Dilimiz, halimiz ve biz

0
8

Çerkes, Laz, Gürcü, Hemşinli olarak bir araya gelen Kafkas-Karadeniz halkları ilk kez bir panelde buluştu.

Bu ilk adımın alkışlarla karşılandığı panelde dil ve kimlik üzerindeki asimilasyon politikaları tartışıldı. Panelde özellikle “etnik sorunların çözümü için, tüm etnik toplulukların birlikte hareket etmesi”ne vurgu yapıldı.
Gürcü Kültür Merkezi Derneği, Laz Kültür Derneği, Avcılar Kafkas Kültür Derneği ve dernekleşme çabasında olan Hemşinliler, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde “Kafkas Hakları Birbirini Tanıyor, Dillerimiz ve Hallerimiz” konulu bir panel gerçekleştirdi.
Moderatörlüğünü Laz Kültür Derneği Başkanı Memedali Barış Beşli’nin yaptığı panele Gürcü Kültür Merkezi Derneği Başkanı Fazlı Kaya, Laz Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Bucaklişi, Avcılar Kafkas Kültür Derneği adına Jıneps gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Yaşar Güven ve Hemşin dili ve kültürü üzerine çalışmalar yürüten Mahir Özkan panelist olarak katıldı.
Panelin başlangıcında, “Kafkas-Karadeniz kökenli halklar olarak bu panelin bir ilk olduğunu” vurgulayan Memedali Barış Beşli’nin “bu güzel ortamı hep birlikte alkışlayalım” önerisi çok sıcak ve içten alkışlarla karşılık buldu.
İlk konuşmayı yapan Yaşar Güven, Kafkasya’da Kafkas, Hint-Avrupa ve Altay Dil Ailesinden farklı dillerin kullanıldığını aktarıp Kafkas Dil Ailesi ağırlıklı bir sunum yaptı.
Güven; Türkiyeli Çerkeslerin, yıllarca süren Kafkas-Rus savaşları sonucu sürgün edildikleri 1864 yılından bugüne anadile dair çalışmalarına kısaca değindikten sonra, “Türkiye’nin anadil konusunda uygar ülkelerde kabul gören demokratik normlara uymamasının gerekçeleri ele alındığında, sorunun topyekun bir özgürlük pratiğinin, genel demokratikleşme mücadelesinin bir parçası olduğu açıktır. Özgürlük hiçbir halka gümüş tepside armağan edilmediğine ve edilmeyeceğine göre, uğraşmak gerekiyor. Aydınlar yaşadıkları dönemlerin tanığıdır, salt tanıklık etmekle kalmamalı, aktif tavır alarak ve bütün varlıklarını ortaya koyarak mücadele etmelidir. Aydınlar, anadilde eğitim hakkının temel bir insan hakkı olduğu gerçeğini her koşulda savunmalıdır.” dedi.
Güven, “Türkiye son dönemde Kürt açılımı, demokratik açılım gibi kavramları tartışıyor. Ama 1995 yılında uygulamaya başladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 maddesine koyduğu çekinceyi henüz kaldırmış değil. Çocuğun anadilini öğrenmesine ve kullanmasına yöneliktir bu maddeler” açıklamasından sonra 2000 yılında Unesco tarafından yapılan bir araştırmada dünyada 6809 dilin olduğu, 2 hafta bir dilin ya da yılda 10 dilin silindiği sonuçlarına varıldığını ve bunun ise korkunç bir kıyım olduğunu söyledi.
“Bu panelin kapsamında Son Vubıh olarak andığımız Tevfik Esenç’ten söz etmeden olmaz” diyen Güven şu bilgileri aktardı: “Prof. Georges Dumezil (Fransız akademisi üyesi), Vubıhça alfabeyi yazılı hale getirerek insanlığın kültür hazinesine katkıda bulunan bir biliminsanıdır. Dumezil’in 1956 yılında, Manyas’ın Hacıosman köyünde ulaştığı Tevfik Esenç ile başlattığı ve 30 yıl sürdürdüğü çalışmaları, ölümünden sonra asistanı Kafkasolog Şeraşidze sürdürdü. Esenç ayrıca, Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Sumru Özsoy ile de çalıştı. İsmet Arasan, konuyla ilgili ‘Son Sesler’ isimli bir belgesel çekimi yaptı ve 1988 yılında Fransa’da yapılan festivale katıldı. Anadolu, Vubıhça örneğinde olduğu gibi başka dillerin mezarı olmasın isteriz.” Güven, sunumu, Çerkes edebiyatçı Çetin Öner’in Anadile dair yazdığı şiiri okuyarak bitirdi.
‘Türkleştirme’ Gürcüleri de vurdu
