Tarihten – Çerkeslerle Ticaret*

0
12

Rusya Çerkesya’daki kabilelerin direnişini kırmaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Tam da o sırada Osmanlı Sultanı büyük bir cömertlik göstererek İstanbul’da yaşayan bir Çerkes beyine, saygısını göstermek için altından yapılmış bir enfiye kutusu hediye etti.

Rusya elçisi Rusya aleyhinde davranan ve İngiliz dostu olan bu kişinin Çerkesleri Rusya’ya karşı kışkırttığını belirterek Sultan’ın bu davranışına karşı çıktı. Çerkes beyin derhal İstanbul’dan sürgün edilmesini istedi.
Anapa Kalesi’nde Rusya bayrağının dalgalandığı beş yıl boyunca Hristiyan vurguncular Çerkeslerle ticaret yapmaya çalıştılar. Çerkeslerin fikirlerini değiştirmek zor olsa da iki ülke arasında zamanla bir dostluk ilişkisinin gelişebileceğini umuyorlardı. Anapa Kalesi komutanının, 14 yaşındayken kaçırılıp götürülen Çerkes kökenli karısı Madam Catherine Bouholtz vatandaşlarının güvenini kazanıp onları Rusya’ya bağlamak için tüm gücünü kullandı. Bouholtz, 1811 yılında Anapa’yla ticaret yapmak isteyen Cenevizli M. Scassi’ye kucak açtı ve onu bazı Çerkes beyleriyle tanıştırdı. Scassi Ruslardan bölgeye tuz taşımak ve bölgeden kereste götürmek için nakliye izni istedi. Scassi, prens Mehmet İndaroğlu’nun koruması altında Danube adlı gemiyle Soçi’ye geldi.
Bu ilk sevkiyatı destekleyen Odessa Valisi Fransız asıllı Dük Richelieu, yararsız savaşın bitirilerek Çerkesya’yla ticari ilişkiler kurulması gerektiğine ikna olup bir proje geliştirdi. Rusya öneriyi kabul etti ve planı uygulaması için Scassi’yi Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görevlendirdi. (1817) İmparator Alexander, Scassi’ye Kırım tuz işletmelerinden 450 kg. tuzu hediye olarak verdi.
Osmanlı-Rus savaşına son veren 1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı Rusya’ya tazminat ödemeyi kabul etti. Osmanlı Devleti Çerkesya üzerindeki tüm haklarını, bu arada Kuban ve Bzıb ırmakları arasındaki Karadeniz kıyı kontrolunu Rusya’ya devretti. Çerkesya’daki Anapa liman kalesi dışında Poti limanı, Ahıska ve Ahılkelek de Rusya’ya bırakıldı.
*1836’nın önemli eserlerini ve politik olaylarını bir arada toplayan “Annual Register” adlı yıllıkta yayınlanan Taitbout de Marigny anılarından alıntı.
Rus Diplomasisinin Kurnazlığı*
İnsanlar “Çerkesya da nereden çıktı?” diye sorabilir. Gücünü, ulusal karakterini, yönetim şeklini, dinini ve Rusya olan ilişkisini merak edebilir. Çerkesya diye bir yer duymadıklarını, sadece vahşi dağlı haydutları duyduklarını söyleyebilirler. Çünkü Rusya onları dünyaya kendi istediği gibi tanıttı ve buna inanıldı.
Çerkesler, İmparator Nicholas’a karşı çıkıp direnmeye cesaret etmiş bir halktır. Onları anlamak için ‘Bağımsızlık Bildirge’lerini okumanız bile yeterli olacaktır.
Çerkesler ve Abazalar bir buçuk milyonu geçen nüfusları, konumları ve yabancı ülkelerle ilişkileri nedeniyle Kafkasya halkları arasında en güçlü durumda olanlardır. Bu dağlıların Doğu üzerindeki etkileri kayda değerdir. Memluk kralları Çerkesti, Küçük Asya ve Mezopotamya’nın bazı bölgeleri Çerkes prensler tarafından yönetiliyordu. Türkiye, Mısır ve Suriye’nin en önemli kişilikleri de Çerkesti. Mesela Serasker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Reşit Paşa… Kırım Hanları çocuklarını eğitim için Çerkesya dağlarına gönderirdi.
