Tarihten

0
10
Çerkeslerin genç ‘Aşil’leri
Conrad Malthe Brun*

Svan ve Megrellerin kuzeyinde Tatarların Altıkesek diye adlandırdığı ülkede Abhazlar yaşar. Koyu kestane rengi saçları ve oval yüzleriyle göze çarpan bu halkın dili ve gelenekleri Kuban ve Kabardiya Çerkeslerinkiyle benzerdir. Abhazlar genelde kumaş, keçe, tilki ve sansar kürkü, bal, şimşir, balmumu ticareti yapmaktadır. Abhazya genelde ormanlarla kaplıdır. Soğucak Kale ve Gelincik gibi geniş limanları vardır.
Abhazya’nın yanında batıya doğru olan bölgede Şapsığlar ve Natuhaylar yaşar. Kuban ve Terek nehirlerini geçtiğimizde Kafkas Dağlarının kuzey kısmında Çerkeslere rastlarız. Çerkesler Kuban Çerkesleri ve Kabardiya Çerkesleri olarak ikiye ayrılabilir. Kabardiya Çerkesleri Kabardeyler olarak ta adlandırılır. Tarihçi Strabo’nun Zigler ya da Bizanslı yazarların Zihşler diye söz ettiği kabilelerin Çerkes olması mümkün. Çünkü Zig Çerkesçede ‘biri’ anlamına gelmektedir. Strabo’nun Kerketleri ile Çerkesler arasındaki isim benzerliği Peter Simon Pallas ve Dr. Reineggs’in Kerketlerin eski Çerkes soyu olduğunu düşünmelerine yol açmıştır. Bu görüşü destekleyen en büyük kanıt ise Çerkeslerin bu toprakların yerlileri olmasıdır.
Kuban Çerkeslerinin en göze çarpan kabilesi Çemguylardır. Çemguylar kırktan fazla köyde yaşamaktadır, ikibin kişilik bir ordu oluşturabilirler. Çemguyların doğusunda daha rahat bir yaşam sürdüren Besleneyler yaşamaktadır. Komşuları Makhoşlar tarımda başarılıdır, büyükbaş hayvan beslerler ve çevrelerindeki nehirler sayesinde balıkçılıktan da kazanç sağlamaktadırlar.
Kabardeyler Kafkasya’nın hemen hemen ortasında yer alan, kuzeyde Terek nehriyle sınırlanan verimli bölgede yaşamaktadırlar. Doğusunda Kist ve Çeçenlerin ülkesi vardır. Büyük ve Küçük Kabardiya olarak ikiye ayrılmıştır.
Kabardeyler güzellik ve zarafetleriyle göze çarpar. Erkeklerin görüntüsü Herkül gibidir, küçük ayakları ve güçlü bilekleri vardır. Kılıcı müthiş bir ustalıkla kullanırlar. Kadınlar zariftir. Beyaz bir ten, kahverengi ya da siyah saçlar. Güzelliğin cazibesini arttıran temizliğe büyük önem verirler.
Köle olmayan ve atı olan her Çerkes mutlaka kama ve tüfek kuşanır. Kılıcı olmadan dışarı çıktığına ender rastlanır. Kılıç vücuduna bir kemerle bağlanmıştır ve başıyla göğsünde zırh vardır. Bu aslında 10.-11. yüzyıl şövalyelerinin görünümünü temsil etmektedir. Kabardiya bin beş yüz süvari dışında on bin köylüden oluşan savaşçıya sahiptir. Ancak süvariler kendi içlerinde süregelen çekişmelerden dolayı güçlerini kaybetmişlerdir.
Kabardiya’nın toprağı tarıma elverişlidir. Kış sert geçer, sıcak hava uzun süreli değildir. Ancak halk doğanın kendilerine sunduğu armağanları ihmal etmektedir; meşe, karaağaç ve akçaağaç ormanlarıyla kaplı tepelerden bir çıkar sağlayamamaktadır. Bakır ve demirden daha değerli madenlere sahip oldukları söylenmektedir, bunları da silahlarının yapımında kullanmaktadırlar.
