Zamir Şıkho ile röportaj – Serap Canbek

0
11
Kabardey-Balkar Adige Kh(X)ase Başkan Yardımcısı
Zamir Şıkho:

“Hepimiz eşitiz, hiçbirimiz diğerinden üstün ya da akıllı değiliz. Geçmişteki hatalarımızı tekrarlamamalıyız, kendi içimizdeki kavgalardan ve geçmişte yaşanan ayrılıktan ders almalıyız.”
– Çerkeslerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerde bulundunuz mu? Hangi ülkede geleneklerini daha iyi koruyabilmişler sizce?
-Maalesef diyasporanın yaşadığı tüm ülkeleri göremedim ama oralardan çok arkadaşım var. Diyaspora ülkelerinden biri olan Amerika’da önce Kaliforniya ve sonrasında da New Jersey olmak üzere 4 yıl boyunca Çerkeslerin içinde yaşadım. Amerika’da Türkiye, Suriye, Ürdün ve Kafkasya gibi değişik ülkelerden giden Çerkesler var. Onlarla tanışmak Çerkeslerin o ülkelerde nasıl yaşadıkları konusunda bana bir fikir verdi, çünkü her aile Amerika’ya gelirken daha önce yaşadığı ülkeden bir şey getiriyor. Diyasporadaki Çerkeslerin dillerini ve kültürlerini korumak için büyük bir gayret gösterdikleri şüphe götürmez bir gerçek. Ama okul ve alfabe olmaksızın bir dili öğrenmenin ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz.
Diyaspora Çerkesleri birçok eski geleneği, otantik dansları, müziği, unutulmuş yemekleri ve khabzeyi korumuş. Ama dili korumak ve edebiyatı geliştirmek konusunda anavatan ileridedir, Çerkescenin Kiril alfabesine uyarlanması sonucunda Çerkesce yazan birçok yazar ve tarihçimiz olmuştur. Şuna çok kuvvetli inancım var: Kültürümüzü korumamız ve geliştirmemizin tek yolu anavatana dönmek ve tüm bu ‘parçalar’ı bir araya getirmektir.
– Sizce diyaspora ve anavatanın Çerkes meselesine yaklaşımı farklı mı?
-Diyasporada yaşayan Çerkeslerle anavatanda yaşayanların Çerkes meselesine bakışının farklı olduğunu biliyorum. Bunun ana nedeni 150 yıl süren ayrılık ve Çerkesler arasındaki iletişim eksikliğidir. Ancak son 10 yıl boyunca bazı şeyler değişti ve Çerkesler biraz da olsa birbirinden haberdar olmaya başladı. Sanırım internet ortamı da buna büyük bir olanak sağladı.
Sovyet döneminde büyük bir baskı altında yaşayan ve özgürlükten mahrum olan Çerkesler, düşünce ya da eylem konusunda da sessiz kalmışlardı. 1990’lı yıllarda doğan ve yetişen gençler eski nesilden çok farklı bir görüş açısına sahip. Diyasporada da aynı şeylerin yaşandığını gözlemliyoruz. Çerkes gençleri farklı şeyler yapıyor ve yapacaklar.
Çerkeslerin daha fazla iletişim içinde olmasının, sorunlara ortak çözümler bulunmasını kolaylaştıracağına inanıyorum. Tek bilmemiz gereken şudur: Birbirimizi derecelendirmeye kalkmamalıyız, hepimiz eşitiz, hiçbirimiz diğerinden üstün ya da akıllı değiliz. Geçmişteki hatalarımızı tekrarlamamalıyız, kendi içimizdeki kavgalardan ve geçmişte yaşanan ayrılıktan ders almalıyız. Vaktimizi tartışmalarla harcamamalıyız, bunun yerine bir araya gelerek halkımızın mirasını korumanın ve çocuklarımıza daha iyi bir gelecek yaratmanın yollarını ortaya çıkarmalıyız.
– Çerkes halkının sorunlarına çözüm yaratmaya çalışan sivil toplum kuruluşları var. Sizce anavatan ve diyaspora STK’ları nasıl bir strateji izlemeli?