Güven’in ardından konuşan, Gürcü Kültür Merkezi Derneği Başkanı Fazlı Kaya, Gürcüleri ve Gürcü adının kökenini açıklayarak başladığı konuşmasında; Gürcülerin büyük bir çoğunluğunun Hıristiyan dini Ortodoks mezhebine mensup olduğunu belirterek, Müslüman Gürcü sayısının az bir kesim olduğu bilgisini verdi.
Kaya, “Gürcü alfabesinin 2000 yıllık bir tarihsel geçmişi vardır. Gürcülerin yazılı edebiyatları vardır. Ve edebi yönlerinin güçlü olduğu söylenir. Güney Kafkas dil grubunda yer alırlar” dedi.
Asimilasyon sürecini iyi anlamak için Osmanlı ve TC’nin kuruluş dönemini iyi anlamak gerektiğini söyleyen Kaya, “TC sürecinde Türkleştirme politikalarıyla, baskı ve cezalarla bir asimilasyon politikası yaşandığını, etnik grupların kimliklerini yaşatabilmesinin anadille mümkün olduğunu” belirtti ve ‘Anadilde eğitimin en doğal insani hak olduğunu, dile müdahalenin yaşamın her alanına müdahale demek olduğunu’ vurguladı.
Kaya konuşmasını şöyle sürdürdü: “Anadil eğitim talebi de dahil olmak üzere hak eşitliğini savunmak ve bunun için örgütlenmek gerek. Etnik dillere ve kimliklere bu ülkede yaşam hakkı istemek sadece bir demokrasi mücadelesi olarak görülmemeli aynı zamanda daha geniş bir bakış açısı ile buna bir kardeşleşme olgusu olarak da bakılmalıdır. Anadil sorunu ve diğer etnik sorunların çözümü için diğer tüm etnik toplulukların birlikte hareket etmesi ile ancak çözüm noktasında olumlu bir süreç başlatılabilir.”
Hemşinlilerin ‘öz inkar’ sorunu
Kaya’nın ardından konuşan Mahir Özkan bir derneği veya kurumu temsilen değil, kendisinin de ait olduğu Hemşin dili ve kültürü üzerine çalışmalar yürüten bir kişi olarak konuştuğunu belirterek, Kafkas veya Karadeniz halkları arasında en az bilinen topluluğun Hemşinliler olduğunu söyledi.
Hemşinli kelimesini insanların çoğunlukla Hemşin ilçesinden olanlar şeklinde algıladıklarını ancak burada söz konusu olanın bir kimlik, dil ve kültür olarak Hemşinliler olduğunu belirtti. Hemşinlilerin etnik köken olarak Ermeni veya Türk olduklarına dair farklı iki görüş olduğunu ifade eden Özkan, ancak her iki tezde de Hemşinlilerin; MS 620 veya 780’lı yıllarda bugünkü Ermenistan bölgesinden göçerek, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerine yerleştiklerini söyledi. Özkan, Hemşincenin Ermenicenin batı lehçesine ait bir dil olduğu ve Hemşinlilerin 16-17. yy’la kadar Gregoryen Hıristiyan inanışına mensup bir topluluk oldukları noktasında hem fikir olunduğuna vurgu yaptı.
Ülkemizdeki Hemşinlilerin Müslüman olduğunu belirten Özkan, Hopa ve Borçka Hemşinlilerinin halen Hemşin dilini günlük yaşamlarında kullandıklarına dikkat çekti. Çamlıhemşin ve Hemşin başta olmak üzere Rize ve ilçelerinde yaşayanların ise içinde Ermenice kelimelerin de yer aldığı kendilerine özgü bir şiveyle Türkçe konuştuklarını ifade etti.
Unesco’nun tehlike altında olan diller arasında Hemşinceyi de saydığını belirten Özkan,. Hemşinlilerin özel tarihsel süreç dolayısıyla ciddi bir ‘öz inkâr sorunu’ yaşadıklarının, bu nedenle de oto asimilasyon uyguladıklarının altını çizdi.
Devletin insafına bırakılamaz
Laz Kültür Derneği adına konuşan İsmail Bucaklişi ise, her resmi ideolojinin ve iktidarın kendi asimilatörlerini yarattığını belirtti. Bucaklişi, dünyanın her yerinde egemenlerin asimilasyon politikaları uyguladığına dikkat çekti.
Dünyada bulunan 190 devletin 6 bin dil üzerinde baskı uyguladığını belirten Bucaklişi, “Anadilinin yaşaması gerektiğini düşünenlerin farklı bir bakış açışına sahip olması gerekiyor. Kendi anadilleri dışındaki hiç bir dili küçümsememesi ve baskı uygulamaması lazım. Anadil meselesi devletlerin insafına bırakılacak bir mesele değil. Yasakçı, baskıcı egemenlerin anadilimizi güvence altına almasını beklememek gerekir” dedi.
