‘Şah’tan önceki son hamle-İnci Hekimoğlu

0
1381
İtiraf edeyim, şu son gelişmeleri bir Hollywood filmi gibi izliyorum. Biraz eğlenceli, biraz gerilimli, biraz da endişeli… KCK’ya ilişkin eleştirilere Başbakan’ın defalarca “arkasındayım” yanıtını verdiği, Beşir Atalay’ın “entegre bir strateji” diyerek aslında yargı-yasama ve yürütmenin tek elden yönetildiğini itiraf ettiği operasyonların, sonunda MİT’e ve aslında siyaseten de Başbakan’a uzanması gerçekten eğlenceli. Ama trajikomik türden…
Ben işin cemaat-iktidar hesaplaşmasına ilişkin derin analizlere girmeyeceğim. Daha çok bu hesaplaşmada saf tutanlarla ilgiliyim.
Ergenekon, KCK veya Devrimci Karargah gibi operasyonlarda yapılan akıl almaz hukuk dışılıkları bağıra çağıra savunan gazeteci-siyasetçi korosunun, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasına “akıl alacak gibi değil” tepkisini gösterecek duruma gelmeleri karşısında ben de “yargıya müdahale edilemez, yargının sonucunu bekleyin” demek isterdim. Ya da “İlahi adalet” diyebilirim de bunların yerine, siyasi tarihimizde demokratik hukuk devleti en hızlı size lazım oldu, demeyi tercih ederim.
Nitekim liberaller de ikinci bir yol ayrımına gelerek, iktidar-cemaat saflaşmasında hızla yerini alırken “hukuk” diye bağırmaya başladılar. Ama hepsinin ‘hukuk’ anlayışı bu saflaşmaya göre yeniden tanımlanıyor. Özellikle kanal kanal dolaşıp, kendi meslektaşlarını gazeteci değil polis ağzıyla “terörist” ilan eden AKP iktidarında semirmiş ‘medya parazitleri’ ise         ‘dört bir taraf’tan ortalığa dökülüp, hiç utanmadan tutukluların gazeteci değil, “polis katili, bombacı” olduğunu iddia edenlerin, yargıya açıktan müdahale edip, yayın yoluyla etkilemeye çalışanların bir bölümü şimdiden MİT yöneticileriyle ilgili polis fezlekelerini öne çıkarmaya başladılar bile.
‘Juritokrasi’, yani ‘yargıçlar diktası’ propagandasıyla referandumda ‘Evet’ alan iktidar, şimdi kendi kurduğu yargı sisteminin ayağına doladığı zinciri kırmak için yeni yasa hazırlığında. Bazı liberaller de iktidarın bu deneyimle otoriterleşmeden demokrasiye dümen kıracağına inanma saflığında, hâlâ iktidara ‘ayar’ verme umudundalar.
Oysa tartışmanın pek konuşulmayan önemli bir boyutu var. Bugün ortaya çıkan İktidar-yargı krizi sadece Kürt meselesinde, demokratik çözüm yerine ‘imha’ politikalarını seçen hükümetin, kendi açtığı yolda tökezlemesi değil. Ya da cemaatin en önemli istihbarat kurumunu kendi kontrolüne alma isteği de değil yalnızca. Başta Suriye olmak üzere kaynayan Ortadoğu kazanına, Türkiye’yi kepçe yapma operasyonu da bunun önemli bir parçası.
Şimdilik görünen, cemaatçi kadro eliyle Türkiye, içerde-dışarıda makas değiştirmeye zorlanırken Başbakan’ın ‘veziri’ne hamle yapılıyor. Eğer Başbakan ‘doğru’ hamleyi yapamazsa bir sonraki hamlenin hedefi belli ki ‘şah’ olacak. Ve her koşulda bedelini halk ödeyecek.

Sayı: 2012 02