Mısır’ın peçesiz ilk kadını

0
9

Serap Canbek

Feminist hareketin temsilcilerinden Huda Sharaawi, bölge yöneticisi varlıklı bir baba ile Çerkes bir annenin kızı olarak 1879’da Mısır’ın Minye kentinde doğdu ve Kahire’de büyüdü. Mısır’da gerçekleştirilen ilk kadın özgürlük hareketi gösterisinin liderlerindendi. 1923 yılında Roma’da gerçekleştirilen uluslararası kadınlar mitinginden dönüşünde istasyonda peçesiz görüntülenmesi skandala yol açtı. Sharaawi’nin görüntüsü Mısır gazetelerinde yayınlanan ilk peçesiz kadın fotoğrafı olmuştu. Mısır Feminist Birliği’nin, L’Egyptienne (1925) ve al-Misriyya (1932) gazetelerinin kurucusuydu. Kızların küçük yaşta evlendirilmesi, erkeklerin birden fazla eş alması, kadınların eğitimi ve tekstil fabrikalarındaki çalışma şartlarıyla ilgili mücadele verdi. Barışı ve silahsızlanmayı savundu. 1923’te kurup 1947’ye kadar başkanlığını yürüttüğü Mısır Feminist Birliği, Mısır feminizminin miladı olarak kabul edilmektedir. Sharaawi ayrıca Arap Kadın Birliği’nin kurucularındandı. Arapça, Türkçe ve Fransızca bilen Huda, Aralık 1947’de hayatını kaybetti.
Fransızca, Türkçe ve Arapça bilen Sharaawi, 1940’lı anılarını yıllarda Arapça olarak kaleme alır. Kuzeni Hava İdris Sharaawi’nin ölümünden yirmi yıl sonra bir dolapta bulduğu notları feminizm tarihiyle ilgili araştırmalar yapan Amerikalı Margot Badran’a anlatır. Margot Bardan, politik ve sosyal çalkantılarla dolu bir dönemin yanı sıra Mısır tarihinin en önemli kadınlarından birinin hayatını belgeleyen anıları yayınlamak ister. Sharaawi’nin yaşamı ‘Harem Yılları: Mısırlı bir Feministin Anıları’ adıyla basılır.
Huda, kitabın birinci bölümünde Çerkes akrabalarını ve annesini şöyle anlatır:
 “Türkiye’den her yıl ziyarete gelen anneannemi ve dayılarımı hevesle beklerdik. O kadar çok ceviz, kestane, kuru meyve ve Çerkes peyniri getirirlerdi ki arkadaşlarımız ve komşularımızla paylaşırdık.
Anneannem kısa boyluydu, ne zayıf ne de şişmandı. Mavi gözlü ve çok açık tenliydi. Bembeyaz giyinirdi, saçları da neredeyse kendi boyunda ve bembeyazdı. Aynı dili konuşamayıp işaretle anlaşmamıza rağmen onu çok severdim. Çerkesce masallar ve şarkılarla beni eğlendirirdi, çoğunu bugün bile hatırlıyorum. Büyük dayım Yusuf’un tipi anneanneme benziyordu. İdris dayım ise ince uzun boyluydu ve güzel yüzüyle daha çok anneme benziyordu.
Kışı bizimle geçirirlerdi ama yaz geldiğinde anneannem sıcaktan rahatsız olmaya başlardı. Gözleri şişer, yüzü kızarır ve Türkiye’ye dönmek için ısrar ederdi. Ayrılık hep acı verirdi bize.
Bir seferinde İdris dayım Türkiye’ye dönmedi, Arapça öğrenmek ve İslam bilgisini derinleştirmek için bizimle kaldı. Yıllar geçti, anneannem ölmüştü. Yusuf dayım evlenmiş ve karısıyla Mısır’a gelmişti. Bir gün ona şunu sordum: “Anneannemin ölümünün ardından seni oraya bağlayan bir şey yok, neden burada kalıp bizimle yaşamıyorsun?” Gülümseyerek şöyle cevapladı: “Yıllar önce ilk geldiğimiz zaman baban da kalmamızı istemişti ama ben istemedim. Çünkü buraya gelmek, memleketimde sülalemizin adının yok olması demekti.”
