KAF-DAV Başkanı Muhittin Ünal’la dünden bugüne

0
313

IV.Bölüm

-Bence Ankara Derneği yönetimi örneğin, daha çok memur-amir gibi kişilerle diyaloğu seçiyor. Bir yemek düzenliyor ve bürokratları ağırlıyor. Bunu yaparken bile ayrımcılık yapılıyor. Örneğin bu tür yemeklere yönetime yakın kişiler çağrılıyor. Sizce dernekler, Mamak veya Sincan gibi yoksul soydaşlarımızın daha fazla yaşadıkları yerlerden Çerkeslerin derneğe gelmesini sağlayabilir mi?
Bu tür toplantılarda her dernek öncelikle kendi üyelerini bilgilendirir ve davet eder. Üye kaydetme konusunda diyorsanız o çok başka bir şeydir. Sadece yönetimlerle alakalı bir şey değildir bu. Varsayalım bir ilçemizin derneğinde 40-50 üyesi var, üyeler o derneğin giderlerini karşılayabilecek üyelerden oluşuyor. Halk tabanını temsil ettiğini söylediğiniz kişiler derneklere üye olmayı pek istemiyorlar, sakıncalı görüyorlar. Kurtuluş savaşından sonra Çerkes Ethem ve Anzavur olayını bahane etmek suretiyle toplumun üzerinde uygulanan sindirme politikasının genel tabanımıza yansıyan bir uzantısı vardı. O uzantı birden bire kalkmadı, kalkmıyor. 1996-97’de derneğe üye olmaya çekinen, üye olursa kendisine ya da çocuğuna bir şey olacağını düşünen geniş bir kitle vardı. Bu bir aidiyet meselesi, bilinçlenme meselesi. “Derneğim kültürüm için var, aidatlarımı düzenli ödemeli ve derneğime sahip çıkmalıyım.” diyebilmeliyiz. Bu bilinç bizim toplumumuzda yeterince yok. Üyeler aidatını ödeyemediği için dernek ayakta duramıyor, dernek federasyona yatırması gereken aidatı ödemediği için federasyon ayakta duramıyor. Federasyon da DÇB, MAAN ya da bir başka kuruluşa aidatını ödeyemiyor. İşte bu nedenlerle mecburen bu kurumları ayakta tutabilecek insanları toparlamaya başlıyorsunuz. Problem de orada başlıyor. Rahmetli Sönmez (Baykan) söylediğinde yadırgamıştım. O zaman içinde yaşamadığım için bu derecede kavrayamamıştım ama o genç bizden ilerideymiş. DÇB kurulurken katılım payı aidatının ilkini biz cebimizden ödeyelim dedik. 8 kişiydik, kendi aramızda para topladık. Sönmez, “Katılmam” dedi. “Parayı veremeyeceğimden değil, prensibe karşı olduğum için vermem. Buraya üye olduğumuzu derneklerimizin tabanına yansıtmalıyız. Birer kuruşla bile olsa dernek tabanları buna katılmalı. DÇB’ye üye oldum, o kuruluş benimdir bilincini sağladığımız takdirde örgütlü olduğumuzu söyleyebiliriz.” demişti. Çok haklıydı, erken kaybettik O’nu.
-Ankara’da 200 bin civarında Çerkesin yaşadığı konusunda kabaca bir araştırma var. 4 kişilik aile gibi düşünsek 50 bin aile demektir. Ankara Kafkas Derneği’nin üye sayısı 10 yıl önce 500-600 civarındaydı. Şu an sanırım bin beşyüzün üzerinde üyesi var. Bin altı yüze ulaşma nedeni de yönetim rekabeti. Bu demektir ki hedef kitlenin sadece %1 ine ulaşılabiliyor. Bu durum bütün dernekler için geçerli. Federasyon ve dernek üst yapı kurumu. Üst yapılar bir hedef kitle koyarlar önlerine. Örneğin; ‘benim hedef kitlem Ankara’da 200 bin kişi, bunlara ulaşacağım, ulaşmak için şu araçları kullanacağım, çalışmalarımı yaptığımda bu 200 bin kişinin 50 bini üye olacak’ gibi. Böyle bir çalışmanın yapılmadığını görüyoruz. Ulaşılamıyor bu insanlara. Ne yapmalılar ya da neden yapamıyorlar?
