Yerli Halklar Haklarını Arıyor

0
184

BM Yerli Halklar Hakları Bildirisi 61/295 13.Eylül.2007 Deklarasyonu

Perestroyka ve Glasnost politikalarının üzerinden yıllar geçti. 1990 başları itibarıyla SSCB dağıldı ve bu, bölgede yeni bir sürecin başlangıcı oldu. Çok şey hızla değişti. Uluslararası ve bölgesel gelişmeler hızla yeniden biçimlendi. Somut durumun doğru analizleri yapılamazken çok farklı ve yeni (savaşlar dahil) durumlarla karşılaştık. Diyaspora, anavatan ve çevresini, çevredeki gelişmeleri, gelişmeleri etkileyen dinamikleri tanımak, tanımlamak ve tavır koymak konusunda zaman zaman açınımsız kaldı. Uluslararası konjonktürü ve dinamikleri anlamak ve politika üretmek konusunda I. ve II. Çeçen Savaşı iyi birer örnektir. Halen mevcut olan bu durumun ana etmeni temel konularda dahi bir politikamızın olmayışıdır. Buna karşılık Abhazya Savaşı gibi doğru çıkışlar (DÇB –Dünya Çerkes Birliği- öncülüğü de vardı) dönemini bitirdikten sonra bile etkilerini sürdürdü.
Sonraları oluşan şartlara baktığımızda Kafkasya ile diyasporada grup, örgüt, dernek ve STK’lar alanında etkisizleşme başladı. Dahası en ortak ve en büyük organizasyonumuz DÇB de küçülmeye ve zayıflamaya başladı. Ve son Abhazya kriziyle daha da küçüldü. Bir düşünelim, DÇB’nin ilk yıllardaki etkisi şu an olanın tersine büyüse, etkinleşse ve güçlenseydi nasıl olurdu, ne olurduk? Tarihin toplumsal olaylarla ilgili dersini unutmayalım: “Doğru önderlik yapamadığınız zaman ya olaylar ya da kitleler sizi ezip geçer.” Buna karşılık bölgede diyaspora ile olan ekonomik ilişkiler daha bir rayına oturdu. Deyim yerindeyse ekonomik ilişkiler birbirini çarpma-dolandırma safhasını geride bıraktı diyebiliriz.
Tüm bu süreç içerisinde diyasporadaki Çerkeslerin anavatandaki “hakları” ciddi bir düşüş yaşadı. İlk başlarda verilen hakların hepsine el atıldı, bir biçimde budandı. Buna karşılık bir süredir “Yerli Halkların Hakları” konusunda dünya üzerinde ciddi kazanımlar söz konusu oldu. BM karar ve deklarasyonlar yayınladı. Bu deklarasyonların altında Amerika, Rusya ve Türkiye’nin de imzaları var. Bunlardan en önemlisi 13.Eylül.2007 tarihli ‘BM Yerli Halklar Hakları Bildirisi’dir. Yanı sıra UNPO (Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Organizasyonu) 23.Mayıs.2010 tarihinde Rusya’ya yönelik Çerkeslerle ilgili kararlar aldı. Bu kararlarla ilgili, yerelden uluslararası düzeye yayılan çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Yerli Halklar Hakları Bildirisi elbette uzun savaşım ve çalışmaların sonucunda elde edilmiştir. Konunun BM gündemine girmesi 25 yıl öncesine dayanıyor. Bu konuda çalışma yapan organizasyonlar kuruldu. 1984 yılında Cowlitz kabilesinden Dr. Rudolph C. Rhysen, Shuswap ulusu lideri George Manuel ve 20. yy Amerika yerlileri lideri Joe Dela Cruz tarafından CWIS (Dünya Yerli Halklar Çalışmaları Merkezi) kuruldu. WCIP (Dünya Yerli Halklar Konseyi) 1996’da dağıldı. IWGIA (Yerli Halkların Sorunları için Uluslararası Çalışma Grubu) 1968 yılında Danimarka’da kuruldu. WGIP (Yerli Nüfuslar Çalışma Grubu) 1982 yılında BM tarafından kuruldu ve 2008 yılında WGIP yerine EMRIP (Yerli Halklar Hakları Uzmanlık İşlergesi) oluşturuldu. Bunlar ve benzeri STK’ların yoğun çabalarının ‘Yerli Halklar Hakları’ konusunda sonuç alınmasına doğrudan etkileri olmuştur. Günümüzde BM çatısı altındaki OHCHR’nin (İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi) yanı sıra, HRC (İnsan Hakları Kampanyası), UNPFII (BM Yerli Halklar Sorunları Daimi Forumu) ve CESCR (Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Komitesi) gibi organlar konumuzla ilgili faaliyet yürütmektedirler.
Bu kurumlardan UNPFII şimdiye kadar 9 toplantı yapmıştır. 10. toplantısı 16-27 Mayıs 2011’de yapılacaktır. Bu toplantının gündemine girmek gerekmez mi? BM’ye bağlı EMRIP’in ikinci toplantısına Türkiye’yi temsilen Ali Onaner, üçüncü toplantısına ise Aslıgül Üğdül katılmış ama konu Ermeni sorunundan ileri gitmemiş.

