Avrupa Konseyi’nden acil ‘Adalet’ çağrısı

0
18
Komiser, Türk makamlarını, davaların aşırı uzunluğu için mevzuat ve/veya içtihat yoluyla, esas dava sonuçlanmadan devreye girebilecek etkili bir hukuk yolu güvencesi sağlamaya acilen davet etmektedir.”

Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg Türk makamlarını, ‘davaların aşırı uzunluğu için mevzuat ve/veya içtihat yoluyla, esas dava sonuçlanmadan devreye girebilecek etkili bir hukuk yolu güvencesi sağlamaya’ acilen davet etmesinin yanı sıra, hakim ve savcıların insan haklarını değil, devleti koruma refleksiyle davrandığına dikkat çekti
Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’in 10-14 Ekim 2011 tarihleri arasındaki Türkiye ziyaretini müteakiben hazırladığı “Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” başlıklı raporda; yargı sisteminde uzun süredir devam eden pek çok sorun tespit edildiği belirtilerek, bu sorunlar nedeniyle kamuoyunda adalet sisteminin etkinliği, bağımsızlığı ve tarafsızlığına inancın ve insan haklarından yararlanma olanaklarının zedelendiği belirtildi.
Raporda, Türkiye’nin hukuku ve uygulamayı AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirmek üzere gereken potansiyele henüz erişemediği, bunun en önemli  faktörlerinden birinin ise, hâkim ve savcıların devleti korumayı insan haklarını korumanın üstünde tutan yerleşik tutum ve uygulamaları olduğu ifade edildi.
Yargılamanın uzunluğu ve tutukluluklar, insan hakları ihlallerinde güvenlik görevlilerinin korunması, bu konuda mahkemelerin rolü, hakim ve savcıların tarafsızlığı ile Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu’ndaki maddelerin uygulanışı üzerine  KCK, Ahmet Şık Nedim Şener ve Hrant Dink gibi örneklere atıf yaparak Türkiye’yi uyaran Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’in raporunda özetle şu noktalara dikkat çekildi:
 “ I. Yargılamanın aşırı uzun sürmesi ve tutukluluğa çok sık başvurulması
Komiser, yargılamanın aşırı uzun sürmesinin, Türk adalet sisteminde kronik bir işlev bozukluğu olduğunu gözlemlemekte ve AİHM’in bu bağlamda ihlaller yapıldığı sonucuna varan çok fazla kararı olduğunu belirtmektedir.
Savcılar bir davayı sürdürmeye karar verdikleri zaman, soruşturmayı yürütmek ve koordine etmek ve polisin ilettiği kanıtları değerlendirmek üzere kendilerine yeterli kaynak sağlanmalıdır. Ayrıca adli kolluk sistemi, savcıların bu görevleri yerine getirmelerine tam anlamıyla destek olmak üzere geliştirilmelidir. İddianamelerin kalitesine de dikkat edilmelidir.
Komiser, özellikle AİHM içtihadı göz önüne alındığında, tutukluluğa çok sık başvurulmasına ve uzun tutukluluğa ilişkin kaygılarını tekrarlamaktadır. Komiser, yetkili makamları, kişilerin tutuklu olarak geçirdiği sürelerin makul sınırlar dışına çıktığı durumlardan kaçınmaya acilen davet etmektedir, çünkü bu uygulama, ‘tutukluluğun cezaya dönüşmesi’ anlamına gelebilmektedir.
II. Ciddi insan hakları ihlalleri durumunda dokunulmazlıkla mücadelede mahkemelerin rolü
Komiser, özellikle işkence ve kötü muameleye ilişkin ciddi insan hakları ihlalleri durumunda bazı sorunların devam ettiğini düşünmektedir. Yazar ve gazeteci Hrant Dink cinayetinin soruşturulması sırasında ortaya çıkan sorunlar buna bir örnektir.
Komiser, yetkili makamları, mağdurların cezai soruşturma ve yargılamaya katılımını geliştirmeye ve güvenilir bağımsız tıbbi delillerin mahkemeler tarafından kabul edilebilirliğini desteklemeye acilen davet etmektedir. Komiser, etkili bir polis şikâyet mekanizmasının kurulmasını ve bütün sorgulamaların zorunlu olarak kaydedilmesini teşvik etmektedir. Yetkili makamlar, Komiser’in, polis memurlarının yaptığı karşı suçlamaların değerlendirilmesi hakkında taşıdığı kaygıları ele almaya da davet edilmektedir. Komiser, dokunulmazlık bağlamında, köy koruculuğu sistemine ilişkin ciddi kaygılarını tekrar vurgulamakta ve bu sistemin kaldırılmasını önermektedir.
III. Ceza davalarıyla ilgili diğer önemli hususlar