Neden yapamıyorlar demek haksızlık olur. Dernekler yasası ortada. Genel Kurul yapacaksınız, üyelerin dörtte biri toplantıda olmadığı takdirde toplantı yapamıyorsunuz. 50 bin aileden dörtte biri 12 bin beş yüz kişi demektir. Hangi salonda toplanacaksınız? Bunun çalışması yapılmadı derseniz yine Ankara Derneği’ne haksızlık olur. Biz bu çalışmaya Kafder döneminde başladık. Vakıf da kurulmuştu. Nart-Card çıkarmıştık. Bu münasebetle genç ekipler oluşturduk. Ankara’yı Çankaya, Mamak, Ayrancı, Keçiören, Ulus, Kızılay, Balgat gibi bölgelere ayırarak gençlere buraları verdik. Bilinebilen bütün adresler ziyaret edildi. Gidilen adreslerdeki muhataplara tanıdıkları ve diyalog kurmamızı istedikleri kişiler, referanslar soruldu. Büyük bir çalışmaydı. Benzeri bir çalışma Samsun ve Tokat derneklerinde de yapıldı. Ziyaret edilen her yere Ankara Derneği’ne üye olmaları için form da bırakıldı. Sanırım o tarihlerde 8-10 bin civarında insana ulaşmıştık. Ancak dönüş % 1 bile olmadı. Nart-Card alışverişle ilgili bir karttı. Kart bedelinden gençler de prim alacaktı. En azından burs için bir gelirleri olacaktı. Nart-Card’tan 600 kadar geri dönüş oldu. Güzel şeyler de oldu, ama zaman zaman gençlerimiz ağlayarak döndüler. “Nart-Card ne demek? Niye çıkarttınız? Kürtlerden sonra biz de bölücü mü olmak istiyoruz? Bize bu damgayı mı vurdurtacaksınız?” diyenler az olmamıştı. Hatta bana yazanlar ve hakaret edenler oldu. Bu davranışlar gençlerimizin yaptığı çalışmaları oldukça baltaladı. Zaman gazetesi Nart-Card’ı sorgulayan bir haber yaptı. Emin Çölaşan bir makale kaleme aldı. Sonuçta burs alan 20 kadar gencin bursları kesildi. Mahkemelik olduk. Mahkeme lehimizde ilerlerken birden tersine döndü ve haklı olduğumuz bir davayı kaybettik.
İletişim imkanları çok önemli. Radyo ya da televizyonumuz olmasa da bir saat kadar yayın yapabilme imkanımız olsaydı çok yararı olurdu. RTÜK’den küçük rakamlarla radyo-televizyon frekansları dağıtılırken biz uyuduk. Fuat Uğur internet kanalından bir yazıyla çağrıda bulundu sadece. Ancak o zaman da atı alan Üsküdar’ı geçmişti.
Her dernek üye sayısını arttırmak ister, çünkü ona göre aidat alacaktır. Kongrelerde hep ikinci toplantılara bırakacaksınız, hem de hizmette sıkıntılar yaşayacaksınız. Diyelim ki Ankara Derneği 5 bin üye kaydetti. Bu üyelere hizmet edebilme potansiyeline sahip mi? Sınırlı imkanlarla sonsuz imkan yaratamazsınız. Ancak bu tabana inmeyelim anlamını taşımıyor. Elbette tabana inilmelidir ama taban da ilgi duymalı ve yönetimleri zorlamalıdır.
-Bilindiği gibi Abhazya ve Güney Osetya bağımsızlığını ilan etti. Bu ülkeleri Rusya’nın tanımış olması tabi ki önemli. Türkiye’nin tavrı çok net. Bütün politikasını Gürcistan’dan yana yürütüyor. AKP hükümetinin Abhazya savaşından sonra bürokrasideki Çerkeslere de bir operasyon düzenlediği iddia ediliyor. Bunun kısmen doğru olduğunu da gözlemledik. Çerkesler bu durumda nasıl bir tutum takınmalılar? Türkiye’de azımsanmayacak sayıda Çerkes var. Bu Çerkes nüfusu Türkiye’nin Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıması ve Gürcistan’ın baskısını azaltması konusunda nasıl bir siyasi tutum almalı? Sandıkta mı, sokakta mı?