Yine Iskalamamak İçin

Yerel ve örgütsel çalışmalarımızın yetersizliğine rağmen daha güçlü sonuçlar doğurabilecek bu tür uluslararası organizasyonlarda bulunmak, mevcut karar ve çalışma sonuçlarından yararlanmak gerekir. Bu organ ve mekanizmalar değerlendirilirken ilgili kurumların uluslararası ve bazı lokal fonlarının olduğu da unutulmamalıdır. Önemli olan ayakları yere basan, somut temelde somut hedefleri olan gerçekçi planlar yapmak, ilgili kurumlarla maksimum ilişkili olmak, kararlar doğrultusunda programlar oluşturarak çalışmak… Tüm bunların ‘Artık ıskalanmaması gereken fırsatlar’ olduğunu düşünüyorum.
Diyaspora olarak bulunduğumuz ülkelerde yaşadığımız kimlik sorunumuz ve aidiyet kaygılarımızın giderilmesi, ulusal karakter ve benliğimizin korunması ve bunları her türlü asimilasyona karşı özgürce geliştirebilmemiz, ayrıca anavatanla kurulması gereken ilişkiler ve oradaki haklarımız konularını tümüyle ele alarak çözümler konusunda açınım sunan giriş bölümü ve maddelerini her birimizin öğrenmesi ve özümsemesi gerektiği inancındayım.
İlgili BM Genel Kurul Deklarasyonu giriş bölümünde, 2. paragrafta “Yerli halkların diğer halklarla eşit olduklarını teyit ederken, diğer yandan da haklarının farklı olabileceğini, halkların kendilerini farklı addedebileceklerini ve onlara bu özellikleriyle saygı gösterileceğini teyit eder.” denir. Yerli halk olarak Kuzey Kafkasya’da yaşayanların bu eşitliğe son yıllarda yeterince sahip olup olmadıkları kuşku götürür. Ya bizler, diyasporadaki Çerkesler olarak ne tür haklarımız var? K. Kafkasya yerli halklarından birine mensup olduğunu ispatlayan (bir nüfus kütüğü belgesi yeterli olmalı) birinin Kabardey bölgesinde, Adııgey’de, Abhazya’da ya da Çeçenya’daki vatandaşlarla aynı haklara sahip olmasından başka ne anlaşılmalıdır yukarıdaki yazıdan?
RF’nin ilk yıllarında yararlandığımız haklarımızın bugünkü pozisyonu aşağıdaki başlıklarda görüldüğü gibi budanmıştır.
1- Doğrudan vatandaşlık vermekten vazgeçtiler.
2- Vatandaşlık için 5 yıl Rusya’da (Kafkasya) yaşamış olma şartı koşuyorlar.
3- Rusça ve Rusya anayasasını bilme şartı.
4- Rus bankalarında hesap açılmış olması, hesapta belli miktarda para bulundurulması şartı.
5- Normal Rus pasaportu alınamıyor. 6 ayda bir RF’ye giriş yapmanızı gerektiren bir pasaport veriliyor.
Yerli Halklar Hakları Deklarasyonu’na imza atan Türkiye de bazı sorumluluklar taşımaktadır. Mülk edinme, seçme-seçilme gibi vatandaşlık hakları ‘Yerli Halklar Hakları’ olarak şu an için burada değerlendirilemez. Ama kültürel, dilsel, adetlerimize uygun iç normlarımızın en rahat biçimde uygulanması yolunda imza sahipleri sorumludurlar.
Dünya üzerinde 90 ülkeden fazla noktada 370 milyonu aşkın yerli halk var. Bunların örgütlenmiş olanlarının dağılımı şöyle:
Uluslararası: 32, Kuzey Avrupa: 9, Doğu Avrupa: 18, Pasifik ülkeleri: 35, Asya: 145, Afrika: yaklaşık 200, Orta ve Güney Amerika, Karayipler ve Kuzey Amerika: 300 – Toplam: 739
Ancak RF kendi araştırmaları sonucunda 45 yerli halk olduğu kararına varıyor. Kuzey Kafkasyalı olarak sadece Abaza, (Karaçay-Çerkes’te) ve Şapsığlar (Krasnodar Bölgesi’nde) isimleri geçiyor. Bunların UNPO veya BM ‘nin ilgili kurumlarında temsilinin olmadığı kanısındayım.
Ama UNPO 23.Mayıs.2010’da Çerkeslerle ilgili Rusya’ya yönelik bir karar aldı. Rusya’ya yönelik ve Çerkes ismi belirtilen ilk uluslararası karar olması önemlidir. 13.Eylül.2007’deki BM’nin ‘Yerli Halklar Hakları Bildirisi’ne göndermeler yapmış olması da önemlidir.
