Evet ya da Hayır demek değil,

0
1494
Biz Çerkesler yazılı olmayan anayasımızla öğünürüz. Yaşamlarının her evresinde yaşadıkları her soruna çözüm oluşturmuş bizimkiler. Toplumsal yasamız ‘Habze’ olarak bilinir. Doğal ortamından koparılan ve Habzeyi oluşturduğu/geliştirdiği Kafkasya’da iç dinamikleri ile gelişemeyen, üstelik diyasporik bir halk konumuna düşen Çerkeslerin bir kesimi Habzeyi her ne kadar ritüeller silsilesi gibi algılasa da, Rahmi Tuna’nın 2009 yılında yayınladığı ‘Adıge Xabze’ kitabı ile daha iyi anlayacağız. Çerkesler doğal ortamlarında, iç dinamikleri ile yaşamlarını sürdürebilseler idi bugün Habze ne olurdu, bunu bilemiyoruz. İsmail Berkok Tarihte Kafkasya, Rahmi Tuna da andığımız kitabında konuya değiniyor ve yorumlarını yapıyorlar. Okumalı.
Şimdi Türkiyeli Çerkesler devlet yaşamı içinde TC Anayasası ve yasaları çerçevesinde yaşıyor, Rusya Federasyonu’nda RF Anayasası(1) geçerli; Ürdün’de, Almanya’da, ABD’nde de benzer şekilde…
Her halk gibi kendine özgü kimliği ve kültürünü korumak, geliştirmek, geleceğe taşımak kaygısında olan Çerkesler, bu anlayışın doğası gereği demokrasiden yana olmak durumundalar.
***
87 yıllık bir Cumhuriyet Türkiye, 45 li yıllardan sonra da çok partili siyasi yaşam başladı. Demokrasi hep ağızlarda idi bu ülkede ve biz 2010 yılında kimliklerin kendilerini yasal sakınca olmadan ifade edebileceği, anadilini eğitim düzeyinde öğrenebileceği ve öğretebileceğini yani kültürel-demokratik hakları konuşuyoruz. Yani aslında demokrasi içinde olması gereken ama onca yıldır olamayanları. Bunda bir yanlışlık var gibi görünse de demokrasi bugünden yarına olup biten bir şey değil. Yaşamın her alanı ile ilgilidir demokrasi ve ‘daha fazla demokrasi’ için daha çok yolumuz olduğunu bilmeliyiz. Mevcut iktidarı, ‘bunca yıldır söylenemeyenleri söylüyor’ diye alkışlayanlar, onca yıldır dile getirmeyenleri, demokrasiden bizi mahrum bırakanları sorgulamalı aslında, o anlayışı sorgulamalı, ve biraz da o anlayışın iktidar devamlılığının nedenini yani seçmen olarak kendisini.
***
1876’da ilan edilen I.Meşrutiyet dönemindeki Anayasa’dan sonra, Türkiye Cumhuriyeti 4 Anayasa (1921, 1924, 1961 ve 1982) görmüş. Asker, tek parti, darbe Anayasaları olmuş hep. Daha doğrusu olamamış. Olamadığı için 4 kez yeniden yazılmış, sadece 1982 Anayasası 16 kez değiştirilmiş.
27 mayıs (1960) dönemi darbe yapanlar bir Anayasa oluşturmuşlardı. 12 eylülde (1980) darbe yapanlar da bir Anayasa yaptılar. Hatırdadır; darbe yapanların bir sözü olmuştu, ‘27 mayıs Anayasası bol geldi bu topluma’ mealinden. 1960 tan 80 e 20 yıl geçmişti, daha ileri, daha özgürlükçü bir Anayasa olması gerekirken daha baskıcı ve özgürlükleri sınırlayan bir Anayasa yapıldı. Bugün hala sancıları devam ediyor.
1980 i baz alırsak 30 yıl daha geçti ve yine Anayasa tartışıyoruz. Tabi ki tartışılacak çünkü toplumsal sözleşmedir Anayasa. Ülkenin toplumsal yaşamını belirleyen temel belgedir, bu nedenle de ‘toplumun bütününün talep ve beklentilerini karşılayabilmesi’ ilkesi öne çıkarılmalıdır. Demokratik olması gerekir.
Bir örnek; Anayasal vatandaşlık Türk kimliğine bağlanmış durumda, bizi özelde ilgilendirir bu durum. M. 66 da çok net belirtilmiştir.(2) Farklı kimliklerin yaşadığı bir ülkede anayasal vatandaşlık tanımının bir kimlikle ifade edilmesi, bir kimliğe bağlanması yanlıştır, haksızlıktır. Bunun giderilmesi gerekir ve daha fazla demokrasi talep ederken işte bu konuyu da gündeme taşıyoruz.