Panelin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan panelistler, Kafkas-Karadeniz halkları olarak ilk defa bir araya geldiklerini belirterek, bundan sonra demokratik mücadeleye katkı sunmak üzere birlikteliklerini sürdüreceklerini açıkladılar.
********
Çocuğa ‘çekince’ olmaz
Çocuk Hakları Sözleşmesi, BM Genel Kurulu tarafından 20 kasım 1989 yılında benimsendi. 2 eylül 1990’da yürürlüğe girdi. 142 ülke imzaladı.
Türkiye, 1995 yılında uygulamaya başladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 maddesine koyduğu çekinceyi henüz kaldırmış değil.
Türkiye’nin çekince koyduğu maddeler:
Madde 17
Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal,ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:
d) Kitle iletişim araçlarının azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
Madde 29
1. Taraf Devletler, çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;
c) Çocuğun anne-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı, veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygının geliştirilmesi;
Madde 30
Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.
***********
UNESCO söylüyor
Bazı araştırmanlara göre 30.000 ve bazılarına göre ise yarım milyon dil, iz bırakmadan dünya tarihinden silinmiştir.
Dünyada konuşulan 6809 dilin yarısı bugün yok olma tehdidi altındadır.
Bazı araştırmanlara göre her yıl 10 ve bazılarına göre ise her iki haftada, bir dil yeryüzünden siliniyor. (Araştırmanın yapıldığı 2000 yılından itibaren 10 yıl geçti. İki haftada bir dil siliniyor dersek yılda yaklaşık 26 dil, 10 yılda 260 dil daha silindi demektir.)
Bir dilin yaşayabilmesi için, o dili en az 10.000 ile 100.000 kişinin konuşması gerekiyor. Bazı araştırmanlara göre şu anda var olan 6809 dilin %95’i önümüzdeki yüzyılda yok olacaktır.
Dünyada konuşulan 6809 dilin %96’sı dünya nüfusunun sadece %4’ü tarafından kullanılmaktadır.
Dünyada konuşulan dillerin yaklaşık 2.200 adedinin alfabesi vardır, diğer diller sadece konuşulmaktadır. Afrika’da konuşulan dillerin ise %80’inde imla kuralları yoktur.
Afrika kıtasında yakın zamanda yok olacak 200’den fazla dil, 500’den az kişinin oluşturduğu topluluklar tarafından kullanılıyor.
ABD ve Kanada’da bugüne dek hayatta kalmayı becermiş 200’e yakın dil, bugün yok olma tehdidi ile karşı karşıyadır.
Latin Amerika’da, 500’e yakın küçük topluluk tarafından konuşulan Kızılderili dili yok olmak üzeredir.
Güneydoğu Asya’da yok olma tehdidi yaşayan yaklaşık 700 dilin 40’a yakını, devlet politikaları sonucu yakın zamanda yeryüzünden silinecektir. Kuzeydoğu Asya’da konuşulan 47 dilden altısı Rusya’nın politikaları yüzünden yok olmuştur.
Avrupa’da konuşulan 123 dilden dokuzu günümüzde neredeyse yok olmak üzeredir, 26’sı ise ciddi tehdit altındadır.
******
Ezgilerin tanışıklığı
Panelin ilk yarısından sonra verilen arada, Kafdağı Müzik Grubu Gürcüce, Adıgece ve Lazca üç ayrı eser seslendirerek katılanlara mini bir müzik ziyafeti sundu. Salonda bulunan sanatçı Hava Karadaş ile Kafdağı Müzik Grubu birlikte Adıgece bir şarkı seslendirdi.
Ardından Nartların Sesi üç Adıgece şarkı sunumu yaptı. Onlar şarkı söylerken Gürcü kızların dansa kalkması hoş bir sürpriz oldu.
Panel sonrası MMO lokal bölümünde birlikte yenen yemek sırasında; Aydoğan Topal ve Hikmet Akçiçek Hemşince, Erol Temel-Nahit Akdemir ve Tamar Kurtanizde Gürcüce, Laz Müzik Grubu Teona Lazca şarkılarla katılımcılara unutulmaz bir gece yaşattı.

Sayı : 2010 04

Yayınlanma Tarihi: 2010-04-01 00:00:00