Anadolu’da bir Kafkas köyünün kısa öyküsü

0
317

Onlar ki, yüce dağ doruklarını, 

paylaşır kartallarla, 

Paylaşmaz özgürlüklerini. 

Bir kanaat edinmek için onlara dair, 

bakın nasıl kıvraktır dansları, 

ve nasıl binerler ata. 

Vakta ki, döğüşmek gerekti, 

özgürlükleri ve dağları için, ki, son derece eşitsizdi güçler, 

vuruştular bir altmış yıl kadar. 

Sonuçta kader ağını ördü. 

Kar etmedi usta savaş taktikleri, 

kar etmedi civan yiğitlik, yenildiler. 

Ve… paylaştılar tarihte yenik düşenlerin kaderini. 

Osmanlı, Rus ve İngiliz yapımı bir komployla 

terk-i vatan eylediler. 

İşte onların öyküsüdür burada anlatılan. 

***** 

Atları ve öküzleri saymazsak, 

ikiyüzelli kişi ya var-ya yoktu mevcutları. 

Çevre köylerden gelip 

Hacı Yüzbaşı’nın köyünde toplanmışlardı. 

Çeşitli kabilelere mensuptular. 

Komşu köye düğüne davetli de, 

yarın-birgün geri döneceklermiş gibi, 

biraz kaygılı ama, 

yine de umutlu görünüyordu gençler. 

Derin bir hüzün dolaşmaktaydı 

kavruk suratlarında ihtiyarların. 

Biliyorlardı ki, şakası yok bu yolculuğun. 

Erkekler topluca camide namaz kıldılar, 

Gençler havaya ateş etti. 

Kadın-erkek son defa vedalaştı kalan yakınlarıyla, 

Atlılar bindi atlarına, düştüler yola. 

***** 

Kafkas dağlarını iyi bildikleri geçitlerden aşarak, 

sulak, yeşil ve çiçeklerle bezeli derin vadileri bir bir geçerek, 

kayda değer bir aksilik yaşamadan, 

bir haftada geçtiler, 

Dağıstan topraklarını. 

Girdiler Gürcistan’a. 

Tiflis’i güneyde, 

ve adını bile bilmedikleri 

bir çok Gürcü köy ve kasabasını 

geride bırakarak ilerlediler. 

Kars’a ulaştılar. 

Kars-Arpaçay’da geçirdiler kışı. 

Hala anlatılır konukseverliği Arpaçaylıların. 

Baharla birlikte tekrar koyuldular yola. 

Erzurum vilayeti ve Erzincan sancağını da geçerek, 

Yarı aç, yarı tok 

Düşe kalka, azala-çoğala 

Nihayet, ulaştılar 

Sivas-Zara’ya. 

Yolculuk zordu, artıyordu kayıplar, 

önce birkaç yaşlı düştü toprağa, 

sonra çocuklardan devşirdi kurbanlarını ölüm meleği. 

Ve ölüm meleğine inat, 

kafile reisinin bir kızı oldu, 

Aymeset koydular adını. 

***** 

Söğüt, kavak ve meyva ağaçları, 

Kızılırmak boyunca uzanan bostanları, 

Ermeni zanaatkar ve Rum tacirleriyle 

Kendi halinde bir kasabaydı 

O yıllarda Zara. 

Zara kaymakamı karşıladı kafileyi, 

 ‘İsterseniz, gitmeyin yerleşin buralara, 

bakın şu karşıda görünen dağların eteği boş’. 

Düşündü, taşındı, ölçtü-biçti, 

Topladı ihtiyarları, bir de onlara danıştı, 

Ve kararını verdi, Kafile Reisi. 

Kabul etti teklifi. 

Birkaç gün Kızılırmak kıyısında konakladılar, 

sonra yola revan oldular, 

müstakbel köylerine doğru. 

***** 

Rivayete göre, 

Diyap ağa namında bir ağa yaşarmış bu topraklarda. 

Çevre Kürt köylerinin ağası. 

Yine aynı rivayete göre, 

Jandarmalar basmış ve katletmiş, 

Birkaç adamıyla birlikte 

nedeni meçhul rivayette. 

Kalan yakınları terk-i diyar eylemiş. 

İşte bu mezra’ya yerleştirildi yeni gelenler. 

Zamanla ev-bark inşa ettiler, 

ekip-biçmeye başladılar toprağı. 

Hayvan edindiler, genişti otlakları. 