Çerkesler denildiği gibi cahilse bunun nedeni Rus barbarlığıdır. Ruslar onları kötü tanıtarak dünyanın geri kalanından izole etti. Ruslar ilerlerken birkaç prensi öldürerek hem karadan hem denizden ticaretlerini engelleyince, Çerkesler birleşmek gerektiğini anladılar ama hangi kabilenin lider olacağı konusu bir zorluk olarak karşılarına çıktı.
Rus diplomasisinin entrikalarına ve vahşi saldırılarına Çerkesler dışında bu kadar uzun süre karşı koymuş başka bir halka rastlayamazsınız. Daha önce Rusya’ya karşı direnmek için birleşen Don Kazakları ve Nogaylar uzun süre pasif bir direniş içinde oldular. Ama Rusya onları dize getirdi. Nogay Tatarları topraklarından uzaklaştırılıp Taman Yarımadası’na ve Anapa yakınına getirildi. Savaşçı yapıları Rusya tarafından Çerkeslere karşı bir nefretle beslendi, antipati ve düşmanlıkla dolan bu iki halk birbirini yok edecekti. Aynı mantıkla Kazaklar da Kuban ve Terek arasındaki bölgelere çekildi.
*’James Ridgway and Sons’ adlı yayınevinin 1836 yılı Londra gazetelerinden yazıların yer aldığı koleksiyonundan.
Çerkesler*
Herodot, Amazonları Kafkasya ile ilişkilendirir. Zihler ve Amazonların birlikteliğinden Sarmat ulusunun oluştuğunu söyler. Tarihin babasının söyledikleri mitolojik söylencelere de uymaktadır: Çerkesler Tauris’te yaşıyorlardı. Kafkasya’ya geldiler ve Amazonlarla evlendiler. Çerkes kadınlarının davranış ve gelenekleri bu söylenceyi teyit etmektedir. Savaşın tüm tehlikelerini ve zorluklarını eşleriyle paylaşırlar.
Çerkes kelimesi birçok dilde kadim Kerketleri çağrıştırmaktadır. Farsça “çer” savaşçı, “kes” ise kişi anlamına gelir.
Ruslar, Kafkasya’da yaşayan ve birçok kabileden oluşan dağlıların hepsine Çerkes demektedir. Bu kabilelerden biri Adigelerdir. Adigelerde paganların sayısı Müslüman olanların sayısından çok daha fazladır. Sadece prensler İslam kurallarını uygulamaktadır. Halk Şıble adını verdikleri yıldırım tanrısına ve ateş tanrısı, orman tanrısı, su tanrısı gibi tanrılara ibadet eder. Kısasa kısas kuralını uygularlar, misafirperverlikleri ve konuklarına davranışları tüm Çerkeslerin en ayırt edici özelliklerindendir. Şişmanlık onlara göre utanç verici bir durumdur. Toplumun farklı sınıfları, giydikleri ayakkabıların renginden anlaşılır. Prensler kırmızı, asiller sarı, köylüler siyah ayakkabı giyer.
Adigelerin bölgesi Kuban’dır. Anapa ise ülkelerinin en önemli noktasıdır.
Lezgiler Dağıstan’da yaşamaktadır, birçok alt kabileye ayrılmışlardır ve nüfusları yaklaşık 400 bin civarındadır. 25 bin nüfusa sahip Çeçenler Rusya’ya devamlı başkaldırmaktadır. İnguşlar pagandır ama alışkanlıklarında Hıristiyanlığın izlerine rastlanır. Halen Yunan Kilisesinin bayramlarına katılmaktadırlar. Ruhun ölümsüzlüğüne inanırlar.
Ubıhlar ve Cigetler Şapsığlarla birlik içindedir. Bu savaşçı kabileler Rusların birçok saldırısını geri püskürtmüş, misilleme yaparak bazı kaleleri ele geçirmiştir.
Kabardey bölgesi Terek nehriyle ikiye ayrılır: Büyük Kabardiya ve Küçük Kabardiya. 14. Lui zamanında Rus çarları kendilerini Kabardiya’nın lordları olarak görürlerdi.
*Friedrich Wagner’in 1854 tarihli “Şamil ve Çerkesya” kitabından.
Çeviri: Serap Canbek
 
 
 

Sayı : 2011 06

Yayınlanma Tarihi: 2011-06-01 00:00:00