-Çerkeslerin sorunları çok karmaşık, üzerinde çalışmamız gereken birçok mesele var. Şunu bilmekte de yarar var, olaylar sadece STK’ların çabasıyla değiştirilemez. Halkı yeniden bir araya getirerek geliştirme konusunda hükümette, iş dünyasında ve orduda yer alan Çerkesler de kendilerine düşeni yapmalıdır. General, politikacı, milletvekili ya da milyoner olarak değil Çerkes olarak doğduklarını unutmamalılar.
STK’lar halkımızın tüm sorunlarıyla ilgilenmekte ve yol kat etmeye çalışmaktadır. Sorunlarımızdan bir kısmı evrensel: Soykırımın tanınması, geri dönüş, insan hakları gibi. Bir kısmı da içinde yaşadığımız ülkelerle ilgili yerel sorunlarımız.
Çerkes meselesi ile ilgilenen STK’ların işbirliği içinde olmalarından zarar gelmez. Bundan şunu kastediyorum: Çerkeslerin sorunlarıyla ilgili bir konuda çalışma yapan herhangi bir STK, diğer kuruluşlarla görüş alışverişi içinde olmalıdır. Çünkü STK’lar zaman zaman çok önemli siyasal kararlar almak zorunda kalabilirler; bu kararları birbirlerine danışarak almaları, eylemlerinden sonra ortaya çıkacak sonuçların artı ve eksilerini birlikte değerlendirme şansına sahip olacaklardır. Çerkesler her zaman demokratik bir yapıyı benimsemişti, böylesi bir işbirliği bunun da göstergesi olacaktır. Çoğunluk bir fikri destekliyorsa diğerleri de bir araya gelip o fikir üzerinde çalışmalıdır.
– Anavatandaki STK’ların diyasporadaki STK’lardan beklentisi nedir?
-Globalleşen dünya bize şunu göstermiştir: Çerkeslerin uluslararası bağlamdaki girişimleri, anavatan dahilinde kalan çalışmalardan daha verimli olmaktadır. Diyasporada yaşayan Çerkesler anavatanla ilgili olarak bizimle aynı haklara sahiptir, bu nedenle sorunlarımız konusunda çok aktif olarak çalışmalıdırlar.
Bence anavatandaki STK’ların diyaspora örgütlerinden temel beklentisi şudur: Diyaspora örgütleri anavatanda neler olup bittiğinden haberdar olmalı, olaylar ya da olası sorunlar karşısında tepki göstermeli ve hatta kontrolü ele almalıdır. Proje ve çalışmalarımızda başarılı olabilmemiz için diyasporanın desteği çok önemli. Hatta bazı durumlarda diyasporanın desteği anavatandaki halkımızın desteğinden daha değerli.
Çerkes kuruluşları günümüz dünyasının yasal araçları olan internet ve uluslararası kuruluşlardan da faydalanmalıdır.
Bir diğer önemli sorun ise fon konusudur. Çerkeslerle ilgili önemli projelerde destek sağlayabilecek uluslararası bir fon oluşturma konusunda 150 yıldır düzgün bir çözüm yolu üretemedik. Bunun nedeni sanırım güven sorunundan ve profesyonelleşememizden kaynaklanıyor. Böylesi bir fonun oluşturulması için diyaspora STK’larıyla birlikte ciddi çalışmalar yapmalıyız, çünkü bir projenin düzenli bir maddi destek olmaksızın gerçekleştirilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu hepimiz biliyoruz.
– Anavatan ve diyaspora STK’larının işbirliği yapması konusunda düşünceleriniz nelerdir?
-Halkımızın anavatanda yeniden bir araya gelmesinin yolunun böyle bir işbirliğinden geçtiğine inanıyorum. Bu amaç ne kadar zaman alırsa alsın, tüm Çerkesler bunun gerçekleşmesi içinden elinden geleni yapmalıdır. Bazıları fikirlerini, bazıları da paralarını paylaşacaktır bunun için. Bazıları zamanlarını, bazıları da hayatlarını verecektir. Anavatan ve diyaspora kurumları geleceğimiz için işbirliği yapmak zorundadır.
– Anavatan ve diyaspora sizce birbirini yeterince tanıyor mu? Bunun için neler yapılabilir?
