12 Mart Çerkes Hakları Mitinginin Ardından Sıcak Patates ve CHP Yancılığı

0
1194
Bu kadar yıl sol hareketlerin, gazeteci meslek örgütlerinin ve Çerkes oluşumlarının içinde yer aldım. Belki defalarca bu türden organizasyonlara katıldım. Ama böylesine kısa zamanda, inanılmaz derecede düzenli, düzeyli, hem teknik olarak hem de zamanlama olarak tıkır-tıkır işleyen bir mitinge az rastladım.
Açıkçası müşkülpesent ve kılı kırk yararken atları Üsküdar’a yollayan bir millet olarak; farklı kesimlerden, ideolojik görüşlerden gelen 10 kişinin kurduğu iletişim dili, çevrelerini mükemmel biçimde mobilize edişleri, komplekssizlikleri müthiş etkileyiciydi. Oturduğu yerden bir gösteriye, etkinliğe destek verişi bile tenezzül buyurmak şeklinde olan Çerkes geleneksel tavrının dışında, çağımıza uygun bir çalışkanlıktaydı.
Hakikaten, tüm samimiyetimle söyleyeyim ki, bu organizasyonla birlikte Çerkesler hakkındaki umudum arttı. Çerkes Hakları İnisiyatifi’nin sözcüleri Kenan Kaplan, Murat Özden, Erol Karayel, Adnan Cankılıç, Enver Sağlam başta olmak üzere, Ümit Duman, Kube Nurhan Fidan, Setenay Kaplan, Günsel Şurdum, Sinan Albayrak, Gülcan Altan, Münteha Jan Gülsu, Fıccın restoranı basın toplantısı için büyük bir özveriyle tahsis eden sevgili Leyla hanım ve isimlerini sayamadığım birçok kişi, öne çıkmadan, geri kalmadan katkıda bulundular. İş paylaşımlarını yüke dönüştürmeyip, birbirlerine omuz vererek mükemmel bir iş çıkardılar. Ve bunu öylesine gürültüsüz ve patırtısız yaptılar ki ben açıkçası şaşırdım kaldım.
Ve mitinge katılanlar disiplinleri, seçilen sloganlara gösterdikleri saygılarıyla, onurlu tavırları, demokratik terbiyeleri ve efendilikleriyle Çerkes olmanın farklılığını ortaya koydular.
Kısacası, bu güzel organizasyonu yapanlara ve katılımcılarına bir kez daha teşekkür ediyorum, şahsım ve tüm Çerkesler adına.
Ve geçelim 12 Mart Çerkes Hakları mitinginin ardından yapılabilecek değerlendirmelere.
Türkiye’de ilk kez bu mitingle “anadil öğrenimi ve radyo televizyon yayını için diğer etnik gruplara verilen devlet desteğinin Çerkeslere de verilmesi için” sokaklara çıkılmış oldu. İlk kez, bu haklar için meydanlarda toplanıldı. Çünkü bu iki talep diğer tüm taleplerin temeliydi.
Çerkes Hakları İnisiyatifi Çerkes toplumu için vermekte olan KIRMIZI ALARM’ı görüp bir aktivite ortaya koydu. Bunun yapılabilirliğinin ve Çerkeslerin de görünebilir olabileceğinin ilk işaretini verdi.
Köhnemiş bir “hak arama” mantalitesiyle Ankara bürokrasisinin kaşarlarına bel bağlayan bürokratik Çerkes anlayışının, bu hakların elde edilmesine en ufak bir katkı sağlamayacağını, bunu anlamamakta ısrar edenleri uyarmak için önemli bir adımdı 12 Mart Çerkes Hakları mitingi.
Miting öncesi yapılan tartışmalara pek fazla girmek istemiyorum ama canımı sıkan bir meseleye değinmeden de kendimi alamayacağım.
Yukarıda da belirttiğim gibi Ankara’nın “duayen bürokratları”ndan “adam atlatma, kaygan zeminde sörf yapma, konunun çevresinde dolaşıp hiçbir iş yapmama” gibi her türlü “politik” konuda muhteşem bir kurs aldığı belli olan Çerkes bürokratları, kırmızı alarm veren Çerkes Hakları konusunda hiçbir adım atmamalarını faş eden bu eylemin başarısız olması için el altından, ahlâk sınırlarını da zorlayan büyük bir dedikodu kampanyası yürüttü. Böylece en iyi becerdikleri işin entrika olduğunu kanıtlamış oldular.
Ama bu tecrübeli bürokratlar polemikçi düşüncelerini yine İstanbullu safdillere yaptırdılar.
Yani, “Sıcak Patates”i Çerkes hakları konusunda şimdiye dek çok önemli çalışmaların altına imza atan bazı dostlarımızın eline bıraktılar. Talihsiz olan buydu. Ve birbirini tanıyan, iş yapma kapasitesi yüksek olan Çerkesleri birbirine düşürüp aradan sıyrılmayı başarmak istediler. Bir ölçüde de başarılı oldular.
Neyse, dedim ya, beni üzen tek yanı bu oldu.
