Yoksa ‘Tevrat’, Adigece ‘Tanrı’nın Şarkısı’mı?

0
15

 
 
 
YOKSA ‘TEVRAT’, ADÄ°GECE ‘TANRI’NIN ŞARKISI’ MI?
 Yağan Ümit
1. Ä°lgi ve Amaç
 Adige dilindeki “Tha” sözcüğü Tanrı, “vörat” sözcüğü şarkı, “Tha vörat” sözcük grubu “Tanrı şarkısı” anlamındadır. Bu sözcük grubunun “Tevrat” sözcüğüyle ses ve anlam bütünlüğü tamdır. Diğer yandan, Ä°sveçli dil bilgini Swadesh’e göre bir dilde tamlama durumundaki sözcüklerin başka bir dille benzeşme olasılığı milyonda birdir (Türkkan, s.: 59). Yine bilim adamları ilkçağlarda Anadolu ve Kuzey Mezopotamya’da konuşulan Hatti ve Hurri dillerini, çağımızdaki Kuzey Kafkasya dilleriyle ilişkili saymaktadırlar. Dilbilimci I.M.Diakonoff’a göre Hattice, Kafkas dillerinin Abhazo-Adige grubuyla akraba olduğu gibi, Hurri-Urartu dili de Nakh-Dağıstan (Çeçen-Dağıstan) diliyle yakın akrabalık ilişkisi içindedir (Dolukhanov,s.: 484).
Bu nedenlerle “Tevrat” sözcüğünün “Tha vörat” sözcük grubundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusu araştırılmaya değer görülmüştür.
Ä°lgi gösterdiğimiz konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ve konumuzu ilgilendirdiği ölçüde Hatti, Hurri, Filistin ve Ä°brani halkları kültürlerinin oluşum sürecine ve tarihsel gelişimine değinilecektir.
2. Anadolu’nun en Eski Halkları: Hattiler ve Hurriler
Anadolu’nun en eski halkı olan Hattiler, Orta ve Güneydoğu Anadolu’da yaşamışlardır (Akurgal, s.:31). Anadolu’nun en eski neolitik (Yeni Taş Devri) kültürü bu halka ait olduğu gibi, kültürel gelişme Kalkolitik (Bakır-Taş Devri) dönem ve Tunç Çağı’nda da kesintisiz bir şekilde devam etmiştir (Ünal, s.: 54).  Konya ovasındaki dünyanın en eski kenti olan Çatalhöyük – kentin hafiri Mellaart’ın deyimiyle Taş Devri Kenti– Hattiler tarafından kurulmuştur.  Kentin tarihini, Mellaart, radyokarbon verilerine dayanarak iki yüz yıllık bir sapmayla M.Ö. 6500 – 5700 yılları arasına tarihliyor. Kentin ekonomik bakımdan da çağının en ileri kenti olduğu, mal değiş tokuşuna dayanan ticari faaliyetlerin bulunduğu anlaşılmaktadır (Mellaart, s.78 ).
Uzmanlara göre Orta Anadolu’daki Hattiler, 3.bin yılın ortalarında küçük krallıklar ve beylikler halinde yaşıyorlardı. Krallıklar genellikle bir kentten ve kent çevresindeki topraklarda çalışan halktan oluşuyordu. Kent, aynı zamanda dinsel merkezdi(Brandau-Schickert,s.:14).
Asur tabletlerinden anlaşıldığına göre, 3. bin yılın ortalarından itibaren ticaret amacıyla Anadolu’ya gelmeye başlayan Asurlular, 2. bin yılın başlarında Orta Anadolu’da ticaret kolonileri kurmuşlardır (Akurgal, s.:46). Yine bu tabletlerden anlaşıldığına göre Orta Anadolu’da Hattilerle birlikte görülen diğer bir halk da Anadolu’nun yerlisi olduğu konusunda kuşku duyulmayan Hurrilerdir. Bu iki halkın kültürel uyumu tamdır.
Yukarı Dicle vadisinde, Mardin merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Musul Kerkük dolaylarında en arkaik kültür    Hurrilere aittir. Bu bölgedeki ve Doğu Anadolu bölgesindeki M.Ö. 6500-5000 yılları arasına tarihlenen Neolitik devir kültürü ile M.Ö. 5000-3000 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik devir kültürünün Hurilere ait olduğu anlaşıldığı gibi M.Ö. 3000 yıllarına tarihlenen Eski Tunç Çağı kültürü de Hurrilere aittir (Memiş, s.:47).