Sandıkta bir tavır göstermeleri için siyasi bir örgütlenme içinde olmalılar ki böyle bir imkanları hali hazırda yoktur. Eğer 1864 ve sonrasında Osmanlı topraklarına geldikleri tarihlerdeki demokrat yapılarını koruyabilmiş olsalardı iş kolaydı. Ama şimdi o eski yapı değişti ve iş oldukça zorlaştı. Özellikle Kurtuluş savaşı ve sonrasında yaşanan Ethem Bey ve daha çok da Ahmet Anzavur olaylarının bir sonucu olan 14 köyün sürgünü, Çerkes Örnek Okulunun ve derneklerinin kapatılması sonrasında sıkıntılı yıllar yaşadılar. Sadece Çerkesler değil diğer kültür gurupları da benzer sıkıntıları yaşadı. Otoriter rejim içinde tek partinin zorunlu olarak uyguladığı bazen olumlu bazen de olumsuz yeniliklere karşı muhalif bir cephe oluştu. Çerkesler de istemeyerek de olsa o cephenin içinde ve saflarında yer almaya başladı ve giderek bilinen o eski demokrat yapılarından uzaklaşmaya başladılar, böylece günümüze kadar gelindi. Toplumumuz çok farklı siyasi yapılar içinde hem etkisiz hem de darmadağınık. Önemli bölümü de öz kimliğinden uzaklaşmış durumdadır. Çok sayıda derneğimiz var ama onlar kültürel amaçlıdır. Siyasetle uğraşmaları halinde sıkıntılar yaşayabilir ve uğraşmasına da izin verilmeyebilir. Biz çok konuşuyoruz, ama yaptığımız fazla bir şey yok. Gürcüler çok konuşmadan, işin propagandasında olmadan güzel çalışmalar yaptılar ve bu gün hükümet içinde de ağırlıklı bir konumları var.
Bu sorunuza sağlıklı cevap verebilmek için “Türkiye ile RF arasındaki iyi ilişkiler ve ekonomik içerikli gelişmeler Anavatandaki ve dışındaki Çerkeslerin yararına mı, bundan yararlanmakta fayda var mıdır? RF ile kavgalı olmak Çerkesler için nasıl bir sonuç verir?” gibi sorulara cevap arayıp tartışmak lazım. O da başlı başına bir kaç sempozyumun veya panellerin konusudur. Şahsen, halkımız lehine sonuç verebilecek her imkanı iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Abhazya konusunda hükümetimizin tavrını ben anlıyorum. NATO’ya mensup, BM, Avrupa Konseyi ve AGİT’e üye. Bu kurumların da birtakım prensipleri var. Türkiye bu kurumlara bağlı olacağına dair imza atmış bir ülke. Dolayısıyla da hükümet resmi söyleminde çok fazla esnekliğe sahip değil. Ama işin insani ve insan hakları boyutuna gelince her şey değişir. Toplum olarak işin bu boyutunu yeterince kullanamadık. Trabzon gemisinin Sohum’a gitmesi insani bir şeydir. Akrabalık ilişkileri var, bölünmüş aileler var. Kıbrıs tüm dünya tarafından tanınıyor mu? Ama Kıbrıs’la iletişim ve ulaşım serbestisi var. Federasyonlarımız, vakıflarımız, derneklerimiz, komitemiz ve çok sayıda uzmanımız var. Anketler ne derse desin 5 milyonun üzerinde nüfusumuz var. Ama bir türlü helva yapılamıyor. Abhazya’ya ulaşım özgürlüğü gibi önemli konular dayanışma içinde olabileceğimiz ve 50.000-100.000 kişiyi bir araya getirip Çerkeslerin de bu ülkede bir realite olduğunu ortaya koyma konusunda değerlendirilebilirdi.