Ve söylenenlerden, yazılanlardan, çizilenlerden anladığım kadarıyla Çerkeslerin “anadilde öğretim hakkı ve radyo-televizyon yanını için devletten talepte bulunmaları” Ankara bürokratları için büyük bir sürpriz olmuş. Tavırlarına bakılırsa Çerkesler karşılarına “CeEeee!!! Anadil öğretimi ve Çerkesçe yayın istiyoruz!!!” diye çıktı. Aslında hak vermiyor da değilim. Çünkü “yaptık-ettik” dedikleri şeylere bakılırsa insanın aklına Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in açlıktan isyan eden halka “ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin” lafı geliyor.
İki üniversitede kürsü kurulması, 10 Çerkes öğrenciye burs verilmesi, 50-60 kişinin katılımıyla düzenlenen konferanslar, birkaç dernekte düzenlenen ve 15-20 kişiyle yürütülen Çerkesçe dil kursları.
Haa, yılbaşı balolarını da unutmak olmaz. Çerkes haklarına büyük katkı sağladılar. Baloya gelen VIP siyasetçiler ve bürokratlar 30 yıldır olduğu gibi yine “çook önemli” sözler verdiler.
Bir de “Arama konferansı” var değil mi? Hâlâ neyin arandığını ve neden aranan “şey”in bulunamadığını merak etmekteyim(!)
Hadi iyimser olalım. Bu yapılanların bir önemi yok mu? Var elbette. Ama dediğim gibi çatısı olmayan evlerde oturan, açlıktan nefesi kokan halkın evlerinin önüne bordür taşlarıyla kaldırımlar yapmak, ağaçlar dikmek, çiçekleme yapmak gibi bir şey bu.
Çerkes Hakları İnisiyatifi, sorunun özünü bir kez daha hatırlattı 12 Mart mitingiyle.
İktidara, muhalefete ve tüm Türkiye kamuoyuna seslendi.
Bu taleplerin iktidarda hangi parti olursa olsun karşılanması gerektiğinin altını çizdi.
Ama Çerkes örgütlenmesindeki majör gücün öteden beri CHP yancılığı yaparak bu talepleri duyurmaktan, dillendirmekten kaçınması, hatta bastırarak uyutması Çerkes Hakları İnisiyatifi gibi oluşumların karşısına safdilleri göndermesi örtbas edilemeyecek denli mühim bir kabahat.
Ankara bürokratları bundan önce derin devletle iş tutuyorlardı Çerkes haklarını örtbas etmek için. DÇP faaliyetleri sırasında Kaf-Der (Kaffed’in eski adı) aracılığıyla “Çerkes” olan bir Genelkurmay avukatının beni arayıp “ileri gittiğimi” söylemesini unutacak değilim.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor. Acaba “demokrasi icat oldu, derin etkileme sistemi bozuldu” diyenler “Bari bu iktidara yaptırmayalım, CHP’ye nasip olsun” anlayışındalar mı?
Peki, bu mitingin sonuçları ne olacak?
Geçen sayıda da yazmıştım tahminlerimi. Şimdi onlardan yola çıkarak yeniden yazıyorum.
1-     Bu miting, Çerkeslerin öğretim ve yayın taleplerinin meydanlarda ve sokaklarda dile getirilebileceğini gösterdi. O halde devamı gelebilir.
2-     Mitinge katılım; hava koşulları, ilk olması, yoğun bir karşı kampanya yürütülmesi ve dedikodu üretimiyle insanların engellenmek istenmesine rağmen hayli umut vericiydi.
3-     Mitingin yaydığı pozitif elektrik çok güçlüydü. İki-üç bin kişiyle müthiş bir inanç verdi.
4-     Kimse söylemediği halde kendi kendilerine 20 bin kişilik bir çıta koyanların önüne bir görev kondu. “Çerkes Hakları İnisiyatifi 20 bin kişi toplayamadı, bakın biz toplayalım da miting nasıl yapılırmış herkes görsün” deme hazzını yaşa(t)mak.
5-     Bu mitinge karşı çıkanların bir ayda böyle bir miting yapan Çerkes Hakları İnisiyatifine inat seçim öncesi SEÇİM YASAKLARI’na denk getirme UYANIKLIĞI göstermeden ve bu ENTRİKAYA başvurmadan Çerkeslerin gücünü ortaya koyacak bir mitingler zinciri düzenlemek.
Eğer bunları yapamıyorsanız Çerkes Hakları İnisiyatifi başta olmak üzere herkesin; her oluşumun bu mitingleri yapmak, hak arama taleplerini dile getirme kararlılıkları devam eder. Nitekim 17 NİSAN İSTANBUL-KADIKÖY MEYDANI MİTİNGİ de bunun ikinci adımı.
Yani, kimse bu işten tereyağından kıl çeker gibi sıyrıldığını sanmasın. Bundan sonra yan gelip yatmak yok.
Kısacası SICAK PATATES’i ya siz tutacaksınız ya da oradan çekip gidip emekliliğinizi yaşayacaksınız. Bu işi adam gibi yapacak birileri mutlaka bulunur, emin olabilirsiniz.

Sayı: 2011 03