Hurri halkı yazılı kayıtlarda M. Ö. 3. binin başlarından itibaren görülmektedir (Alpman, s.:283). Ä°lk dönem kayıtlarında Hattilere rastlanılmamakla birlikte, bölgedeki tarihsel yer  ve kabile adlarına bakıldığında Hattilerin bu bölgede de yoğun şekilde yaşadığı anlaşılmaktadır. Biz, sözünü ettiğimiz dönemlerde bu bölgede “Hurri” ve “Subar” adlarında iki ayrı kavmin bulunduğunu ileri süren yazarlara katılıyor, gerekçelerimizi daha sonraki bir çalışmada belirtmek kaydıyla “Subar” halkını Hattilerle ilişkilendiriyoruz.
3. bin yıl ortalarında Dicle nehri ile Zagros dağları arasındaki bölgede bulunan çeşitli krallıklar da Hurrilerle ilişkilidir (Alpman, s.:287). Mardin’in güneyindeki Urkis kenti, M.Ö. 2300 yıllarına ait bir Hurri kentidir. 2.bindeki başlıca Hurri merkezleri ise şunlardır: Urfa, Diyarbakır, Mardin ile Kerkük arasındaki Hanigalbat, Tel Feheriye, Şagar, Bazar, Tel Brak, Tell Riman, Nuzi. Bu dönemde Hurriler, Suriye’nin pek çok kentinde Samilerle birlikte oturdukları gibi, Kenan’daki Ugarit şehrinde de oturuyorlardı. Hatay bölgesinde Tel Açana ise Hurri, Hatti ve Samilerin yaşadığı bir kentti(Akurgal, s.:119).
3.Hititler Dönemindeki Mezopotamya Halkları
 M.Ö. 1650 yıllarında Orta Anadolu’da Hitit krallığı kurulmuş, 1.Hattuşili, Güneydoğu Anadolu’daki Hurri kentlerinden bazılarını ele geçirmiştir. 1.Murşili (M.Ö.1630-1600) dönemindeyse Hititler, Hurri kenti Halpa’yı(Halep), yakıp yıktıktan sonra Babil’i işgal ederek Hammurabi Hanedanlığı’na son vermişlerdir (Akurgal, s.:54-61).Bu işgalin ardından, haklarında fazla bir şey bilinmeyen Kas/Kassitler, M.Ö. 1600 yılları civarında Babil’i işgal ederek 576 yıl sürecek bir hanedanlık kurdular. Kas-Sit halkı, Sami olmadığı gibi Hint-Avrupalı da değildir(Mieroop, s.:152-206).
Kas-Sitlerin Babil’i işgal ettiği dönemlerde Hurri ülkesi de Mittannilerin işgaline uğramıştır. Artık Kuzey Mezopotamya’da Hurri-Mittanni devleti bulunmaktadır. Mittannilerin etnik kökeni tarihte çok tartışılan ama sonuca ulaşılamayan bir konudur. Baskın görüşle bu halk Hint-Ari sayılmakta ise de Kammenhuber gibi bazı bilginler Hint- Ari etkisinin abartılmaması gerektiği görüşündedir ( Akurgal, s.:120).Biz de bu görüşe katılıyor, Mittannilerin Kas-Sitlerin bir kolu olabileceğini düşünüyor, tarihte görülen “Amıd/Amad, Midyat, Midin, Muda, Metya, Mutki, Muş, Maden, Mardin, Nusaybın, Hani, Hana, Hanzit (khazit, khanzeti),  Halpa (Khalpa), Adatha, Adıyaman (Adığa-maan, Kom-magane),  Zaho” gibi çok sayıda tarihsel yer adını bu halkla ilişkilendiriyor, Adige/Aphazlar arasında halen yaşayan “Mıd, Mit, Muda, Mıdar, Mudara, Mıdıj, Mudava, Maan/Mağan, Sit/Sıd” boy adlarını konuya ilgi gösterenlerin dikkatine sunmak istiyoruz.
Kas-Sitler ya da Hurri-Mittannilerle ilişkili olduğu sanılan Hiksoslar da aynı çağlarda ortaya çıkan bir halktır. Hiksosların hakim zümrelerinin Hurriler oldukları ileri sürülmektedir (Günaltay, S.:266). Hiksosların, 14. sülale döneminde Mısır’ı ele geçirerek yüzyıl kadar hükümdarlık yaptıktan sonra Mısırlılara yenilerek Filistin’e doğru çekildikleri kabul edilen bir görüştür.Bu nedenlerle Filistin ve Suriye’nin fethi 18. sülale firavunlarının temel siyaseti olmuştur.