-Birbirini tanımanın en iyi yolu ziyaret etmektir. Her şey internet kanalıyla halledilemez. İnternette haberleşebilir hatta tartışabilirsiniz ama bu yüz yüze görüşüp birlikte bir şeyler yapmanın yerini tutamaz. Ortak projeler üretilmeli, gençlerin ve çocukların iletişim içinde olması sağlanmalıdır. Akademisyen ve entelektüellerimizin bir araya geleceği uluslararası seminerler düzenlenmelidir. Sportif ve kültürel organizasyonlar, eğitim programları da etkili olacaktır. İnsanların bir araya gelmesini sağlayan bu tip organizasyonlar birbirimizi daha iyi tanımamızı ve birbirimizin sorunlarını, ihtiyaçlarını anlamamızı sağlayacaktır. Tüm bunların yanı sıra hedeflerimizi ve bu bağlamdaki kapasitemizi değerlendirme fırsatı doğacaktır.
– Gürcistan’ın Çerkes Soykırımını tanıması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
-Gürcistan’la yapılan çalışmalar aşamasında kişisel nedenlerden dolayı yer almadım. Amcam Gürcistan-Abhazya savaşında öldü. Gürcistan’ın Abhazya’yı tanıması gerektiğini savunan Abhaz veteranlar hareketini destekliyorum. Hepimiz şu içinde bulunduğumuz durumun değişmesi gerektiğini biliyoruz, er ya da geç durum değişecek. Abhaz, Gürcü ve Çerkeslerin ilişkisi bugünden daha olumlu olacak. Çerkes Soykırımının tanınmasının önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu tanınma Çerkeslerin çalışmalarına devam etmeleri açısından uluslararası arenada bir temel olacaktır. Soykırımın BM üyesi bir ülke tarafından tanınması Çerkeslere yeni fırsatlar getirecektir. Gürcistan’ın bu konudaki niyetleriyle ilgili büyük kuşkular var. Ancak Gürcistan’ın bağımsız bir ülke olduğu ve parlamentosunun da STK başvurularını değerlendirme hakkı bulunduğu unutulmamalıdır.
– Dünya Çerkes Birliği (DÇB), 1997 yılında UNPO’ya soykırım-sürgün- vatana geri dönebilme ve çifte vatandaşlık hakkı kararı aldırmıştı. Ancak sonrasında çalışmalarını aynı hızla sürdüremedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-DÇB maalesef şu anda ana hedeflerine ve gücüne uygun etkinlikte değil. DÇB büyük bir kurum, uluslararası olarak tüm Çerkesleri kapsayan bu yapının kurucuları Çerkeslerin dünyaya tanıtılması için büyük emek vermişlerdir. DÇB yönetiminde olması gerekenler; kurumu kişisel gündemleriyle meşgul etmeyecek, herhangi bir hükümete karşı resmi sorumlulukları ve zorunlulukları olmayan genç vatanseverlerdir. Hükümetle bağlantısı olan ya da resmi görevleri olan Çerkesler sivil yapılanmalarda yer almamalıdır. Çünkü sivil kurumların görevi halkı hükümetin yanlışlarına karşı korumaktır, halka karşı hükümetin avukatlığını yapmak değildir. Hükümetler sivil kuruluşların çalışmalarına müdahale etmemeli tam aksine toplumda dengeleyici durumunda olan bağımsız kuruluşları desteklemelidir.
DÇB’nin uluslararası statüsünü ve çalışmalarını yeniden canlandıracağımızı umuyorum. Sivil kuruluşlarımız DÇB’nin çifte vatandaşlığa dair aldırdığı kararla ilgili bağımsız çalışmalar yapıyor. Vatana şartsız geri dönebilme ve çifte vatandaşlık hakkı geri dönüşü hızlandıracak en önemli hedeflerdir.
RF Sivil Meclisi ile geçenlerde bir görüşme yaptık, hazırladığım raporda diyasporanın şu anki durumundan söz ederek sorunların çözülmesi için Rusya’nın girişimde bulunması gerektiğini ifade ettim. Rus politikacılar Çerkeslerin anavatanlarına dönmesi konusuyla çok ilgili değiller. Hedefimiz onlara bu konudaki kararları konusunda olasılıklar sunmak. Çerkeslerle birlikte çalışmak ya da karşı çıkmak konusunda seçim onların. Dilerim ki Çerkeslerin sorunlarını çözmeye dair seçimlerini yaparken sağduyu, akıl ve siyasal bilgelik doğru karar almalarını sağlar.
– Anavatanda başbakan ya da devlet başkanı gibi yönetici pozisyonunda olanlarla ilgili değerlendirmeniz nedir? Moskova ile ilişkiler ve özelde Çerkeslerin sorunlarına dair bir ikilem yaşıyorlar mı? 
