Gürcistan’ın ince, ulvi, beyhude stratejisi

0
8

Gürcistan’ın ince, ulvi, beyhude stratejisi
Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya ile re-entegrasyonla ilgili yeni planı temel bir meseleyi görmezden geliyor: Halklar ilgilenmiyor. 
George Hewitt
Dünyada daha çok Stalin olarak tanınan Joseph Dzhugashvili’nin 1936 yılında sunduğu Sovyet anayasası örnek belge olarak tanımlanmıştır. Stalin’in aynı yıl muhaliflerine uyguladığı baskı ve şiddet, teori ve gerçeklik arasındaki tehlikeli uçurumu gösterir. Bu uçurum bariz olarak Gürcistan hükümetinin son yayınlanan işgal altındaki topraklarla ilgili devlet stratejisinde tekrarlanmıştır. Bu strateji Stalin’in anayasası gibi dış destekçilerden onay alabilir, ancak Abhazya ve G. Osetya zemininde tamamen yersizdir. 
Belgedeki güzel kelimeler ve ulvi duygulara rağmen asıl mesele görmezden geliniyor: Abhaz ve G. Osetyalıların üniter bir Gürcistan devletine re-entegre olmaya dair hiç bir arzuları bile yok. Gürcistan devlet başkanı Sakaşvili’nin bu stratejisi geçtiğimiz günlerde Londra ziyaretinde yaptığı gibi Batı’da müzakere edebilir ancak Abhazya ve G. Osetya’da hiç kimse bu müzakerelerle ilgilenmiyor. Onların öncelikleri kendi pasaportlarıyla ülkelerinin dışına seyahat etme konusunda batı ile doğrudan irtibat kurmak… Batı bu isteklerini karşılamayı reddederse sonuç Moskova ile daha yakın bağlantılar olacaktır. 
Gürcistan’ın yeni planı çabucak okunduğunda dahi eksiklikleri görülmektedir. 4. maddede Gürcistan’ın “askeri bir çözüm arayışını istemediği” beyan edilmekte. Eğer böyleyse, Sakaşvili hükümetinin Abhazya ve G. Osetya ile saldırmazlık paktını imzalamayı inatla reddetmesi garip. Sakaşvili’nin Sinvali’ye saldırısıyla ateşlenen Ağustos 2008 savaşı sonrasında bile Gürcistan heyeti Cenevre barış müzakerelerinde Abhazya ya da G. Osetya ile değil sadece Rusya ile böyle bir anlaşma imzalayacağını belirtmişti. Ancak yıllardır tekrarlanan Gürcü saldırılarından dolayı Abhazlar ve G. Osetyalılar Tiflis’e güvenmiyorlar, askeri güçlerini yeniden inşa etmeye çabalıyorlar ve kendi kaderlerini belirleme konusunda ısrarlılar. 
Abhazlar stratejinin 2. sayfasındaki “kültürel mirasın ve kimliğin korunması”nı amaçlayan yaklaşıma da güvenmeyeceklerdir. Gürcü güçlerinin 1992’de paha biçilemez kütüphanesi ve devlet arşivi bulunan araştırma enstitülerini nasıl yakarak yerle bir ettiği Abhazların ortak hafızasına kazınmıştır. Abhazya’nın kültürel mirasının ve Abhazların o topraklar üzerindeki varlığına dair belgelerin tamamının yok olabilmesi için itfaiyecilerin müdahalesini silah zoruyla engellemeleri unutulmadı. 
Eduard Şevardnadze 1992 Mart’ında anavatanına döndüğünde Gürcistan; G. Osetya’da devam eden savaş, Megrelya’daki şiddetli isyan ve komşu Abhazya’da artan gerilimler nedeniyle kaos içindeydi. Tam o anda batı, John Major’ın iktidardaki muhafazakar partisi ile  hayati bir hesap hatası yaptı. Hali hazırda dağılan Yugoslavya ile uğraşırken Abhazların ve G. Osetyalıların kendi kaderlerini tayin haklarını göz ardı etmeye karar vererek Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler üyeliğini bahşettiler. 
Gürcistan iki hafta sonra Abhazya’ya saldırarak 14 aylık savaşı ateşleyen bir kutlama yaptı, sonunda yenildi ama savaşı kazanan Abhazların nüfusunun %4’ünü kaybetmesine mâl oldu. O andan itibaren Tiflis’in önerisi “savaş öncesi duruma” dönmek oldu. Böylesi bir anlaşmanın reddedilmesi şaşırtıcı değildir. 
Moskova’nın savaş  sonrası dönemde Abhazlara karşı tutumu kesinlikle sevimsizdi. Şevardnadze’nin eski Politbüro meslektaşı Yeltsin Rusya cumhurbaşkanıydı ve hamisi Kozirev dışişleri bakanıydı. Ancak Abhazlar baş eğmemeye kararlıydı ve Yeltsin’in halefi olarak Putin’in seçilmesi bir değişikliğe yol açtı. 
İhtilaflı bölgelerin “ne savaş ne de barış” durumunu çözmek gerekiyordu ve Sakaşvili’nin G. Osetya karşısındaki eylemi bu fırsatı yarattı. Gürcü ordusu G. Osetya’dan ve Abhazya Kodor vadisinden dışarı püskürtüldü. Devlet başkanı Medvedev hemen, Gürcistan’ın Sovyet sınırlarının tanınmasına dair Rusya’nın hatasını düzeltti. 
Gürcistan tarihin akışına razı olmalı ve yeniden bütünleşme hayalinden vazgeçmelidir. Mesela Sergey Bagapş demokratik seçimlerle iki kez başkanlığı kazandığı halde Abhazya hükümetini kukla rejim olarak damgalamak hoş değildir. 
Ayrıca Gürcistan’ın batılı arkadaşlarına düşen bir rol var. Gerçekle yüzleşmesi ve kaybedilen bölgeleri tanıması için Tiflis’i ikna etmeleri gerekiyor. Böylece uluslara arası topluluğun durumu emsal alması sağlanacaktır. Sonucunda Transkafkasya’da kalıcı bir istikrarın nasıl sağlanabileceğine dair anlamlı müzakerelerin önü açılabilir. (24.Şubat.2010) 
Çeviri: Serap Canbek 
 
 

Sayı : 2010 03

Yayınlanma Tarihi: 2010-03-01 00:00:00