Özlem duysalarda geride kalanlara, dağlarına, 

yavaş-yavaş alıştılar yeni yurtlarına. 

***** 

Askere gittiler, savaştılar, 

Yemen’de, Fizan çöllerinde. 

Çoğu dönmedi gidenlerin, 

ya vurulup düştü, ya da kırıldı hastalıktan. 

Savaş anıları sınırlıdır, 

gidenler dönmedikleri için herhalde. 

Bir Efendi emmi’nin anıları konuşulur, 

Bir de Nuri dayının. 

Efendi emmi seyismiş Karabekir’in yanında, 

ata iyi biner, iyi tanırlar atı 

ve severler Çerkesler. 

Tatlı tatlı ve oldukça detaylı anlatır, 

Doğu cephesindeki savaşları, 

hayrandır Karabekir’e. 

Nuri dayı ise askermiş seferberlikte 

Ruslar Erzurum, Erzincan’ı almış, 

dayanmış Sivas’a, 

top sesleri duyulmakta. 

Kış-kıyamet, ölüm kol geziyor cephede. 

Birden bire susmuş silahlar, 

Günlerce hiçbir hareketlilik görülmez Rus tarafında. 

Bir tuhaflık sezmiş, zabitler, merak dorukta. 

Ve nihayet anlaşılmış ki, 

İhtilal olmuş Rusya’da. 

‘Savaş bitti, diye çok sevindi, Rus askerler 

bizde sevindik, gittiler’. 

***** 

Gidenler dönmüyor ya, 

artmış asker kaçakları. 

Daha geniş bilinir anıları. 

Onlardan biridir, 

Hacı Yüzbaşı oğlu Remzi, 

Nam-ı diğer Deli Molla. 

1317’de doğdu. 

1334’te 16-17 yaşlarındaydı 

Boylu-poslu, yakışıklı, iyi suvari. 

Askere çağırdılar, gitmedi 

-abisi Ali’nin ölüm haberi yeni gelmişti cepheden. 

Filintasını kaptı, dağa çıktı. 

Dağlarda asker kaçağı gençler vardı. 

En namlıları Koçgiri aşiretinden, 

Karamanlı Nuri. 

Sonraları Koçgiri isyanına katıldı. 

Tuzlagözünde vurdular. 

Bir keresinde, bir komplo sonucu vuruştular Nuri’yle, 

ateşin ortasında kalmıştı, sipersiz, 

yaralandı, işaret parmağından, 

-istese öldürücü vurabilirdi Nuri. 

Düşmanlık yoktu aralarında. 

Zaman zaman vuruşmak, 

oyun oynamak gibiydi, 

dağdaki kaçaklar arasında. 

Zaman zaman da, 

jandarmayla ‘müsademe’ olurdu, 

o biraz daha ciddiydi. 

Onlar jandarmayı vurmak istemezlerdi ama, Jandarma’nın ne yapacağı belli olmazdı. 

***** 

Ağlık köyü güzel köydür, 

-komşu köy Çerkeslere. 

Yamaçları meşe ve çam ormanı. 

Köyde akrabaları vardır, 

Sivas eşrafından Mütevellilerin. 

Seferberlik yılları, 

kıtlık-kıyamet, 

yaşam zor şehirlerde. 

Mütevellilerden Zeliha hatun, 

kızlarını yanına alıp, 

taşındı Köye. 

Büyük kızı Fatma 13-14 yaşında, 

şehirli ve güzel. 

Hemen duyuldu çevrede. 

Bilhassa dağdaki gençler ilgilendiler. 

Bekardı Remzi henüz Deli Molla lakabını almamıştı. 

‘Ben ki en yiğidiyim 

ve en yakışıklısı bu dağların 

bana düşer bu kız’. 

Sürdü atını ağlık köyüne, 

arkadaşlarıyla birlikte. 

Meramı anlaşıldı, 

köyün yaşlılarınca. 

Ama Zeliha hatun istemiyordu. 

Gönül ferman dinler mi? 

Birkaç defa daha bastı köyü atlılar. 

Korktu köyün yaşlıları. 

Baskı yaptılar Zeliha hatuna 

‘Ver kızı kurtar bizi’ diye. 

Düğün-dergah kuruldu. 

***** 

O zamanlar, mızaka çalmayı bilenler varken, 

Ve kadın-erkek paylaşırken düğünü, 

bir başka olurmuş düğünler. 