13.Eylül.2007 BM deklarasyonunu ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya imzalamamıştı. Özellikle ABD’ye ve diğerlerine yönelik yerli halklar örgütlerinin, BM’nin ve diğer STK’ların oluşturdukları baskılar ve kampanyalar konunun kamuoyuna daha bir mal olmasına neden olmuş ve sonuç almıştır. (Bu baskı ve kampanyalar bizler için iyi örneklerdir.) 16.12.2010’da ABD Başkanı B. Obama senatodan geçen ilgili kanunu imzalayarak belgenin tarafı olmuş, konuya olumlu yaklaşan beyanlarıyla dikkatleri çekmiştir. Obama, Amerika’daki yerli halklara ödül olarak 4,6 milyar Dolar fon ayırmıştır. 2011 yılında da bütçeye yerli halklar sorunları için milyarlarca dolar konması planlanıyor. (ABD’nin BM temsilcisi Susan Rice, BM’de hem özür nitelikli hem de belgeyi onaylayan konuşması sırasında bu rakamın 18,5 milyar Dolar olacağını belirtmiştir.)
RF’nin konuyla ilgili anayasa maddeleri (madde:96) ve kanunları bizler için çok önemlidir. Bu kanunların eksiklerinin tamamlanması, içlerinin doldurulması için bir ‘programımız’ ve ‘politikamız’ olmalıdır.
Yerli Halklar Hakları Bildirgesi’nin 33/1 maddesinde: “Yerli halklar kendi kimliklerini seçme veya kendi gelenekleri ve görenekleri doğrultusunda bir yere ait olma hakkına sahiptir. Bu, yerli halkların yaşadıkları ülkenin vatandaşlığını almalarına bir engel teşkil etmez.” denmektedir. RF ve bulunduğumuz ülke devletlerinin yukarıdaki maddenin (elbette tüm 46 maddenin) gereklerini kendiliğinden uygulamasını bekleyemeyiz. Bizlere her bölgede ve ülkede düşen görevleri bilmek ve uygulamak için de bir planımız olmalıdır.
Konunun çok yönlü ve yoğun bir çalışma gerektirdiğine inanıyorum. Türkiye’deki birimlerimiz, üst birimlerimiz, basın-yayın organlarımız bu konu bağlamında yoğun bir şekilde çalışmalıdır.
Yerel alt ve üst birimler (Federasyon ve organları, bölgesel dernekler ve organları, bilimsel kurullar) bilgilendirme bazında çalışma yapmalıdır. Bilgilendirme bazındaki çalışmalar sonucunda bölgesel birimler oluşturmalıdır. Bunları yaparken de koordineli olarak:
1- En üst birimimiz DÇB’ye konuyla ilgili bir sunum ve çalışma programı sunmalıyız.
2- Türkiye, RF, Almanya, ABD, Ürdün, Suriye, Avustralya’ya ve BM’nin ilgili birimlerine, ilgili STK’lara mektuplar göndererek görüşme ve panellerle baskı oluşturmalıyız.
3- Konuyla ilgili uluslararası organizasyonları çalışmalarımızdan haberdar ederek katkılarını sağlamalıyız.
BM’nin ilgili kurumlarında (HRC, EMRIP), ilgili STK’larda (UNPO vb.) temsilcilerimizin (organize veya halkın temsilcileri) olarak ‘tanınmalarını’ sağlamalıyız. ‘Tanınma’ temsil ettikleri organizasyon veya halkın menşe-i ülkelerde de sağlanmalıdır. Bu giderek BM ve uluslararası örgütlerle, RF ve diğer ülkelerle ‘hakların sağlanması’ yolunda mücadele edecek bir üst uluslararası organın oluşturulmasına kadar götürülmelidir. Sami halkının İsveç, Finlandiya, Norveç ile yaptığı anlaşmalar ve 3 farklı Sami parlamentosunun birleşerek 3 ayrı devletle yaptıkları ‘tek’ anlaşma bu anlamda örnektir. Sami- Sapni halkının RF ile ilgili çalışmaları da vardır. (Journal of Indigenous Peoples’ Rights- The Nordic Sami Convention. No:3/2007)
Görüşlerimi ütopik görenler olabilir ve tartışmaya açıktır. Yukarıda belirtilen görüşlerin bazıları benim ‘icat ettiğim’ görüşler değildir. Dünyada halen var olan ve geçmişteki uzun bir savaşın deneyiminden çıkarmaya çalıştığım görüşlerdir. Fıkrada anlatıldığı gibi ‘bizden önce düşenlerle’ görüşmek, onları dinlemek bize yarar getirir. Hiçbir şeyin kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunu anlamak için diyaspora ve anavatandaki somut durumlarımıza bir göz atmamız yeter.
Kayıplarımıza ağlayarak vakit harcama lüksümüz yok.
Kaynaklar:
• BM Yerli Halklar Hakları Bildirgesi
• UNPO Kararları

 

Sayı : 2011 02