Etrüsklerle Adiğelerin akrabalık teorisi-Hulusi Üstün

0
1064
Etrüskler Adiğelerden çok uzak bir coğrafyada, İtalya’da yaşamış bir ilk çağ kavmi. Haklarında ayrıntılı bir bilgiye sahip değiliz çünkü henüz dilleri ve yazıları tam olarak çözülebilmiş değil. Tarih onları M.Ö ikinci binde birden bire İtalya kıyılarında ortaya çıkmış, gelişmiş şehirler kurmuş, özgün bir yazı ve farklı bir kültür geliştirmiş sonra esrarengiz bir şekilde tarih sahnesinden silinmiş bir kavim olarak yazıyor. Tarihe en büyük etkileri de Roma medeniyetinin oluşumuna kaynaklık etmeleri. Ayrıca soyadı sistemini ilk kullanan halk olmaları, mimaride kemer ve kemerli tavanı keşfetmeleri, şehircilik alanındaki yetenekleri, kadının ilk çağ toplumlarında benzeri görülmeyecek şekilde ayrıcalıklı bir yere sahip olması onlara ait sayabileceğimiz bazı özelliklerdir.
Etrüsk adının etimolojisini inceleyenler onu “Turs” kelimesine dayandırarak Yunanca “Tyrsenos” sözcüğüyle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Fakat bu kanı kesin hüküm teşkil edecek kadar kuvvetli değil. Kelimenin orijinini “Türk” adında arayanlar bile var ama bu da bilimsellikten uzak bir varsayım.
Onlar hakkında ilk tarihi verileri Herodot’ta bulabiliyoruz. Tarihin babası sayılan bu büyük düşünüre göre Lidya kralı Ates devrinde ülkede büyük bir kıtlık baş gösterir ve Lidya halkının yarısı denizi geçerek Umr ilinde yurt tutarlar. Gittikleri yerde on iki şehir kuran bu halk başkanları Turs’un adıyla anılırlar. Etrüskler işte bu göçmenlerin çocuklarıdır. Yine Herodot’tan öğrendiğimize göre İtalya’nın ilk medeni sakinleri olan Etrüskler on iki kola ayrılıyor, komşu kavimlerden farklı ve zor bir dil kullanıyorlar. Toplumsal yapıları özgün bir aristokrasi sergiliyor. Demir ve bakır işlemedeki maharetleri onları kısa zamanda çevrelerindeki halklara karşı baskın kılıyor. En bariz özellikleri de kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olmaları, köle edinebilmeleri, yönetici olmaları, kadın yaşantısındaki renklilik, kadın giyim şekli ve makyaj tarzında kendisini gösteriyor. Etrüskler bu özelliklerinden dolayı çağdaşları olan Yunanlılar tarafından eleştirilmekte, kınanmaktaydılar.
Herodot’tan dört asır sonra yaşayan Halikarnaslı Dionis, Etrüsk ve Lidya halkı arasında töre ve dil benzerliği olmadığı gerekçesiyle onların küçük Asyalı olma ihtimalini reddeder ve onların İtalya’ya kuzeyden gelmiş olduğunu savunur. Dionis’e göre Etrüskler kendilerine “Rasena” diyor. Bu kelime Adiğe dilinin fonetik bilgisi ışığında incelendiğinde “-ina” ekinin Adiğece’de dişillik ifade ettiği ortaya çıkar. Adiğece kadın isimleri genellikle “-ina” ekiyle biter. Barina, Kurina, Jane, Satenay vs gibi. Etrüskçe kadın, eş manasına kullanılan kelimenin “puina” olması da ayrı bir ilginçlik.
Dil
Etrüskler’in İtalya’nın otokton halkı olmadığı kesinleşmiş bir gerçek onlar nereden geldiler ve nereye gittiler sorusuna cevap teşkil etmek üzere çeşitli varsayımlar ileri sürülmüş ama en fazla kabul gören iddia Thompson adlı bir tarihçi tarafından “On the Officites of the Etrusk Language” adlı eserde
dile getiriliyor. Thompson’a göre Etrüskler ancak ve ancak Kafkasyalı olabilir. Bir diğer Etrüsk araştırmacısı Trombeti de bu varsayımı gerçekçi buluyor. Büyük filolog Georges Dumesil ise Roma uygarlığında harcı olan üç etnisiteyi Latinler, Etrüskler ve Sabinler olarak adlandırırken Etrüsk söylenceleriyle Kafkas destanları arasında çekinerek de olsa bağlantılar kurmaya çalışır.