Komiser, terörizm ve bir suç örgütüne üyelikle ilgili bazı suçların tanımı ve bunların mahkemeler tarafından geniş olarak yorumlanması konusunda kaygılarını ifade etmektedir. İnsan haklarına tam anlamıyla saygılı olmanın teröre karsı verilen mücadelenin merkezinde yer alması gerektiğini hatırlatır.
Komiser, savcıların ve hâkimlerin, özellikle terörist eylemler ile düşünce, ifade, toplantı ve dernek özgürlüğü hakları kapsamına giren eylemler arasındaki sınırı ilgilendiren AİHM içtihatları konusunda daha hassas hale getirilmeleri gerektiğini düşünmektedir.
Komiser çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği konularında kaygılarını belirtmektedir, ki bunlar adil bir yargılamanın önemli bileşenleridir. Komiser, kanıtların şüphelilere ifşa edilmemesi, koruma tedbirlerine başvurulması ve ceza usulünün belirli aşamalarıyla bağlantılı olarak, çekişmeli yargılamadaki eksiklikler konusunda özellikle kaygı duymaktadır. Komiser, savunmanın, tanıkları ve bilirkişileri çapraz sorguya çekme ve mahkemeye çağırma olanağıyla ilgili olarak yaşanan pratik sorunlara da dikkat çekmekte ve gizli tanıklığın kullanılmasıyla ilgili kaygılarını ifade etmektedir.
Komiser, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savunma hakkına olağan ceza usulüne kıyasla çok ciddi kısıtlamalar getirildiğini göz önünde bulundurarak, yetkili makamları bu mahkemelerin gerekliliğini gözden geçirmeye teşvik etmektedir.
IV. Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin meseleler
Adalet Bakanı’nın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) ve hâkimlerin atanmasında oynadığı rolün, bağımsızlık görünümü üzerinde ters etkilerinin olabileceğinden kaygı duymaktadır. Komiser yetkili makamları, savcılara ve hâkimlere karsı bu görünümü etkileyebilecek disiplin cezaları vermekten sakınmaya ve HSYK kararlarının şeffaflığını ve bu kararlar üzerindeki hukuki denetimi sağlamaya teşvik etmektedir. Komiser, hâkimler ve savcıların devlet merkezli tutumları ve 1982 Anayasası’nın lafzı ve ruhunun yanı sıra hizmete başlamaları ve meslekleriyle ilgili pratik hususlar dahil, onların bu tutumlarının altında yatan temel nedenler hakkındaki kaygılarını tekrar vurgulamaktadır.
Ayrıca Komiser, birçok muhatabından, savcıların soruşturmaları gerektiği gibi yürütmek ve koordine etmek üzere yeterli kaynaklarının olmadığını ve çoğunlukla polis güçlerinin kendi inisiyatifleriyle topladıkları kanıtlara dayanmak zorunda kaldıklarını duymuştur. Bu nedenle, soruşturmaların esas olarak, adli konularda uzmanlaşmış yeterliliği olmayabilen kolluk kuvvetleri tarafından yürütüldüğü ve kanıtların genellikle aşırı miktarlarda gizli dinleme kayıtlarından oluştuğu bildirilmektedir.
Savcıların göreviyle bağlantılı bir başka sorun ise şüpheli kişilerin yakalanmasının soruşturmanın çok erken aşamalarında gerçekleşmesidir, ki bu da şüphelilerin, iddianameleri bile hazırlanmadan uzun süre tutuklu kalmalarına yol açan nedenlerden biridir. Komiser birçok muhatabından, Türk savcıların, öncelikli olarak sağlam şüpheler oluşturmak üzere delil toplamak yerine, şüpheli kişilerin yakalanmasından delillere doğru ilerlemek gibi köklü bir alışkanlıkları olduğunu duymuştur.15 Komiser’e, birçok durumda delil toplama isinin iddianame hazırlandıktan sonra bile devam ettiği bildirilmiştir ki bu, duruşmaların mükerrer olarak ertelenmesine yol açmakta ve ceza davalarının ve tutukluluğun uzun sürmesinde doğrudan bir etki yaratmaktadır.  Komiserin daha önce İfade Özgürlüğü Raporu’nda da gözlemlediği gibi, savcıların mesnetsiz davalar da dahil yargılamanın başlatılması konusunda kendilerini pek kısıtlamadıkları görülmektedir ki bu da bu sorunu şiddetlendirmektedir.
Komiser, Türk makamlarını, davaların aşırı uzunluğu için mevzuat ve/veya içtihat yoluyla, esas dava sonuçlanmadan devreye girebilecek etkili bir hukuk yolu güvencesi sağlamaya acilen davet etmektedir.”

Sayı : 2012 01

Yayınlanma Tarihi: 2012-01-01 00:00:00