Gorbaçov Sovyetler Birliğini dağıtmadan önce Yüksek Sovyet ve Parlamentodan bazı yasalar çıkardı. Buna göre özerk cumhuriyetler de büyük cumhuriyetler de diledikleri takdirde ayrılmadan Sovyet sistemi içerisinde kalabileceklerdi. Yani Gürcistan ayrılabilir, ama Gürcistan içindeki özerk cumhuriyetler ayrılmak zorunda değil, dilerlerse kalabilirler diyor. Abhazya ile G. Osetya bunu kabul etti ve referandumda ‘kalma’ doğrultusunda oy kullandı. Çeçenistan da bağımsızlık talebiyle benzerini yaptı. Gürcistan ‘ayrılma’ doğrultusunda oy verdi. Gürcistan’ın yaptığı referandumda ve genel seçimlerde oylamaya Abhazya ve G. Osetya halkları katılmadı. Sovyet yönetiminde temsil edildiler, bütün toplantılara katıldılar. O tarihte çıkan kanunun bir başka maddesi diyor ki “Sovyetler Birliği kurulurken katılan cumhuriyetler ve özerk yapılar şayet bu sistemden ayrılacaklarsa katıldıkları günkü statülerine dönebilirler”. Bu ne demektir? Abhazya katılırken bağımsız devletti. 1922 (1925) anayasasına bakarsanız Gürcülerle birlikte anlaşmalı devlet olarak oraya katıldılar. Hem Gürcistan hem Abhazya diledikleri takdirde ayrılabilecekti. Bunu hem Gürcistan hem de Abhazya parlamentosu kabul etmişti. Gorbaçov’un getirdiği sistemde ise katılış anındaki haklarına dönüş imkanı var. Bana göre orada bir imkan vardı. 1922’deki konuma, 1925 Anayasasına göre döndüğünüzde ne AGİT, ne Avrupa Konseyi ne NATO ve ne de BM var. Öyleyse Türkiye’nin, sonradan oluşan kuruluşların kararlarına bağlı olduğunu sanmasını anlamakta zorlanıyorum. Biz bunu doğru dürüst anlayamadık ve anlatamadık. Ya Sovyetlerin dağılması anında alınan kararları yanlış anladık ya da konunun ince noktalarına nüfuz edip ayrıntılarını gereğince seslendiremedik. Talepte bulunamadık. Bunları seslendirip talepte bulunmak lazım. Bu kanun aklı başında hukukçularımıza incelettirilebilir, dağılma sürecinde çıkan kanunlarla birlikte talep edilirse yolun açılabileceğini düşünüyorum şahsen. Abhazyalılar da, G.Osetyalılar da bizden çok daha bilinçliler ve bu konuları her ortamda seslendirebiliyorlar. Sonuç olarak Abhazya’nın ve G. Osetya’nın bağımsızlıkları hukuki bir konudur ve haklıdırlar. Haksızlık olan, ayrılıkçı diye nitelendirilmeleri ve ambargoya maruz bırakılmalarıdır.
Gürcistan’ın da Abhazya G. Osetya’yı tanıması önemli. Hangi durumda barış sağlanabilir?
-Şu anki mantaliteyle bu biraz zor. 1864 göçleri ve hemen arkasından 93 harbinin bitiminde yaşanan kitle halindeki Abhaz göçleri (30.000 ile 60.000 arasında değişik kaynaklarda kayıtlar var) sonrasında yürütülen iskan politikalarındaki söylemlerle Gürcü halklarının kafasında şartlandırmalar yapılmış ve zamanla ders notlarına da yansımıştır. N. Vorobiyov’un “Gürcülerin Abhazya Hakkındaki Temelsiz İddiaları” adlı eserini tercüme edip yayınladığımızda bazı gerçekler daha net olarak görülecektir. Bu anlayış zamanla eğitim sistemine yansıdı ve sonradan gelen kuşaklar şu temel fikre sahip olarak yetiştiler: “Abhazya diye bir şey yok, tarihte Abhaz devleti diye bir devlet de olmamış. Kuzey’den Kafkas-Rus savaşlarından kaçıp kucaklarında çocuklarıyla gelmiş olan bir avuç perişan Çerkese acıyıp geçici barınma yeri verilmiş. Zamanla orada çoğalmışlar, sonra da kalkıp devlet olmak istemişler. Bu topraklar Gürcülerindir ve öyle kalacaktır” söylemi var. Bu anlayışla yetişmiş insanların bugün Abhazya’yı “ayrılıkçılıkla” nitelemesi çok doğaldır. Öyle yetiştirildiler çünkü. Bunda Gürcü halkının bir vebali yoktur. Üniversite öğretim üyesi olan 37 Gürcü aydını bunun farkında oldukları için kendi yöneticilerini suçlayan deklarasyonlar yayınlamalarına rağmen etkili olamadılar. Gürcülerin tarihleriyle yüzleşmeleri gerek. Aksi takdirde hiçbir platformda Abhazlarla bir arada bulunma şansları olmaz. Abhaz kütüphanesini yakarak bir şey elde edemezsiniz. Çünkü oradaki eserler dünyanın her yerinde var. Ve yavaş yavaş hepsi bir araya getiriliyor. Gürcüler bizim kardeş halkımızdır, Kafkasya halkıdır. Problem halkta değil yöneticilerdedir.
