Sohum’dan Bakınca Abhazya’nın Türkiye diyasporasından beklediği

0
862
Sürgün geçirmiş olmasından ötürü nüfusunun büyük bir kısmı ülke topraklarının dışında yaşayan bir halk Abazalar. Bu durum hala aşılamamış bir demografik sıkıntı yaratıyor. En iyimser hesaplamalarda bile Abhazya nüfusunun üçte biri ancak Abaza çıkıyor. Bu yüzden Abhazya’nın bağımsız bir ülke olarak varlığını sürdürebilmesinde Türkiye’deki Çerkes diyasporasının üzerine ciddi bir tarihsel-siyasal yük binmiş durumda.
Biraz açmak ve daha açık konuşmak gerekirse herşey “olağan seyrinde” gittiği takdirde Abhazya’nın önünde ciddi bir rusifikasyon tehlikesi var. Bizi bu şekilde düşünmeye sevk eden olguların ilk akla gelen kısmı alt alta sıralanırsa eğer:
o Abhazya’da neredeyse tüm resmi prosedür fiilen Rusça yürütülüyor. Abhaz dilinin korunması için çıkartılan iyi niyetli yasa neredeyse kağıt üstünde kalmış durumda.
o Eğitim, kültür, sanat tamamen Rus dilinin ve kültürünün hegemonyası altında.
o Ülke sınırlarının ve karasularının korunması Rus ordusu tarafından sağlanıyor. Yine aynı şekilde yapılan ikili anlaşmalarla sınır kapıları ve gümrük de Rusya’nın kontrolünde.
o Ulaşım ile ilgili tüm konularda (bir ölçüde deniz yolu hariç) kontrol adım-adım Rus sermayesinin eline geçiyor (demiryolları ve benzin istasyonları gibi).
o Yabancıların mülk edinmesinde ciddi kısıtlamalar olmasına rağmen muvazalı yollarla Rus sermayesi turizm açısından potansiyel taşıyan arazileri birer-birer satın alıyor. Daha da ötesi yabancılara mülk edinmede kısıtlamalar getiren Abhaz yasalarının değişmesi için Moskova’nın yaptığı basınca Sohum yönetiminin daha uzun bir süre dayanabileceğini düşünmek oldukça iyimser bir bakış. Er ya da geç bu kısıtlamalar ya gevşeyecek ya da tamamen kalkacak. Bu durumda Abhazya’daki mülkiyet yapısının (özellikle sahil bandında) beş-on yıl içinde Abazalar aleyhinde nasıl trajik şekilde kötüleşeceğini kestirmek içinse falcı olmaya gerek yok.
o Herşeyden önemlisi kamu maliyesinin en önemli girdisini Rusya Federasyonu’ndan yapılan ödemeler oluşturuyor. Sanıldığının aksine bu paranın büyük bir bölümü hibe değil, kredi.
Gürcistan’ın saldırgan politikasının öngörülebilir gelecekte devam edeceği ve AB ile ABD’nin baskısı nedeniyle dört ülke dışında (RF, Nikaragua, Venezuella, Nauru) başka bir ülkenin Abhazya’nın bağımsızlığını tanımasının ise şimdilik güç olduğu düşünüldüğünde, dış politikasını oluşturmak konusunda Abhazya’nın ne kadar alternatifsiz olduğu ne yazık ki çok açık. Oysa yukarıda sıralanan (ve sıralanmayan) pek çok olguyla varlığı kimse tarafından inkar edilmeyen rusifikasyon tehlikesinin hiç yoksa zayıflatılabilmesi için Abhazya’nın Rusya dışında nefes alma kanallarına ihtiyacı var. Bu noktada ilk ve en kolay açılabilecek nefes borusu Trabzon-Sohum arasında doğrudan yolcu seferlerine imkan verecek deniz yolunun işlemeye başlaması gibi       duruyor.
Abhazya’da resmi sıfatı olsun veya olmasın belli bir vizyona sahip herkes bu yolun açılmasının önemi konusunda hemfikir. Hatta denebilir ki, şu an Abhazya’nın Türkiye’den (ve dolayısı ile Türkiye Diyasporasından) belki de tek beklentisi bu hattın bir an önce işlemeye başlaması. Bu konunun taşıdığı hayati öneme karşın, Türkiye Diyasporasının bir türlü imza kampanyası ve Türk Dışişleri Bakanlığı’ndaki bürokratlarla çay sohbeti eşiğini aşamayan etkinlik düzeyi, Abhazya tarafında ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. Gazze’ye uygulanan ambargoyu delmek için bunca efor sarf eden hatta can kaybını bile göze alan bir ülkenin kamuoyunu, Abhazya’ya uygulanan ambargo konusunda bilgilendirip ardından da harekete geçirememek, Sohum’dan bakınca pek anlaşılır gözükmüyor.

Sayı: 2010 10
Yayınlanma Tarihi: 2010-10-01 00:00:00