Bu tarz düşünen bilim adamlarının temel hareket noktası Etrüsk ve Adiğe dili arasındaki enteresan benzerlik. Etrüskçe büyük ölçüde çözülememiş bir Avrupai dil. İndo-Cermen dil ailesinden olması kuvvetle muhtemelse de bazı yönleriyle bu gruptan ayrılıyor. Filologların Azyanik dediği Kafkas dil ailesiyle benzeşen yönleri var. bugünkü Latin alfabesinin temelini teşkil eden Etrüsk alfabesinde dördü sesli yirmi harf var. isim ve sıfatlarda erillik dişilli özellikleri görülüyor. Suffix (sonek) ağırlıklı bir dil ve prefix (önek) pek yok. Sessiz harfler dile hakim ve (tl) gibi özgün sesler var. M.Ö ikinci yüzyıla doğru çözülmeye başladığını gördüğümüz Etrüskçe M.S 7-8. Yüzyılda tamamen yok olduğuna göre hemen ardından yarımadayı saran İtalyanca’yı etkilememesi mümkün görünmüyor.
Adiğece’yi ele aldığımızda ise bu dilin tüm lehçelerinde elliye yakın ses olduğunu ( harf değil, ses ) ancak dört adet sesli harfin kullanıldığını görüyoruz. Telaffuzunun güçlüğü ve özgün seslerin fazlalığı bu dilin yazıyla ifade edilmesini zorlaştırıyor. Bildiğimiz en eski yazılı metinler ve destanlar Adiğe dilinin ilk şeklini büyük ölçüde muhafaza ettiğini gösteriyor. Erillik dişillik özellikle Abhaz ve Ubıkh dillerinde bariz bir şekilde görülüyor. Yine mahsus ses olarak (tl) sesi belirgin. Kafkas dillerinin İndo Cermen dillerle benzerlik taşımakla birlikte tam olarak bu gruba sokulamayacağı dil bilimcilerin genel kabulüdür.
Bulabildiğimiz bazı Etrüskçe kelimeler ve karşılıkları şöyle;
Adiğece Etrüskçe Türkçe
———– ———– ————–
Jıale clan delikanlı
Pşaşe sec kız
Ate – Ade ati baba
Din
Etrüskler tanrılarını insan şeklinde düşünmüşler, bu anlayış Roma-Yunan inanışlarını da etkilemiştir. Dumesil, onların İtalya’yı işgalini yenilikçi bir olay olarak değerlendirir. Hint –Avrupai inanışların İtalya’ya Etrüskler eliyle getirildiği, bu bağlamda Anadolu inançlarıyla Latin dünyasının inançları arasındaki bağlantıyı bu halkın kurduğunu anlatır.
Halikarnas Balıkçısı Etrüsklerde bir yığın anaerkil töre gözlemler. Balıkçıya göre kadına saygı, kuşlar ve hayvan kemiklerinden kehanette bulunmak onlarla ilk çağ Anadolu medeniyetleri arasındaki bağlantılardır.
Başlıca Etrüsk tanrıları Thane, Tın, Nortia, Kubele. Bunlar Roma’da Jupiter, June, Minerva, Fuflus, Volkanus vb olur. Etruskler’in Tın ve Thane adlı tanrıları Yunanlıların Zeus’udur. Kubele ise ( Streunene, Spylene, Asparene şeklinde de anılır) Anadolu tanrıçasıdır ve Balıkçının savlarını destekleyen bir veridir.
Adiğeler’de politeist dönemde inanılan tanrıların sayısını on sekiz ya da daha fazla sayıda gösteren kaynaklar vardır. Gerek tanrı adları gerek fonksiyonları kabileler ve çağa göre değişiklik gösterir ve bu konuda baş vurabileceğimiz kaynak sayısı çok kısıtlıdır. Dolayısıyla farklı tasnifler olmakla birlikte politeist dönemin tanrılarını şu şekilde sıralamak mümkündür. Thaşho ( büyük tanrı ), Thahalek ( Kötülük tanrısı ), Şıble ( Yıldırım tanrısı ), Tlepş ( demirciler tanrısı ), Sozereş ( Ekin ve bereket ), Ahin ( Av ), Kodeş ( deniz ve adalet ), Mezıtha ( orman ), Pseguaşaha ( su tanrıçası ), Diyane ( Ana tanrıça ), Blevus ( yılan ve oyun ), Merısa ( bal Tanrıçası ), Vofogtha ( gök tanrısı ), Zavetha (savaş tanrısı ) ve farklı fonksiyonları olan Teşup, Tsuterez, Thakofesu, Kazıghoşe’dir.
Görüldüğü üzere Adiğece tanrı anlamına gelen “Tha” kelimesi Etrüsk dilinde mevcuttur. Adiğe Ana tanrıçası Diyane Etrüskçe’de Diana şeklinde telaffuz ediliyor ve bu ismin kalıntısı hala Avrupa dillerinde kadın ismi olarak kullanılmaktadır. Ana tanrıça Kubela ise Anadolu’nun Kibele’si olsa gerek. Bu kelimenin Adiğece “ Kuable ” ( Yılan belli ) olarak telaffuz edildiği ileri sürülmektedir fakat tanrıça adı olarak kullanılmamaktadır. Onun yerine fonksiyonları aynı olan Sozereş ( ekin ve bereket tanrısı) vardır. Etrüsklerdeki Nortia adlı Tanrı ise Adiğece Nart, Nerit kelimelerini anımsatmaktadır.