4. Filistin Bölgesi Halkları
Bölgenin en eski halkı Eski Ahit’te Kenan olarak anılır. Aynı halka Yunanlılar “Fenikeli” derler. Sami dilinin bir lehçesini konuştukları kesinse de nereden geldikleri tartışmalıdır(Moscati, s.:29. Ayrıca “Keni” biçimindeki okunuş için bakınız, Hooke, s:150). Bölgenin kuzeyinde en eski kavim olarak Amoritlerin yaşadığı bilinmektedir.
Daha önce Mısır’ı fethettiğini gördüğümüz Hiksoslar, Sina-Filistin üzerinden Mısır’a geçtiklerinden fetihten  önceki bir dönemde Filistin’e ulaşmış olmalıdırlar. Esasen çoğu yazara göre Hiksosların arasında Kenanlılar da vardır (Özer, s.:176). Mısırdaki yenilgiden sonra Hiksos halkı Kenan diyarına çekilmiştir. Bu durumda: Ugarit, Sidon(Sida-n), Kinza(Kadeş), Akka, Gazze, Samaria(Sa-mara), Karmel, Aşdod, Aşkalon,Tyros, Biblos(Bi-Bla-s), Marathos(Mara-Tha-s), Megidos(Ma-Kıta), Hamat gibi yerleşim yerlerinde 18. yüzyıldan itibaren  yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Daha önce belirtildiği gibi, Anadolu ve Kuzey Mezopotamya’nın yerli halkı olan Hatti ve Hurilerin 2.binli yıllardan itibaren Kuzey Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Amik Ovası’nda yaşadıkları tespit edilmektedir.  Kas-Sitler ile Hiksosları; Hattiler ve Hurrilerle ilişkili boylar olarak değerlendiren bizim de katıldığımız görüş temel alındığında, bölgedeki Hatti-Hurri yoğunluğu daha da artar. Büyük Hitit Ä°mparatorluğu’nun kurulmasından sonra bölgedeki Anadolu etkisi daha da artmış, Hitit orduları bölgeye kadar inmiş çeşitli kentleri yıkmış, krallıkları egemenliği altına almıştır. Aynı durum Mısırlılar için de geçerli olup Filistin bölgesi, Hitit ve Mısır devletlerinin çekişme alanıdır.
 Hitit Ä°mparatorluğu’nun yıkıldığı dönemlerde Doğu Akdeniz, haklarında fazla bir şey bilinmeyen M.Ö. 1200-1050 yıllarına konuşlandırılan “Deniz Kavimleri” denilen halkların istilasına uğramış, Deniz Kavimlerinden olan Filistinliler bu bölgeye yerleşmişlerdir.
İşte, Ä°srail halkı bu coğrafyada, bu halkların kültürleriyle etkileşerek ortaya çıkan bir halktır. Ä°srail halkının atası olarak kabul edilen Abram-Abraham-Ä°brahim peygamber tek tanrılı üç büyük dinin de kutsadığı bir insandır. Tevrat’a göre Keldanilerin Ur kentindendir (Çığ, s.:12). Mezopotamya’da üç tane “Ur” kenti vardır: Sümer’deki Ur kenti, Hurri-Hattilerin Urkis kenti, yine aynı halkın bir kenti olan Urfa. Tespitlerden anlaşılacağı üzere, Ä°brahim peygamberin Kuzey Mezopotamya kökeni konusunda herhangi bir kuşku yoktur. Hatti-Hurri kültürünü tanıdığı, bu kültürel çevrenin içinde yaşadığı çok açıktır.
