Oya Baydar: ‘40 yıldır demokratikleflemedik’

0
560

Demokrasi İçin Çerkes Girişimi’nin (DİÇEG) düzenlediği söyleşi dizisinin geçen ayki konuğu Yazar Oya Baydar’dı. Şamil Vakfı’nda yapılan ‘Demokratikleşme ve Çerkesler’ konulu söyleşiye katılan Oya Baydar, “Bu ülke demokrasi konusunda ileri gidememiştir. Demokrasi lafını en fazla kullananlar bile ileri gitmek adına bir adım attırmamışlardır. Neden? Çünkü bu ülkede herkes kendine Müslüman’dır“ dedi. 

Demokrasi lafının gündelik ve siyasi yaşamımıza girmeye başladığı 40’ların ortalarından itibaren konuşulmaya başlamasına rağmen, o zamandan bu zamana hala gerçekleştirilemediğine vurgu yapan Baydar şunları söyledi: 

 

Demokratlığı anlayamadık 

Nedir bu demokratikleşme meselesi, bir türlü aydınlanamıyoruz. Türkiye ve benzer toplumlarda tarihsel sürecin demokratikleşmeye yatkın bir yapısı olmadığını düşünüyorum. Demokratikleşme bir türlü sağlanamadı bizim gibi toplumlarda. Bunlar otoriter toplumlardır, Asya tipi toplumlardır, devletler ezen devletlerdir. Gelenek böyle. Ama böyle devam etmesi gerekmiyor tabii. Bu arada dünya değişiyor zaten. Ancak bizim baştan bir engelimiz var, bunu görmemiz lazım. Demokrasiye alışık değiliz, daha çok kul olmaya alışık bir toplumuz. Bireyin çok geç ortaya çıktığı bir toplumuz. Bireyin özgürlüğünü en başta devletin, cemaatin, bir takım ideolojilerin engellediği bir toplum durumundayız. Bu ideolojiler Cumhuriyet öncesinde de sonrasında da aynı. Kemalist laik ideolojinin de aynı engelleri koyduğunu düşünüyorum. Yani pek bir nefes alamadık. Demokratiklik nedir anlayamadık. 

 

Kendi cemaatimizle sınırlıyız 

Hak ve özgürlükler bağlamında konuşmak daha yararlı olacak bence. Çünkü hak ve özgürlükler belli demokrasi kalıplarının ötesinde ve daha evrensel. Toplumumuzda hak ve özgürlükleri herkes için sağlayamadık. Ben sol görüşlüyüm. Solun ağzından da düşmez hak ve özgürlükler. Burjuva demokrasisine karşıdır ama proleter demokrasi ister. Yani işçi sınıfı demokrasisi isteriz. Ama eskiden de kafama takılan şuydu; burjuva demokrasisi deyip proleterya diktatörlüğünü savununca diktatörlüğü savunuyor olursunuz. Diktatörlükten nasıl demokrasiye varılır? Herkes kendi cemaatinin çerçevesi içinde bireysel özgürlüklerinden bir kısmını delege ederek yaşar. Burada bir sorun var. Yasal planda her şey özgürleşse bile biz yine de kendi cemaatimizin sınırları içinde oluruz. 

Devletin baskıcı oluşu, hakların verilmeyişi gibi konular doğru. Ancak düşünce ve inanç dünyamız, değerler sistemimiz kendi cemaatlerimiz tarafından belirleniyor. Özgürleşmek için ruhunuzda, yaşamınızda, çevrenizde eleştirel olabilmeniz ve size doğru geleni söylemeniz gerekir. 

 

Herkes kendine Müslüman 

Bu ülke demokrasi konusunda ileri gidememiştir. Demokrasi lafını en fazla kullananlar bile ileri gitmek adına bir adım attırmamışlardır. Neden? Çünkü bu ülkede herkes kendine Müslüman’dır. Mesela işçi sınıfına haklar istiyorum, ama bu haklar verilirken burjuvazinin de baskı altına alınmasını istiyorum. Bu durumda ben kendime demokratım. Mesela örtünme özgürlüğümü savunurken açık gezinme özgürlüğünü de beraberinde savunamıyorum. İnsanların inanç özgürlüğüne kesinlikle katılırken ateistin haklarıyla ilgilenmiyorum. Mesela Kürdüm, kendim için tüm özgürlükleri istiyorum ama bu özgürlüklerin Türklerin özgürlükleriyle çatıştığı noktaları görmüyorum. Tersi noktada Türküm, yurttaşlık haklarımı istiyor ve savunuyorum ama aynı hakların Kürtler için olmasını istemiyorum. Egemen olanlar halkın bu durumundan yararlanarak birbirine kırdırtıyor. Olması gereken ise herkesin birbirinin hak ve özgürlüklerini koruduğu bir toplumdur. Bu belki de bir ütopya. 

 

Hayat bana bir ders verdi 

Bunca şey yaşadıktan sonra hayatın bana verdiği ders şu oldu: “Kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmamakla kalmayıp ona yapılmasına da izin vermemek.” Hepimiz bunu yapabilirsek çok büyük yol alabiliriz. Evet hayat bana bu dersi verdi ama geçenlerde Ergenekon tutuklularından birinin avukatının, Can Dündar’a müvekkilinin işkence gördüğünü söyleyip, söz konusu işkencenin de “çekyatta rahat uyuyamamak” olduğunu öğrenince eskiden bizlere yapılan işkenceleri hatırlayıp sinirlendim. İşkence bu mu? diye. Sonrasında utandım. Çünkü eskiden yapılanlar zaten yanlıştı, kimseye yapılmamalı. İnsanın kendisinin demokratikleşmesi öğrenilen bir şey. 

 

Çerkesliğimi bilmeyenlerdenim 

Ben Çerkes olup Çerkesliğini bilmeyenlerdenim, hiçbir zaman milliyetçilik damarım olmadı. Eskiden sınıfsal çekişmeler ön plandaydı, şimdi ise etnik çelişkiler ön plana geçti. Bana sorarsanız bir çok Çerkes tanıdığım var ve ben onları çok sevdim. Gözlemlediğim şu: Çerkesler Türklerden daha iyi yetişmiş bir halk. Orduda ya da başka mevkilerde olmaları bana bunu ifade ediyor. Ama ona bakarsanız Yüksek Yargı’yı da Alevilerin sardığı söyleniyor. Benim gibi insanların Çerkeslerle ilgili bir sorunları olduğunu hiç duymadım. Ama Kürtlerle var mesela. Ben subay çocuğuyum. O zamanlar “Kürtler sadıktır” diye duyardık. Ama ne zaman ki Kürtler “Biz Kürdüz” demeye başladılar, o zaman hain ve kötü oldular. Kimlikler statükoyla, iktidarla çatışmaya başladığı anda bir karşıtlık doğuyor. Kürt sorununun çözülmesiyle bence bir çok sorun da çözülecek. Mikro milliyetçilik olunca halklar birbirine vurduruluyor. Milliyetçiliğe karşıyım ama bütün milletlerin değerlerini, dillerini ve kültürlerini sonsuza dek yaşatmaları gerektiğine de inanıyorum. 

 

Sayı : 2010 06