Bugün 21 MAYIS-Erhan Şahin (Hapae)

0
681
Bugün 21 MAYIS
-Erhan Şahin (Hapae)
 
146 yıl önce başımıza gelen bu ‘büyük felaket’ yaşanmasaydı eğer, dedem arkasında 4 yaşında bir öksüz bırakıp Balkan Harplerinde yitip gitmezdi. Büyükbabam 27 yıl Yemen çölleri de dâhil cepheden cepheye dolaşıp sakalına kır düşmüş bir ihtiyar misali, sırtında eprimiş haki bir kaputla ve beş parasız bir yoksul olarak Keseyhable’ye dönmezdi. Döndüğünde bütün yaşlılarını yitirmiş, evini harabeye dönmüş ve bahçesini yabani otların sardığı bir cangıl olarak bulmazdı. Savaşlardan arta kalmış bir sürü yetim çocuğu bir nebze avutmak için onlara tahta oyuncaklar yapmazdı. Bu sonuncusunu yine yapardı belki.
Ormancı Süleyman’ın oğlu Türk milliyetçisi olmaz, Çorum olaylarında bir ülkücü elebaşı olarak yargılanmazdı. Hatta Türkçeyi öğrenmesine bile gerek kalmazdı. Sonradan zar zor da olsa okuyup kendini devlet kadroları içinde bulanlarımız, köylülükten kurtulmanın yolunu, Çerkeslerden kurtulmak olarak görmezdi.
Dönüş diye bir dava olmazdı, bu davanın peşinde olanlar böbürlenmez, isteyip de beceremeyenler bundan utanıp sıkılmazdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğü, Hilafetin kaldırılması, Hanedanın sürülmesi umurumuzda bile olmazdı bizim. Ege sorunu, Kıbrıs meselesi, elli yılda beş darbe, zerre ırgalamazdı bizi. Kürtlerin ayrılıkçı hareketleri ya da “Sözde Ermeni Soykırımı’’ Saçe televizyondan senede iki defa işitilir ve bizleri, ayrılıkçı Tamil gerillaları kadar ilgilendirirdi ancak. Şhaltes Faik’in astsubay oğlu Güneydoğu’da şehit düşmez ve tüm köy halkıyla birlikte anasını feryat figan içinde perişan bırakmazdı. Kürtleri tanımazdık bile, Balkan göçmenlerini, Pomakları filan.
Mamak gecekondularını, Dikmen deresini, Yeleme köyünü, Uzunyayla’nın kasvetli kışlarını, yoksul Çorum bozkırını, Çarşamba bataklığını aklımıza bile getirmezdik. Belki İstanbul’a gelenlerimiz olurdu, kuğu gibi süzülen ışıl ışıl gemilerle ve çözülmeden sonra yaz tatillerinde Kemer’i işgal ederdik, belki de Fethiye’yi.
Talebe işkenceden geçmez Murat iki, Keç’ı Süleyman dört yıl bölücülükten hapis yatmaz, Huvaj sorguya çekilmezdi. Şeriatçı mı olsak yoksa laik mi kalsak benzeri, suni gerginliklerimiz olmazdı öyle. Ülkücü olanlarımız çıkardı elbet, nasıl ki sosyalistlerimizin olduğu gibi.
Ruhat Mengi ‘‘Bir Çerkes olarak ben elbette ki Türküm’’ demeyecekti, bütün o düşünce sığlığına rağmen. Ben Çerkes olarak Rus sayılırım deme riski vardı elbet. Golan tepelerine, Suriye çöllerine uğramazdık bile, Allah yazdıysa bozsun. Ürdün ‘Quafe’leri bu kadar yanık olmaz, hatta orada Quafe bile çalınmazdı muhtemel ama Prens Ali ile de bir akrabalık kuramazdık, bir eksiklik olarak. Nalçik’te dolaşan Suriyeli ihtiyarlar, Damascus’u övme nezaketsizliğine düşmezlerdi öyle, bir yandan Hafız Esad’ı övmek zorunda kalarak. Beşiktaş iskelesinde bu gün yapacağımız cılız gösteriye gerek kalmazdı.
Çöküp tarihe karışacak bir imparatorluğun hiddetine bir elli yıl daha göğüs gerebilseydik eğer, Tsey Mahmut, Ankara Derneği’nin önünde vurulup düşmezdi toprağa. Ethem Bey yine kahraman ve yine hain olurdu belki ama bu topraklarda değil. Yalnız şurası kesin ki, Düzce’de Sefer Bey için darağacını zor kurardı bu kez.
Ömer Seyfettin, yine ülkü dolu çekici hikâyeler yazmış olurdu olmaya ama Çerkesçe olurdu bu sefer. Bir de ülküsü değişik olurdu biraz. ‘Amasya tamimi’ni imzalayan dört kişiden Atatürk dışındakiler Çerkesti, diye övünenlerimiz olmazdı hiç. Derneklerimizin isimleri neden Adıge değil de Kafkas diye yapılan tartışmalara gerek kalmazdı tabi.
Orada beş milyonu aşan nüfusumuzla, Gürcistan’dan zengin, Estonya’dan az biraz fakir bir hayat ve başımızda Kremlin yanlısı yarı diktatör bir başkanımız olurdu. Olurdu ama yine de Türkiye’den ve Ürdün’den daha özgür bir ülke olurduk muhtemel. Suriye ülkesini saymaya bile gerek yok. Yok Amerikancılar, yok Kremlinciler gibi bazı sıkıntılarımız olurdu elbet ama oluyorsa da olsaydı keşke.
Ben mimar mı olurdum yine böyle yoksa başka bir şey mi bilemem yalnız, kızım Merisa, Çerkesçeyi öğrenemeyecek bir türlü diye kaygılanmazdım bir kere.
Ve Paris’e gideceksem de, oradan giderdim artık.
CARI

Sayı: 2010 05
Yayınlanma Tarihi: 2010-05-01 00:00:00