Konuyla ilgili şu saptamalar yapılmaktadır:” Mezopotamya’daki Ur şehrinden çıkan, Mezopotamya inançlarını tanıyan Sümerli Ä°brahim Peygamber, Tevrat’ta Het oğulları diye geçen Hitit beylerinin yanında konuk olarak kaldığına ve beylerden biri olan Hititli Efron’dan mülkiyetindeki Makpela mağarasın karısı Sara’yı gömmek için istediğine göre, Hitit kültür ve inancını da tanımış oluyor. Dahası torunu Esav, Hitti Baeri’nin kızı Yudit’i, hem de yine Hitti Elon’ın kızı Besamat’ı eş olarak alır. Demek ki o dönemde Filistin yöresi Hititlerin etki alanında bulunmaktaydı ve Anadolu kültür ve inançları orada tanınmaktaydı. Bu olgulara Deniz Kavimleri’nin M.Ö. 12. yüzyılda başlayan yayılma ve baskılarıyla Güney Filistin yöresine göçen Pulasatilerin katkılarını ekleyecek olursak, Anadolu inançlarının Ä°brani kültürü ve dinini ne denli derinden etkiledikleri ortaya çıkar. Böylece de, Frigyalılar döneminde bir ulusal tanrıça niteliğiyle tapılan ve “Kybele” olarak adlandırılan binlerce yıllık ana tanrıça kültür alışverişi yoluyla bütün Orta Doğu ve Mezopotamya’da etkisini duyurur ve Ä°slamlık öncesi kabesinde “Hubel” adıyla en saygın putlar arasında yerini alır.”(Bayladı, s.:100).
Ä°brahim peygamberin eşi Sara’yı gömdüğü mağaranın adı da çok dikkat çekici bir şekilde Anadolu ana tanrıçası Kybela/Kibele’nin adını taşımaktadır. Tanrıçaya Anadolu’da hem “Ma”, hem “Kibele” adıyla tapılmaktadır. Kybele’nin bölgedeki diğer adı “Hepa” olup daha sonra “Hava”‘ya dönüşür (Balıkçı, s.:42-140).
5. Sonuç 
Somut verilere ve uzman görüşlerine dayanarak bölgede yaşayan halklar, Kenan/Fenike, Amurru, Hurri, Hatti, Mittanni, Kas-Sit, Hiksos, Pulasati/Filistin ve Hapiru/Apiru/Ä°brani olarak saptanmaktadır. Bu halkların etnik kökenleri farklıdır. Farklı diller konuşmaktadırlar. Tarihsel olarak en son ortaya çıkan Ä°braniler, Filistin’i kendilerine tanrılarının vaat ettiği ülke olarak görmüşler, diğer halkları egemenlikleri altına almaya çalışmışlardır. Ä°brani tarihi, Ä°branilerin bölge halklarıyla mücadelelerinin ve ilişkilerinin tarihidir.
Tevrat’ta bir öykü gibi anlatılan mücadeleler yalnızca kültürel alışverişle açıklanamaz. Bölgedeki tarihsel mücadele ve ilişkiler ağı farklı dil konuşan, etnik kökeni farklı olan çeşitli halkların, başka bir halk tarafından yeni bir kültür çerçevesinde asimilasyonunu göstermektedir. Hititler döneminde Anadolu’da gerçekleştirilen kültürel sentez ve etnik bütünleşme, bu kez Doğu Akdeniz’de değişik tarihsel koşullarda değişik şekilde gerçekleştirilmiştir. Nasıl Hititler kendilerinden üstün Hatti kültürünü, gelenek ve tanrılarını, kimi zaman hiç değiştirmeden, kimi zaman değiştirip uyarlayarak almışlarsa Ä°braniler de Sümer, Hurri, Hatti, Kenan, Mısır ve Filistin kültürlerini kendilerine uyarlayıp farklılaştırarak almışlar, böylece yeni bir kültür oluşturarak bölgedeki halklardan farklılaşmışlar, onların içinde erimeyerek onları asimile etmeyi başarmışlardır.  Asimilasyon, etnik ve kültürel ayıklanma ve farklı etnosları yeni bir kültürde kaynaştırıp bütünleştirerek yeni bir halk oluşturma sürecidir. Bu süreç, Ä°brani örneğinde 4-5 yüzyıl sürdüğünden, asimile edilen halkların dillerinden, yaşam biçimlerinden, tanrılarından, adet ve geleneklerinden kalıntılar, daha doğru bir deyimle kültürel izler, yeni kültürde de izlenip ayırt edilebilmektedir.
Bu nedenlerledir ki, Abram-Abraham adı konusundaki açıklama (Çığ, s.:84) şaşırtıcı bir şekilde Aphaz dilinde de uygun olabilmekte (Büyüka, s.: 212) ve  Ä°brahim peygamberin Hatti (Aphaz) asıllı olabileceği öne sürülmektedir .