Sayın Demirel’in isteğiyle Gürcü aydınlarından 10 kişi, Abhaz aydınlarından 10 kişi ile İstanbul’da 7-8 toplantı yaptık. Buradaki sivil yapılar anlaşırsa bunu Abhazya ve Gürcistan’a taşırız diye düşünülmüştü. Bir toplantıda, Sezai Babakuş’un hazırlığıyla onlara Abhazya’yı ve tarihini anlattık. “Söyledikleriniz doğruysa Abhazlar haklı” dediler. “Biz size Abhazya’nın haklılığını belgeleriyle, örnekleriyle, haritalarıyla, görselleriyle anlattık. Siz de 1 ay sonra Gürcistan’ı anlatın” dedik. 1 ay sonra büyük bir heyecanla toplantıya gittim, not almak üzere oturdum. Hemen bitişiğimde Batum’dan gelmiş tarihçi muhterem bir profesör hanımefendi vardı. Türkçe de biliyordu. Konferansı o verecekti. Konuşmalar başlar başlamaz ilk cümlesi de “Abhazya diye bir devlet hiç olmamıştır. Orası tarih boyu Gürcü toprağıydı. Oranın eski adı da Ahazeti’dir” oldu. O da kendince haklıydı. Yine de saygıyla dinledik hanımefendiyi. O toplantılara sonra devam edilmedi. Keşke devam edilebilseydi. Bugüne kadar belki bir mesafe alınabilirdi.
-Çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için. Söylediklerinizin bize ve gelecek kuşaklara ışık tutacağına inanıyoruz.
Işık tutacak bir şey söylemedim. Aklımda kalan kırıntılar netice itibariyle. Yanıldığım yerler de olabilir, düzelten olursa ben de öğrenmiş olurum. Ben de size teşekkür ederim. Söylediklerim kişisel görüşlerimdir. Vakfın çalışmalarına destek anlamında Jıneps’in yapacağı katkılar bizim için önemlidir. Örgütlere ve örgütçülüğe akıl vermek konumunda olmadığımı söyleyerek sözlerimi bitiriyorum. Herkese selamlar, saygılar.
***
Tercüme Edilecek Eserler-Kafdav
Adige Arkeolojisinin Hazineleri-Doç.Dr. Lopache Nurbiy: Anadolu-Maykop kazıları buluntularının karşılaştırması sonucunda belirlenen şaşırtıcı benzerliklerin anlatıldığı bir eser. Geliştirilmiş ve güncellenmiş haliyle Kayhan Yükseler tarafından tercüme edilerek Arkeoloji ve Sanat Yayınevi ile ortaklaşa basımı sağlanacaktır.
16-19.yy.larda Rusya’nın Kafkasya Politikası- N.A. Smirnov-: Halen tercümesi devam etmektedir.
Erken Dönem Adige-Abhaz Halkları ve Bronz Çağında Dolmen Kültürü- V.İ.Markovin: 1974 basımı eserin orijinali 56 sayfadır.
Batı Kafkas Dolmenleri- Viktor A.Trifanov:
Kuzey ve Doğu Kafkasya’nın Sarmatları- B.Vinogradov
Kuzey Kafkasya’nın Yontma Taş Devri kalıntıları- V.P.Lyubin: 1994 ve 1998 yılında iki kez basılmış bir eserdir. Orijinal metinlerin ilki 240 sayfa, ikincisi 187 sayfadır.
Adige-Abhaz Dilleri Kelime Hazinesi ve Tarihi-Etnografik Analizi- G.A.Dzidzariya : Eserin orijinali 293 sayfa olup 2005 yılında ilk basımı yapılmıştır.
Kuzeydoğu Kafkasya’nın Eski Kültürü- R.M.Munçaev: Moskova’da yaşayan Çeçen kökenli duayen arkeologlardandır. 5 önemli eseri daha vardır.
Zemlya v Krov ; Toprak ve Kan- Yakov Gordin
Rusya İmparatorluğu içinde Kuzey Kafkasya- V.O.Bobrovnikov: 2007 basımı, 455 sayfalık önemli bir eser.
***
İletişim:
Kafdav Araştırma Kültür Dayanışma Vakfı
Mithatpaşa Cad. No: 58 / 3
Kızılay – ANKARA
Tel: (0312) 419 73 30 – 419 73 30
Fax: (0312) 419 73 56
Banka Hesapları:
Halkbank Meşrutiyet / Ankara Şubesi: TL
TR96 0001 2009 3870 0016 0020 26
Vakıfbank Meşrutiyet / Ankara Şubesi TL
TR38 0001 5001 5800 7287 0638 27
Yapı Kredi İzmir Caddesi / Ankara Şubesi TL
TR84 0006 7010 0000 0066 8052 99
Garanti Bankası Meşrutiyet Caddesi / Ankara Şubesi TL
TR19 0006 2000 5280 0006 2987 62
Garanti Bankası Meşrutiyet Caddesi / Ankara Şubesi USD
TR57 0006 2000 5280 0009 0985 65
Posta Çeki Hesabı:
1911727 No.lu hesap – Ankara

Sayı : 2011 08