Çerkesler evlerini ahşap iskeletle inşa ederler, çitler beyaza boyanmıştır. Suyu en yakın çaydan bir ark vasıtasıyla taşırlar. Evlerinin temizliği göze çarpıcıdır. Köylüler, köleler ve savaş esirlerinin vazifesi çiftçilik ve büyükbaş hayvanlarla ilgilenmektir. Kenevir toprağın doğal ürünlerinden biridir. Çerkeslerin ana zenginliklerini keçiler, koyunlar, öküzler ve atlar oluşturmaktadır. Yün ve balmumu ticareti de yapmaktadırlar. Yetiştirdikleri atlar güzellikleri, dayanıklılıkları ve becerileriyle öne çıkmaktadır. Asiller cins atların taylarını armayla işaretler, bu armaya saygısızlık edenler ya da sıradan bir ata bu armayı vuranlar cezalandırılır. 
Feodal sistemleri dikkate değerdir. Bir prensesle kaçan sıradan bir asil ölümle cezalandırılır. Bir prenses ya da prens doğduğunda çocuğun eğitimi için bir asil görevlendirilir. Erkek çocuk savaşa, kız çocuk evliliğe hazır oluncaya dek anne babadan uzak durur. Gençler eğitmeninin rehberliğinde iz sürme, savaş ve ganimet konusunda bilgi edinir. Karşılık olarak ganimetini paylaşır. Yarı insan yarı at olan Chiron’un genç Aşil’i yetiştirmesi gibi… Prenseslere ise işleme, dikiş ve sepet örgüsü öğretilir. Çerkesler misafirperverlik konusunda çok ileridir. Buna nail olana ne mutlu. Ev sahibi konuğu tüm akrabalarına tanıştırmışsa konuk en büyük suçu işlese bile, onun adına ev sahibi cevap verir. Çerkesler akrabalarını öldürenlere korkunç bir kin beslerler. Suçlunun tüm ailesi suçu paylaşmış demektir. İşlenen suç maddi tazminat ile giderilmemişse kan davası devam eder.
Çerkesler önceleri Hıristiyandı ama dini ibadete ender rastlanırdı. Şimdi Müslümanlar ama şevkten tamamen yoksunlar. Mezarları yontulmuş taştan yapılmıştır ve sütunlarla çevrilmiştir.
Çegem, Karaçay ve Balkar kabilelerinin oluşturduğu Bashanlarda hala Hristiyanlığın izlerine rastlanmaktadır. Eski olmasına rağmen iyi korunmuş bir kiliseleri vardır. Kayaların arasından yol açılmış ve kenarları demirden korkuluklarla döşenmiştir. Bu yoldan kiliseye giden dolambaçlı bir patika vardır. Kilisedeki ibadet dili Yunancadır.
Bashanlar büyük miktarda keçi ve öküz sürüsüne sahiptir. Darı ve yulaf ekmektedirler. Korgaşin Tau (Kurşun Dağı) adını verdikleri madenlerden kurşun çıkarıp güherçile (potasyum nitrat) üreterek barut satmaktadırlar. Dr. Reineggs buradaki vadilerin çoğunun sülfürle kaplı olduğunu, en çok bu vadilere yıldırım düştüğünü gözlemlemiştir. Elbruz Dağı’na yakın bir bölgede altın rengi mikamsı çakıllarla dolu bir bayır vardır. Bu çakıllar öylesine yumuşaktır ki insanlar ve atlar suya batarmış gibi saplanmaktadır.
