TESEV raporunda Çerkesler

0
262

Yazar Sevan Nişanyan tarafından TESEV için hazırlanan raporda, 1965’den once tüm yer adlarının yaklaşık üçte birinin değiştirilerek Türkçeleştirildiği tespit edildi. Raporda, Türk ve Müslüman olmayanların izlerini silmek ve eski adları unutturmak için son “derece katı politikalar” izlendiğine vurgu yapılırken, Çerkeslerin yerleşik bulunduğu yerlere Çerkesçe isim verilmesi konusundaki taleplerini daha fazla dile getirdiğine işaret edildi.**

TESEV Demokratikleşme Programı’nın Türkiye’de Cumhuriyet döneminde değiştirilen yerleşim adları üzerine başlattığı çalışmanın, araştırmacı/yazar Sevan Nişanyan tarafından kaleme alınan raporu yayımlandı. Rapora göre 1965’ten önce Türkiye’deki tüm yeradlarının yaklaşık üçte biri değiştirildi. Bugün yeradları tartışmasında esas itici gücün “Kürt siyasi hareketi” olduğuna vurgu yapılan rapordaki öneriler arasında, Kürtçe adların var olan resmi (Türkçe) adların yanı sıra genel dolaşıma sokulması, ikidilli haritaların yayımlanması, ikidilli trafik levhalarının yapılması ve okullarda Kürtçe adların öğretilmesinin teşvik edilmesi de yer alıyor.

Sevan Nişanyan’ın kaleme aldığı “Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Değiştirilen Yeradları” adlı raporda,yer adlarının iadesi tartışmasının anadilde eğitim, demokratik özerklik ve yerel yönetimler üzerinden Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri ile doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekiliyor. Ama aynı zamanda Türk kimliği ile iç içe geçmiş Çerkeslerin de kendi toplumlarının Türkiye’de yerleşik bulunduğu yerlere Çerkesçe isim verilmesi konusundaki yakın tarihli taleplerini daha fazla dile getirdiğine işaret ediliyor.

Türkçeleştirmeye Yönelik Siyasi İrade 1913-16’da Ortaya Çıktı


Rapora göre Türkiye’de “Türkçe olmayan” yeradlarının Türkçeleştirilmesine yönelik siyasi irade 1913-1916 yıllarında Enver Paşa’nın bayraktarlığında ortaya çıktı: “Balkan Savaşları’nı izleyen günlerde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Milli Mücadele esnasında da Müdafaayı Hukuk kadrolarının girişimiyle Rumca veya Bulgarca kökenli olan birçok yeradı değiştirildi.”

İl İdaresi Kanunu’nda 1959’da yapılan bir değişiklikle İçişleri Bakanlığı’na köy adı değiştirme yetkisi verildiğinin hatırlatıldığı raporda aynı yıl iller bazında yeni yeradı listeleri yayımlanmaya başlandığı kaydediliyor. Raporda şu ifadeler yer alıyor: “Darbeyi izleyen dört ay içinde 10.000’e yakın yeni köy adı resmi kullanıma sokuldu. 1965’ten önce Türkiye’deki tüm yeradlarının yaklaşık üçte biri değiştirildi.”


Türk Ve Müslüman Olmayanların İzlerini Silmek İçin…


Eski adları unutturmak için son “derece katı politikalar” izlendiğine vurgu yapılan raporda, “Bu adları (parantez içinde dahi olsa) gösteren haritaların basılması, yurda sokulması ve dağıtılması yasaklandı. Bu amaçla Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde harita sansür kurulu işlevi gören Harita Genel Komutanlığı oluşturuldu. Türkiye’de her türlü harita basımı ve satışı bu heyetin iznine bağlandı.3 Yerel bazda eski adları tanıtan yayınlar, bazen basit bir krokiyi ‘harita’ saymak suretiyle toplatıldı.”

Raporda, “Yeradlarının yasaklanmasıyla eşzamanlı olarak Türkiye coğrafyasında Türk ve Müslüman olmayan diğer izlerin silinmesi için yeni bir seferberlik başlatıldı” tespiti yapılıyor.

TESEV raporunda 12 Eylül 1980 darbesinden sonra “Türkçeleştirme” tanımına uygun olarak ad değişikliği olmadığı yönünde ilginç bir tespit de yapılıyor. Rapora göre ad değişikliklerinin hemen hepsi 1960 dolayında gerçekleşti: “12 Eylül rejiminin yeni yeradlarının kullanımına dair zorlayıcı tutumu nedeniyle bugün Türkiye’de pek çok kişi, köy ve mezra adlarının 1980’den sonra değiştirildiği yönünde yanlış bir izlenime sahiptir. Oysa 1980-1983 döneminde (daha önce tüzel kişiliğe sahip değilken köy statüsüne kavuştuğu için Türkçe ad verilen birkaç düzine yer dışında), “Türkçeleştirme” tanımına uyan ad değişikliği yok gibidir. Kişisel tanıklığa ve anekdotlara dayanarak 1980 sonrasına tarihlendirilen ad değişikliklerinin hemen hepsi, resmi belgelere göre 1960 dolayında gerçekleştirilmiştir.”


Etnik Talepler

Yeradlarının “ulusal” politika doğrultusunda değiştirilmesine karşı çıkan sesler 1980 ve 1990’larda cılız olarak duyulurken, 2000’li yıllarda kamuoyunu önemli oranda etkisi altına aldığı belirtiliyor. Raporda “etnik taleplere” de dikkat çekilirken, Türkçeleştirmeden en çok etkilenen iki bölgeden birinin “Güneydoğu”da, eski adların iadesi Kürt siyasi hareketinin başlıca taleplerinden biri olarak ön plana çıktığı ifade ediliyor:

“Yeradlarının değiştirilmesi, Kürt kültürünü ve ulusal kimliğini sindirmeye yönelik resmi politikaların bir parçası olarak değerlendirildi. Eski adların iadesi, anadilde eğitim ve yayın haklarıyla birlikte, kültürel haklar mücadelesinin asli bir unsuru sayıldı. Günlük yaşamda eski adları kullanmak, bir siyasi duruş ve onur meselesi olarak görüldü.”

Raporda, “Benzer talepler –bir siyasi oluşuma bağlı olmaksızın– Lazca konuşulan bölgede de güç kazandı. Çerkes çevrelerinde, Çerkes yerleşimlerinin yerel Çerkesçe adlarını canlandırma, hatta bu yapılamıyorsa Çerkesçe ad yaratma gayreti ortaya çıktı. Gürcü ve Arap dil alanlarında henüz kristalize olmuş bir eğilim olmasa da aynı yönde münferit sesler duyuldu” denildi.

 

Sayı : 2011 07