 “Evet ama babanın ve dedenin memleketi Bandırma mı? Şu anda yaşadığın evi baban mı inşa etti? Sen Kafkasyalı değil misin?” dedim. Tekrar gülümsedi. “Baban da aynısını söylemişti.” dedi.
İdris dayım da Türkiye’ye döndü ve evlendi. Bir gün dayılarım ve diğer akrabalarım komşu köyde bir düğüne davet edilmiş. Atlar o kadar yükü bozuk arazide taşıyamayacağı için bu gibi durumlarda öküz arabaları kullanmak adettenmiş. Yusuf dayım, düğüne beraber gitmek için abisini çağırmış. Ama İdris dayımın misafirleri olduğu için hemen ayrılamamış ve daha sonra geleceğini söylemiş. Düğüne gideceği zaman atına binmiş ama at aniden koşmaya başlamış ve birden şaha kalkmış, dayım yere düşmüş ve ölmüş. Düğün eğlencesi yasa dönüşmüş. Hava* ve henüz emzik çağında olan Huriye yetim kalmış.
Annem İkbal, duygularını kontrol altında tutabilen çok özel biriydi, güçlü bir kadındı. Üzüntüsünü içine atardı. Ona kökenini ve Mısır’a nasıl geldiğini sormaya asla cesaret edememiştim. Ama bunu çok merak ediyordum. Yusuf dayıma ailesinin Kafkasya’yı terk edip neden Anadolu’ya gittiğini, annemim Mısır’a gelişini ve babamla evliliğini anlatması için ısrar ettim.
Yusuf dayım, dedem Sharaluqa Gwatish’in ünlü bir Şapsığ lideri olduğunu söyledi. 1860’larda Çarlık Rusyası ile yapılan savaş sırasında Çerkeslerin Kafkasya’yı kahramanca savunduğunu anlattı. Ancak dedem ve adamları yenilmiş ve esir alınmış. Anneannem ise üç oğlunu ve iki kızını yanına alarak gemiyle İstanbul’a gitmiş. Dayım çektikleri acıları ve açlığı anlattı. Türk hükümeti göçmen işlemleriyle uğraşırken en küçük dayım Yakup zatüreeden ölmüş. Küçük teyzem kaçırılmış. Anneannem, küçük kızı kaçırılınca diğer kızını yani annemi Mısır’daki subay dayısı Yusuf Sabri Paşa’nın yanına yollamaya karar vermiş, Mısır’a Ragıp Beyin yanına giden bir yakınına annemi teslim etmiş. Mısır’a vardıklarında adam annemi bırakmak için Yusuf Sabri’nin evine gitmiş. Yusuf Sabri bir görev nedeniyle yurtdışındaymış, karısı annemi kabul etmemiş. Adam, Yusuf Sabri’nin görevden dönmesini beklemek amacıyla annemi Ragıp Bey’in evine götürmüş. Ragıp Bey’in kızı anneme annelik yapmış, evlenince de yanında götürmüş. Annem büyüdükçe çok güzelleşmiş. Sonrasında varlıklı bir adamla evlendirilmiş. Babamla evlendiği için çok şanslı. Bir gün ağlamaya başlamış. Babam nedenini sorunca gördüğü bir genci erkek kardeşine çok benzettiği için ağladığını söylemiş. Bunun üzerine babam, anneme ailesinin nerede olduğunu sormuş ve o da tüm olanları anlatmış. Babam, Ragıp Bey aracılığıyla dayılarımın izini bulmuş
ve dayılarımı getirmesi için annemi Mısır’a getiren adamı Türkiye’ye yollamış. Dayılarım gelince annemin hayatı değişmiş. Babamı yitirdiğimde 5 yaşındaydım.”
*Hava İdris 1935’te Mısır Feminist Birliği’nin gençlik kanadı Shaqiqat’ı kurdu.
Kaynak:
Harem Years: The Memoirs of an Egyptian Feminist”-Huda Sharaawi, 1987
UNDP-“The Arab Human Development Report 2005”
Gender, modernity and liberty”:-Reina Lewis, Nancy Micklewright, 2006
 

Sayı : 2012 01

Yayınlanma Tarihi: 2012-01-01 00:00:00