İnanış ortaklıklarının bir başka kanıtı da bu iki halkın mezar kültlerinde göze çarpmaktadır. Etrüsk kabir şekilleri Kuzey Kafkasya’nın Kuban ve kıyı bölgelerindeki kurganlarla aynı özellikleri taşıyor. Bu mezar tarzını batı Anadolu’da ve Girit’te de görüyoruz. Halikarnas Balıkçısı da Etrüsk mezar kültleri üzerinde durarak onların semitik ya da indo cermenik bir halk olamayacaklarını ileri sürer. Bu mezar kalıntılarında güneş kursu motifi, hayvan figürleri, kadın motifleri aynı elin eseriymişçesine benzeşmektedir. İtalya’da Cornetto Quirkiola’da bir höyükte bulunan fresk, ormanda dans eden kadın ve erkek topluluğunu resmediyor. Bir bağbozumu şenliğinin anlatıldığı bu fresk flüt çalanları, şarap kupaları ve Etrüsk kadınının kıyafetiyle tıpkı Kuzey Kafkasya veya Anadolu’daki bir Çerkes köyünde yapılan ceapşı (eğlenti) konu ediyormuşçasına enteresan benzerlikler sergilemektedir.
Bir başka ilginç nokta da Etrüsk kadınının toplumdaki yeri. Romalılar kadına mevkii vermezken Etrüskler’de kadın erkek eşitti. Kanun yapabilen, yönetici olan, savaşan kadınlar vardı bu toplulukta. Erkekle aynı masada yemek yiyen, soyadı taşıyan, makyaj malzemesi kuıllanan, ev içinin dizaynını yapan Etrüsk kadını o çağa göre çok ayrıcalıklıydı. Aslında Kafkas örfünde kadının ayrıcalıklı yerinin olması araştırmacıları Amazonların izlerini de Kafkaslarda arama yoluna yöneltmektedir. Etrüsk kadının giyimi ve makyajı bile kitaplara konu olmuştur. Aristo sahip oldukları ayrıcalıklardan dolayı Etrüsk kadınını yerer. Hatta Yunan kadınlarının Etrüsk kadınlarına benzememelerini öğütler. Halikarnas Balıkçısı’nın aktardığına göre Etrüsk kadınlarının erkeklere denk olması Yunanlılar tarafından ayıplanmaktaydı.
Etrüsklerin susuşu
Tarihin aydınlatamadığı önemli karanlıklardan biri Kaf Dağının üzerine çöreklenip kalan sislerdir. Bu küçük coğrafyadaki etnik ve filolojik çeşitlilikle onlarla aynı öğeleri taşıyan dünyanın diğer bölgelerindeki halklar arasındaki bağlantıyı kurmaya bilimsel araştırmalar yetmemektedir. Adiğeler kimdir ve Basklarla bağlantıları nelerdir. Ya bu Etrüsklerle olan ilişkileri, ortaklıkları ya da geçmişleri ne şekilde açıklanabilir. Roma ve Keltler arasındaki bağ nedir; İtalya’daki Adige ırmağı ve Po vadisinin adını kimler koymuştur? Tarih öncesi çağlarda kimler tanrıya Tha diyordu ve başka bir sürü soru…
Bunların yanıtlanması çoğu kimse için pek bir anlam taşımasa da insanlığın yer yüzündeki serüveninin meraklıların gözünde görülür hale gelmesi için gereklidir.
Etrüskleri yıkan son darbenin Kimmerlerden geldiğini tarih yazıyor. Kimmerlerin Adiğelerin ataları olduğunu, Kimmerya’nın Çerkesya’da bulunduğunu yazan da tarih… Onları Kafkasya’dan kaldırıp önce Anadolu’yu yakıp yıktıran, Frigya’yı ortadan kaldırtan, sonra en olgun çağını yaşayan Etrüsk medeniyetini yağmalatan saik ise bizim için bilinmezliğini koruyor.
Bilinen o ki bu görkemli uygarlığın enkazı üzerine tarihin en önemli imparatorluklarından biri olan Roma inşa edildi ve Etrüskler’in torunları bu kez Roma’dan dünyaya yayıldı…
Bu yazı 1992 yılında hazırlanarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Hüseyin Hatemi ve Prof. Belgin Erdoğmuş’a sunulmuştur.
Konuyla ilgili yararlanılacak bazı eserler:
1- Adile Ayda Hanımefendinin muhtelif makaleleri (Beyazıt Kütüphanesi)
2- Ziya Umur’un “ Roma Hukuku” dersleri
3- G. Buonomici’nin “Aquide to Etruscan Cerra de Vantla Language Etrusque et Saplace Perniles Language” adlı eseri.
5- Halikarnas Balıkçısı. “Merhaba Anadolu”, “Düşün Yazıları”, “Arşipel” Bilgi Yayınları
6- “Georges Dumesil’le Konuşmalar” Didier Hebron Sinatle Yayıncılık

Sayı: 2011 11
Yayınlanma Tarihi: 2011-11-01 00:00:00