir yandan burjuva resmî tarih anlayışı, diğer yandan resmî ideolojiler (Kemalizm) boşuna dayatılmıyor. Böylelikle (inkâr-imha-asimilasyon politikalarıyla) emekçi halklarımızın dil-tarih-kültür ve ilerici gelenekleri daha da tahrip edilmektedir.
Bu coğrafyanın kadim halklarımızın dil-tarih-kültür ve ilerici gelenekleri niçin tahrip edilmeye çalışılıyor?
İnkâr-imha ve asimilasyon politikalarıyla emekçi halklarımız niçin Türkleştirilmek isteniyor? Çünkü onların tutarlı bir tarih ve sınıf bilinciyle hareket etmesi, bilimsel bilgi edinmesi, bilinçlenmesi, akıl ve mantık dışı yol ve yöntemlerle sosyal kurtuluş yerine burjuva ideolojilerin yörüngesine -tuzaklarına- düşmesi düşünülmektedir.
Onların mantığına göre; insan varlığını biçimlendiren etmenlerden dil-tarih-kültür ve ilerici gelenekler yok edildiğinde sömürü daha da kolaylaşacaktır.
Emekçi halklarımızın anadillerinde konuşması, eğitim ve öğrenim yapması ve bu dillerin yok olmaması için mücadele etmesi onların analarının ak sütü gibi helâl, en doğal, yasal ve meşru haklarıdır.
İnsanlarımızın anadillerinde rüyalarını görmesine, şiir ve şarkılarını anadillerinde söylemesine getirilen çeşitli baskı ve yasaklama politikası günümüzde artık geri tepmiş / teptirilmiştir. Bu amaçla çok büyük bedeller ödenmiştir. Hâlâ da ödenmektedir.
(..)
Bir anlaşma ve iletişim aracı olarak emekçi halklarımızın dil -lisan- konusundaki taleplerini desteklemek durumundayız.
Özellikle emperyalist-kapitalizme karşı emekçi halkların canlı desteğini almayı istiyorsak, anılan sorunların nasıl çözüme kavuşturulacağına ilişkin politika üretmek durumundayız. Onların bu haklı özgürlük, eşitlik taleplerine duyarlı olmayan ya da önderlik edemeyen bir Sol düşünülemez.
Emperyalist-kapitalistler; dili, tarihi, coğrafyası, kültürü, ilerici gelenekleri, mitolojisi, masalları, müziği, sanatı asimile edilip yağmalanmış halkları daha kolay sömürmekte ve kendi safına rahatlıkla çekebilmektedir.
(..)
Sol “cenahımız” politikada ne ayrışıp bütünleşebilmiş, ne de yakalanması gereken ‘Ana Halka’yı yakalamayı öğrenebilmiştir. Ulusallık-Sınıfsallık dinamiklerinin diyalektik birlik ve bütünlüğü konusunda ne hazin politika üretememiştir. Bu yüzden de “DİLLER-HALKLAR-ULUSAL SORUN” gibi konuların tartışılması güncelliğini ve canlılığını korumaktadır.
(31 Ekim 2009)
Fotoğraf:
Soldan; Y. Karadaş, S. Öztürk, A.İ. Aksamaz, M. Gül

Sayı : 2009 11

Yayınlanma Tarihi: 2009-11-01 00:00:00