Ölmesin Yaşayarak Varolsun

0
1422
Dünya üzerinde yaklaşık 6700 dil konuşulmakta. Bu dillerden 2500’ü kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya. UNESCO’nun hazırladığı atlasa göre en çok kaybolama tehlikesi altındaki dillerin bulunduğu ülkeler; 196 dilin tehlike altında olduğu Hindistan’ı 192 dille ABD, 147 dille Endonezya, 144 dille Çin ve Meksika, 136 dille Rusya izliyor.
 
Önceki yıl, UNESCO Genel Direktörü Koïchiro Matsuura, dillerin ölümü ve önemi konusunda görüşlerini şöyle belirtmiş:
 
“Herhangi bir dilin ölümü kültürel mirasın somut bir biçime sahip olmayan çok sayıdaki farklı biçimlerinin, örneğin, paha biçilemez gelenek ve göreneklerin sözlü ifade biçimlerinin, efsanelerin, masalların, atasözlerinin, tekerlemelerin, bilmecelerin, şiirlerin, de ölmesine neden olmaktadır. Herhangi bir dilin ölümü insanlığın biyolojik çeşitliliği algılamasının da zarar görmesine neden olmaktadır. Çünkü, insanlar doğa ve evrenle ilgili bilgileri gelecek nesillere ancak dil aracılığı ile iletebilmektedirler.”
 
“Yeryüzündeki varlığımızın ilk anlarından son anına kadar bize eşlik eden ve hizmet sunan, bizi yaratan ve bir nesilden diğerine bilgilerimizi aktarmamızı sağlayan tek araç dildir. Aile yaşantımızın ve iş yaşamımızın temelinde, okulda, politik alanda, bilimsel araştırmalarımızda, adaletin sağlanmasında dil her olgunun merkezindedir. Dil dinin de merkezinde bulunmaktadır.””
 
William Shakespeare ‘nin sonelerini Kürtçeye çeviren, şair/çevirmen Kawa Nemir;
 
“Doğduğum evde Seîdê Kurdî’nin bir eserinden ve Kuran’dan başka bir kitap yoktu. Bu, fukaralığın daniskasıydı, bense, başta şiir, roman, öykü ve ansiklopedi olmak üzere, çok okumayı tercih ettim, okudukça da yazmak istedim. Daha ortaokuldayken Türkçe şiir yazmaya başladım. Fakat liseye başladığımda son derece uç bir ruhsal ve politik değişim yaşadım, aidiyetimle ilgili yoğun okumalara giriştim, Türkçe bilmeyen annemin dil evrenini merak ettim ve bir Kürtçe edebi metin yazabilir miyim, Kürtçe rüya görebilir miyim diye kendime sordum günün birinde. Yıl 1990 idi, İstanbul’da kolejde okuyordum, yoğun İngilizce eğitim alıyordum; işte şu, adına gelecek dedikleri şey için yoğun bir fen ve matematik eğitimi.
 
“Kürtçe yazmak istedim ve elbette çuvalladım. Bir Kürtçe gramer kitabının fotokopisinden kendi kendime, son derece planlı, günlük bir çalışma yaptım, ardından çocukluğum birdenbire sökün etti. Kısa bir süre sonra büyük bir özgüvenle, ama düşe kalka, Kürtçe yazmaya başladım ve Kürtçe yazmaya geçer geçmez de İngilizceden Kürtçeye çeviri yapmaya başladım.
 
Ama benim için en önemlisi, rüyamı Kürtçe görmekti ve hiç unutmam, 93 yılının güzel bir bahar sabahı uyandıktan sonra çığlık atmıştım. Çocukluğumdan bu yana ilk Kürtçe rüyamı görmüştüm.
 
Oradan buraya, benim Kürtçeyle ilgili hikâyem özetle böyle.
 
Konu şiir olunca, benim ruhsalımda İrlandalı şair Yeats’i aşmış kimse çıkmadı henüz; o, benim ruhumun ustasıdır. Ama William Shakespeare’e de bir o kadar tutkun ve hayranım.
 
Şimdilik sonelerinin bana bu söylettiklerinden ötürü Shakespeare’i Kürtçeye çevirmem en baştan kaçınılmazdı benim için.
 
Bu çeviri, bu anlamda dilime verdiğim küçük bir armağandır. Shakespeare, Kürtçeyi kanatlandırmalıydı, öyle de yaptı.”
 
Hrant Dink:
 
“Biz üç kardeş toplam ancak yedi çocuk yapabildik. Yedisinin de ilk ve orta öğretimlerini Ermeni okullarında almalarını özellikle istedik. Çünkü hem kendi okullarımızda öğretimin diğerlerinden daha aşağı kalmadığına güveniyorduk, hem de anadili ve kültürde eğitimin bir insanın yaşamının vazgeçilmez koşulu olduğunun bilincindeydik.”
 
“Okullarımızı bir dönem saran, hatta bir miktar şimdi de devam eden, “başarılı öğrencileri özel kolejlere kaydırma” hastalığı zamanında bize de musallat olduydu ama öneriyi getiren öğretmenlerimize elimizin tersiyle cevabımızı vermesini bildiydik: “Hayır, bizim çocuklarımız bizim okullarda okuyacak.” İyi de yaptık.”
 
İsmail Bucaklişi:
 
“İnsan ölür, bu çok doğaldır. Çünkü insan ölümlü bir canlıdır. Arkada çocuğunu, torununu bırakır. Ama bir dilin ölümü çok başka bir şeydir. Çünkü dil doğurmaz. Lazca, biz Lazlar’ı var eden en önemli unsurdur. Bu nedenle Lazca ölürse, biz de ölürüz.”
 
Türkiye Yazarlar Sendikası:
 
“Biz bu coğrafyada onlarca farklı diliz…
Bu coğrafyada onlarca dille sever, seviniriz, üzülür, küser ve barışırız…
Bu coğrafyada onlarca farklı dilde söyleriz türkülerimizi, onlarca farklı dilde anlatır analarımız bize masalları…
Türkiye Yazarlar Sendikası olarak “anadil” deyince bir tek dilin, “yabancı dil” deyince başka bir tek dilin anlaşılmasını dayatan, bizi daraltan, yoksullaştıran, kıran her türlü yasanın ve yasa dışı uygulamanın ötesinde, insanların anadillerini özgürce konuşmalarını özleyerek, isteyerek kutluyoruz Dünya Anadil Günü’nü…”
 
Tüm İnsanların 21 Şubat Dünya Anadil Günü kutlu olsun!
 
Anadil anasütü gibi helal ve de kutsaldır.
 
Ve onun için diyoruz ki;
 
Anbzşüe /Nıbze (anadil) ölmesin yaşayarak var olsun!
 
———-
Alıntı Kaynakçaları:
http://www.unesco.org/nac/geoportal.php?country=TR&language=E
http://www.kritize.net/yazarlar/konuk-yazar/374-21-subat-dunya-anadil-gunu-ve-dillerin-korunmasi
http://www.pen.org.tr/tr/node/1174
http://bianet.org/biamag/azinliklar/120186-cocuklar-anadillerinde-ruya-gorebilsinler-diye
Hrant/ Tuba Çandar
http://www.lazkulturdernegi.org.tr/kultur/tarih-kultur/makaleler/72-dunya-anadil-gunu.html
 

Sayı: 2011 02
Yayınlanma Tarihi: 2011-02-01 00:00:00