 “Abram/Abraham” adının, Aphaz dilinde açıklanması, Adige dilinde “Tanrı şarkısı” anlamına gelen “Tha vörat” sözcük grubunun   “Tevrat” sözcüğüyle ses ve anlam olarak tam uyumlu olması, Ä°brani dili ve tarihindeki arkaik kültürel kalıntıların tespiti anlamına gelir. Belirtilmesi gereken bir şey de Tevrat’ın içeriğinde Sümer, Akad, Asur, Babil, Hatti ve Hurri halklarına ilişkin pek çok kültürel öğe bulunduğunun bilim çevrelerinde kabul gören bir görüş olduğu, kültürel izlerin akademisyenler tarafından da tespit edilebildiğidir.
Öyle anlaşılıyor ki, Hatti-Hurri ana tanrıçası Kubaba/Kypala/Ma/Hapa bölgede de bilinmekte ve tapım görmekteydi. Hatti-Hurri asıllı halklar tanrıça için söyledikleri ilahilere kendi dillerinde “Tha Vöerat” demekteydiler. Bu durum Ä°brani halkı tarafından da bilinmekte, belki onlar da aynı tanrıçaya tıpkı şimdi Türk halkının Arapça ibadet etmesi gibi Hatti dilinde yakarmaktaydılar. Başka dillerde tanrıya ibadet etmenin normal bir uygulama olduğunu göstermek için Babil ve Anadolu’dan örnekler de gösterilebilir. Sümer dili konuşulmaz olduktan sonra uzun yıllar Babilde ibadet dili olarak kullanılmıştır. Hatti dilinin Anadolu’da Hititler zamanında ibadet amacıyla kullanıldığı bilinmektedir.
Ä°brani asıllı olup olmadıkları hep tartışılan, baskın olarak Ä°brani asıllı olmadıkları kabul edilen, Ä°brani halkı içerisinde dinsel bir sınıf oluşturan ve ibadetleri yöneten ruhban sınıf “Levi” halkının Hatti-Hurri asıllı olması da mümkündür.
Bu tespitlerden sonra, Ä°sveçli dil bilgini Swadesh’in yukarıda açıkladığımız görüşlerini de yinelemek isteriz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Tevrat sözcüğünün Filistin’de yaşayan ve Ä°brani halkının arasında asimile olan Hatti-Hurri kabilelerinin kültürel kalıntısı olabileceği sonucuna varılmaktadır. “Tha Vörat” sözcük grubu asıl kök sözcük gibi görünmektedir. Daha kesin konuşabilmek içinse, daha fazla araştırma yapılmasına gerek vardır.
KAYNAKÇA
1. Alpman, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt:XIV, sayı:25, Ankara.
2. Akurgal, Ekrem, “Anadolu Uygarlıkları”, Ä°stanbul, 1989.
3. Balıkçısı, Halikarnas, “Altıncı Kıta Akdeniz” , Ankara, 1991.
4. Bayladı, Derman, “Uygarlıklar Kavşağı Anadolu”, Ä°stanbul, 1996.
5. Brandau, Birgit,- Schickert, Hartmut, “Hititler, Bilinmeyen Bir Dünya Ä°mparatorluğu”, Ankara, 2003.
6. Büyüka, B. Ömer, “Abhaz Mitolojisi Anaç mı?” , Ä°stanbul, 1971.
7. Çığ, Muazzez, “Ä°brahim Peygamber”, Ankara, 1997
8.. Dolukhanov, .Pavel, ”Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı” , Ankara, 2002.
9. Hooke, S.Henry, “Otadoğu Mitolojisi, Ankara, 1991.
10. Günaltay, M. Ş., “Yakın Şark II- Anadolu” , Ankara, 1987.
11. Mellaart, James, “Yakındoğu’nun En Eski Uygarlıkları, Ä°stanbul, 1998.
12. Memiş, Ekrem, ”Eski Çağ Türkiye Tarihi”, Konya, 2001.
13. Mieroop, M. V. De, “Antik Yakındoğu’nun Tarihi” , Ankara, 2006.
14. Moscati,Sabatino, “Fenikeliler”, Ankara, 2004.
15. Türkkan, R. Oğuz, “Kızılderililer ve Türkler” , Ä°stanbul, 1999.
16.  Ünal, Ahmet, “Hititler Devrinde Anadolu”(Kitap 1), Ä°stanbul, 2002.
17. Özer, Y. Ziya, “Mısır Tarihi”, Ankara, 1987.
.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
           
           
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
           
 
 

Sayı : 2010 03

Yayınlanma Tarihi: 2010-03-01 00:00:00