-Rusya’da yerel yöneticiler ve hükümet çalışanları hakkında çok doğru bir ifade var: “Resmi yetkilinin makamı kendisine ait değildir, hükümet makamını temsil eder.” Bunu yetkililerden ve TV’den çok duyduk. Keşke daha az yetkili ve daha çok Çerkes olabilselerdi, şu anki durumumuz çok daha ileride olurdu. Çünkü geniş kaynakları ve durumu değiştirecek güçleri var. Ulusal davamızla ilgili çaba gösterildiğine ve başarılı olunduğuna dair en iyi örnek Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carım’dır. Carım’dan sonra hiçbir Çerkes cumhuriyetinde bu tip çalışmalar yapılmamıştır.
İkilem çok açık: Kendilerini mi yoksa koruma ve gözetme sözünü verdiği insanları mı düşünüyorlar? Sanırım cevap çok net.
– Türkiye’de yaşayan Çerkeslere bir mesajınız var mı?
Türkiye’deki büyüklerimizin ve küçüklerimizin şunu bilmesini istiyoruz: Sizleri çok önemsiyoruz ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Türkiye’de kalabalık bir Çerkes nüfusu var ve ülkenin demokratikleşmesinden Çerkesler de yararlanacak, anavatanla ilişki kurmaları kolaylaşacak, anavatanlarına dönmelerini ya da en azından sık sık ziyaret etmelerini sağlayacak. Er ya da geç Çerkeslerin yeniden birleşeceğine dair bir görüş var, bunun gerçekleşmesi için her birimize görev düşüyor. Hayallerimiz bir gün gerçek olacak.
İlginç ve değişik sorular için teşekkür ediyorum.
****
Zamir Şıkho
Kabardey-Balkar Adige Kh(X)ase Başkan Yardımcısı Zamir Şıkho, 1983 Nalçik doğumlu ve hayatının büyük bir bölümünü Nalçik’te geçirmiş. Ekonomi ve Yönetim tahsili görmüş, çeşitli ödül ve takdirnamelere sahip. Annesinin (Dişek) ailesi dahil tüm sülale Nalçik’e Jılakstaney’den (Küçük Kabardiya) gelmiş. Zamir çok küçük yaşlardan itibaren ailesinin geçmişine ilgi duymuş ve bilgi toplamaya başlamış. Daha 13 yaşındayken, aile geçmişine dair 20 sayfa tutan bir araştırma makalesi yazmış. Ancak 7 nesilden öteye geçememiş, çünkü 19. yüzyılda Ruslarla savaşırken sülalesinin tümü yok edilmiş. Sülaleden sadece bir kişi hayatta kalabilmiş, soyadını Şıkho olarak değiştirmiş ve Terek nehri civarına taşınmış. Sağ kalan bu kişi Zamir’in büyük dedesiymiş. Sovyet döneminde aile bir kez daha kayıplar yaşamış, 1930’ların sonunda hem anne hem de baba tarafından büyük dedeleri Sibirya’ya gönderilmiş ve bir daha haber alınamamış.
Zamir, tüm bu olanları şöyle yorumluyor:
 “Ne yazık ki yaşadığımız ülke hiçbir zaman insanlarını umursamadı, bu tip ayrılık ve kayıp öyküleri olan o kadar çok aile var ki. Sovyet döneminde yaşam kolay değildi ve sülalem o dönemin insan hayatına yönelik yaklaşımlarını her zaman reddetmişti. Sanırım ben de özgürlüklerini dünyadaki her şeyden üstün tutan atalarımın attığı adımları yineliyorum.
Amerika’ya gidip Çerkeslerle buluşmam, hayatıma büyük bir değişiklik getirdi. Tüm ilgim Çerkeslerin sorunlarına ve Çerkes meselesi için çalışmaya yöneldi. O zamandan beri halkım için sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmalar yapıyorum ve bu süre içinde yaptıklarımızın halkımıza yarar sağladığını umuyorum.
Şu anda benim de bir ailem var ve çocuklarımı tam bir Çerkes olarak yetiştirmek çabasındayım, belki de en büyük başarım bu olacak.”

Sayı : 2011 07

Yayınlanma Tarihi: 2011-07-01 00:00:00