Geleneklere uygun, gerçek Kafkas düğünü. 

Öyle başlamış Remzi ile Fatma’nın düğünü de, 

Mızıkalar çalınmakta, 

gençler kan ter içinde dans etmekteler. 

Kıvrak ve sert Kafkas dansları. 

Kadınlar şepik(*) çalmakta. 

Köyün hocası belirir, kapının eşiğinde. 

Açar ağzını, yumar gözünü, 

buz gibi olur düğün yeri. 

Kadın-erkek birlikte dans etmeleridir mesele. 

Bu son olur, 

bir daha da kadın- erkek birlikte dans etmez. 

Kaşen tutamaz genç kızlar! 

***** 

Zaman da bazı şeyleri almış götürmüş, 

giderek ne mızıka kalmış 

ne de mızıka çalmayı bilen. 

Geleneksel düğün tarzı da terk edilince, 

komşu köylüler gibi, 

davul-zurna eşliğinde halay çeker olmuşlar, 

Tamzara, Kürt diki’dir oynadıkları. 

Yine de tek tük vardır mızıka çalmayı bilen, Mesela, dilsiz Ömer. 

Ama o da erken göçmüştür köyden, 

her düğüne gelemez. 

Eğer gelirse, mutlaka alır eline mızıkayı. 

En usta oyuncular, 

Ali ağa, Tahir emmi 

birincilikleri var Sivas’ta. 

Çıkar meydana. 

Nefesler kesilir de tümüyle, 

kadınlar şepik çalmayı bırakmaz. 

***** 

Yüksekçe bir kaya, 

sokulmuş köyün bağrına. 

Kayanın dibinde, 

Hacı Yüzbaşının evi, 

Oğlu Remzi’ye miras şimdi, 

Evin önünde cami. 

Hacı Ahmet, Aziz ve Molla Memet, 

oturmuşlar caminin önüne 

Koyu bir sohbete dalmışlar. 

Demli çayın, tütünün ve 

ajans haberlerinin en tiryakisidir, Aziz. 

Hep ‘ruhu daralır’. 

Türlü gerekçeler saysa da, 

ruh sıkıntısına dair, 

aslında yoksulluktur ruhunu sıkan. 

Ne toprağı 

Ne de bir çift öküzü vardır, Hacı Ahmet’in. 

Ama gizler yoksulluğunu. 

Açsa da, tok görünür, mağrur. 

Topraktan ve bir çift öküzden yoksun 

olduğu gibi, 

Mahrumdur erkek evlattan da. 

Sekiz tane kız çocuk doğurmuştur da karısı, 

Bir oğlan verememiştir! 

Hacı Ahmet’e. 

Hoca Nasreddin kumaşından kesilme 

Kumaşı Molla Memet’in. 

Güler, güldürür köylüyü. 

Hele uzun kış geceleri doyum olmaz sohbetine. 

Topaldır doğuştan, Molla Memet, 

bir tilki kadar kurnaz ve alaycıdır. 

Alay eder kendi topallığıyla bile. 

Oturmuşlar caminin önüne 

En son maceralarını anlatmaktalar. 

Zaman zaman tütün getirir Aziz, 

Kaçak tütün, Tokat’tan. 

Son macerası onunla ilgilidir. 

‘Elimde iki torba dolusu tütün 

Almus’tan dönüyorum, 

yolun kenarına oturmuş, araba beklemekteyim. 

Baktım uzaktan bir araba yaklaşmakta. 

El ettim, durdu. 

Bir de ne göreyim 

Gelen bir jandarma jipi. 

Nasıl da kokar taze kıyılmış tütün. 

Yandık, yakayı ele vermezsek iyi diye düşündüm. 

Çare yok, atladım jip’e. 

Kolonya vardı yanımda o aklıma geldi. 

Daha selam-sabah faslı bitmeden, 

çıkardım, kolanya ikram ettim, 

daha doğrusu boca ettim kolanya şişesini, 

Jandarmaların üstüne. 

Bastırdı tütün kokusunu kolanya, 

Paçayı kurtardık, böylece’. 

Lafı Hacı Ahmet alır. 

Fakat daha lafa başlamadan 

Ezan okunmaya başlar, 

Namaza giderler. 

[email protected] 

***** 

(*) şepik: elle tempo tutma. 

Öyküye konu olan köy, Sivas-Zara- Osmaniye köyüdür. 

  Mehmet Yücel 

 

Sayı : 2010 06