Açılım konusu ‘Kürt açılımı’ olarak başlamıştı anımsanacağı üzere. Sonra demokratik açılım, kardeşlik projesi olarak anıldı. Süreç içinde Kürt, Roman ve Alevilerle görüşmeler yapıldı. Amaç kimliklere saygı ve eşitlik ise Anayasanın 66. maddesinin bu değişiklik çalışmasında gündeme gelmesi gerekmez mi idi.
Yanı sıra çocuk hakları sözleşmesinde çekince konan maddeler var, anadille ilgili çekincelerin kaldırılması gerekmez mi idi.(3) Bunların yapılması devlet güdümünde Kürtçe tv den daha önemli olsa gerek.
Bunlar birer samimiyet göstergesidir aynı zamanda.
Milletvekili dokunulmazlığı, seçim ve siyasi partiler yasası, vd. gibi demokratikleşme söz konusu olduğunda gündemede olması ‘olmazsa olmazlar’ yok mudur?
Önümüze seçenek konuyor. Evet – hayır. Bize sorulmuyor hiçbirşey. Danışılmıyor, düşüncemiz laf olsun diye bile alınmıyor. ‘Seçin’ diyor birileri. Bizim demokrasi bu kadar işte. Lider sultası ile belirlenmiş daha doğrusu tek seçici tarafından seçilmiş adayları seçmek bize demokrasi diye dayatılınca, katılımcı olmanın önü kesilince, toplumsal uzlaşma metni olması gereken Anayasa konusu da böyle oluyor işte.. Cumhuriyet boyunca 4 yeni Anayasa oluşturulmuş, son Anayasa 16 kez değiştirilmiş. Her seferinde “ülke ve kamu için” yapılmış olmalı her şey. Ama belli ki dönemin egemenleri, iktidarları kendilerine göre yapmış.
***
‘Demokrasi İçin Çerkes Girişimi’ basın bildirisinde dile getirmişti:
-Vatandaşlık tanımının yeniden yapılarak etnik kimlik vurgusundan arındırıldığı;
-Ülkemizdeki tüm kültür, kimlik, din ve inançların kendilerini özgürce ifade edebilmelerinin sağlandığı;
-Demokratik ve kültürel hakların, devletin özel önlem ve teşvikleriyle de güvence altına alındığı;
-Temel insan hak ve özgürlüklerini koruyan ve geliştiren, herkesin ve her kesimin ülkenin gerçek sahibi olduğu psikolojisini yerleştiren; sivil ve demokratik bir anayasa zorunludur.
Sıraladığım bir dizi nedenden ötürü kişisel tercihim sandık başına gitmek ve geçersiz oy kullanmak olacak.
(1) Rusya Federasyonu yapısı gereği, Federasyon Cumhuriyeti Anayasaları ve yasaları RF Anayasa ve yasalarına uygun olmak durumunda. Bir hatırlatma; Sovyet döneminden gelen Adıge Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı seçilebilmek için koşul olan Adıgece bilmek, yasalardan kaldırıldı.
(2) Anayasa – IV. Bölüm
Siyasi Haklar ve Ödevler
I.Türk Vatandaşlığı
Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.
(3) Çocuk Hakları Sözleşmesi, BM Genel Kurulu tarafından 20 kasım 1989 yılında benimsendi. 2 eylül 1990 da yürürlüğe girdi. 142 ülke imzaladı. Türkiye, 1995 yılında uygulamaya başladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 maddesine koyduğu çekinceyi henüz kaldırmış değil.
Madde 17
Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal,ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:
d) Kitle iletişim araçlarının azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
Madde 29
1. Taraf Devletler, çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;
c) Çocuğun anne-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı, veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygının geliştirilmesi;
Madde 30
Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.

Sayı: 2010 07
Yayınlanma Tarihi: 2010-07-01 00:00:00

Önceki İçerik… VE ALLAH, ATI YARATTI. – Çetaw Nart
Sonraki İçerikAdığe Davranış Kuralları
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.