Almanyalı Çerkes araştırmacı Mehmet Uluışık

0
9

J- Türkiye’deki Çerkeslerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
U- Çarlık Rusyasının 1864’te atalarımıza bir soykırım yaptığını ve biz Çerkeslerin büyük bir kesimini Kafkasya’da yok ettiğini zaten biliyoruz. Tek derdimiz bu soykırımı dünyaya anlatamamak, bunun için bir “Soykırım Merkezi” kurmamız ve tüm verilerin bir elde toplanmasını sağlamamız şart. Bu Soykırım Merkezi, bizlerle ilgili tüm bilgileri, belgeleri toplayıp bizden sonraki kuşaklara sunmalı. Ve bir de müze düşünülmeli bunun yanında.
Ama aynı derecede önemli olan bugünkü, biz diasporadaki Çerkeslerin durumu. En az geçmiş kadar vahim. Yani diasporada yaşayan ve asimilasyonla karşı karşıya olan, ana dilini bile konuşamayan bizler…
145 yıldır da Osmanlı-Türkiye´de yaşayan bizlerin de asimile edilerek yok edilmek üzere olduğumuzu söylüyorum kısaca. Bu sakın Çerkes düşmanlığı olarak görülmemeli. Türkiye´deki gerçeğe baktığımızda gelecek jenerasyon da ana dilde eğitim hakkını Türkiye’de alamaz ise ne yazık ki biz Çerkesler de, Vubıhlar ya da kelaynak kuşları gibi nesli tükenenler durumuna düşeceğiz ve Çerkesleri seven Türkler olarak tarihte yerimizi alacağız.
J- “Bu sakın Çerkes düşmanlığı olarak görülmemeli” demeniz neden?
U- Çünkü Türkiye’de tarih bilinmiyor ve aynı anda farklılıkların bir zenginlik olduğu da kabullenilmiyor. Bizleri Türk boyu olarak görüyorlar, buna bir de Müslümanlığı ekleyince “Neden başka bir dile, kültüre ihtiyaç var ki, hepimiz Türküz, Müslümanız” diyorlar. Bu art niyetli bir düşünce değil ama “severken öldürmek” gibi. Yani bu mantık; beni sevme uğruna yok ediyor. Ama kendi çeşitliliğini de yok ediyor.
Hitler, Stalin ideolojisindeki ‘tek tiplilik’ gibi değil ama, farklılıkların böleceği endişesi ile bakıyorlar. Türkiye’deki en büyük sorunun ulus-devlet modelinde olduğunu bilmeden.
J- Türkiye’de arşiv çalışması sırasında izlendiğinizi söylemiştiniz. Bu olayı biraz daha ayrıntılı aktarabilir misiniz?
U- Ben izlendiğimi biliyordum ama ispatlayamazdım tabi. Araştırma için Türkiye´de kaldığım süreçte izlendiğim, mahkemede tutanaklarında belgelendi zaten.   
Türkiye´ye iş kurmak için sık sık gidip geldiğimde randevular arası çok vaktim oluyordu Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 1915 merkezli ama 1908-1924 dönemini kapsayan araştırma yapmak istedim. Bir Abaza olarak önce atalarımın Osmanlı’daki iskan belgelerini görmek istedim. Böyle bir belgenin olmadığını söylediler ama Kafkasya’dan göç eden tüm halkların iskanları Osmanlı’da belgelidir. Ne kadar direttiysem de, bu belgeleri bana vermediler ve hakkım olan günlük 25 belgeyi dahi kısıtladılar. Yani benim ‘tehlikeli’ bir araştırmacı olduğuma karar vermişlerdi.
‘Tehlikeli’ iseniz sonrası bellidir: Saçınızın uzunluğuna, giydiğiniz kısa pantolona laf atıp sataşırla, psikolojik baskı uygularlar, tehdit ederler. Gene de vazgeçmezseniz, anavatanınıza sokmazlar.
J- Peki arşiv araştırmaları konusunda Türkiye ne yapmalı?
U- Önce arşivleri sınırsız açmalı. Yani belge sınırlaması kaldırılmalı. Daha da önemlisi eldeki kataloglar mutlaka bilgisayar ortamına taşınmalı ya da kopyasını vermeli. Böylece, araştırmacı yığılması önlenir, bir belge için kimse iki buçuk yıl oralarda sürünmez ve art niyetli katillere de hedef olmaz. Bir de oraya araştırmacılara engel olmaya çalışanlar yerine yardımcı olan elemanlar konmalı..
Abziyaraz! 

Sayı : 2010 04

Yayınlanma Tarihi: 2010-04-01 00:00:00