Bashanların doğusunda Osetler yaşamaktadır. Açık kestane rengi saçlarını, giyimlerini ve kızıl sakallarını görünce Rus köylüleri olduklarını sanabilirsiniz. Kendilerine İronlar diyorlar. Dilleri daha çok Persçeye benzese de Alman ve Slav izleri de var. Osetlerin ülkesi Gürcistan’la iletişim noktasıdır. Ülkeleri Terek kaynaklarından Kür nehrinin kuzeyine kadar uzanır. Bu kayalıklı dağlarda tüm nehirler şaşırtıcı bir hızla akar. Evleri minyatür kaleleri andırır. Osetlerin en önemli kabilesi Digorlardır. Digorların yüksek dağlarda yaşayan bir çeşit şövalye olan Badilaların bir kolu oldukları söylenmektedir. Her yıl kutladıkları sekiz gün süren festivalleri var. Katılmak isteyen gezginler misafirperverce karşılanmakta ve bir aile konukları ağırlamakla görevlendirilmektedir. Bu halkın eskiden Hıristiyan olmasının avantajından yararlanmak isteyen bazı misyonerler din kurallarını yeniden yapılandırmak için çalışmalarda bulunmuşlardır ve bu çalışma, liderlerden biri olan General Kazbek tarafından da kabul görmüştür.
Osetya’nın doğu sınırından başlayarak kuzeye doğru uzanan, Sunja ve Argun ırmaklarının arasında bulunan ülke Rus gezginlerinin Kistya (Kistlerin ülkesi) dediği bölgedir. Burası da Kabardiya gibi ormanlar ve çayırlarla kaplı bir tarım ülkesidir. Gürcülerin Kistler olarak adlandırdıkları halkın en önemli kabilesi İnguşlardır. Ayrıca Çeçenler vardır. Kistlerin farklı ama çok eski olduğu anlaşılan bir dilleri vardır. Onları diğer halklardan farklı kılan eski bir gelenekleri vardır: Savaşta kalkan kullanırlar.
Rahip gibi görev yapan ve eski bir kilisenin yanında yaşayan, hiç evlenmemiş Zannistag adı verilen görevli toplantılardan önce taştan yapılmış bir kurban kesme yerinde zengin ve önemli ailelerin getirdiği beyaz koyunları kurban eder. İnguş bölgesindeki bu kilisenin üzerinde Gotik bir yazı yer alır. Ayrıca mavi, siyah ve yaldızlı harflerle süslenmiş Latince kitaplar vardır. Bu kitaplara kutsal emanet gibi saygı duyulur.
Çeçenler yedi büyük köyde yaşamaktadırlar. Zaman zaman Rusya sınırlarına dayansalar da Kazaklara karşı savunma yapabilmek için dağlarına geri dönerler. Bu bölgede yaşayan en zorlu kabile oldukları düşünülür. Onlardan çekinen sadece komşuları değildir, Rusların devamlı tetikte olmasına neden olmaktadırlar. Tek bir liderleri vardır ve bu lider herkesin yararına olacak bir girişim için emretme hakkına sahiptir, ama yargılama hakkı yoktur.
Herkesçe kabul görmüş, düzeni sağlayan ortak yasaları vardır. Yasa ihlal edildiğinde yaşlılardan oluşan bir mahkeme konuyu muhakeme eder. Suçlu bulunan kişi ölümle cezalandırılır, evi yok edilir ve serveti mağdur tarafa verilir. Önceleri Hıristiyan olan bu halk hala Paskalya’yı kutlamaktadır.
Kafkasya’nın doğusunda Lezgistan ve Dağıstan yer almaktadır. Lezgi dili Finlandiya diliyle benzerlikler göstermektedir. Ancak farklı diyalektleri çok fazladır: Avarca, Didoca, Kapuçince, Andice gibi. Dağıstan adından da anlaşılabileceği gibi dağlık bir ülkedir.
*1755-1826 yılları arasında yaşamış Danimarkalı, Fransız asıllı coğrafyacı ve gazeteci. 1822 yılında basılmış “Dünya Coğrafyası” kitabından. 
Özet Çeviri: Serap Canbek

Sayı : 2011 04

Yayınlanma Tarihi: 2011-04-01 00:00:00