Türkiye Diasporası Yayınlarından Seçmeler Mart 2012

0
238

1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşında Kuzey Kafkasya ve Sürgündeki Kafkasyalılar*

Gerçekten Osmanlılar ile onları izlemek zorunda kalan önemli sayıda Abhaz göçmeni 1 Ağustos günü Oçamçıra’yı deniz yoluyla boşalttılar. Osmanlı ordusunda bulunan ve bu boşaltma hareketinde görev almış bulunan İngiliz subayı Woods (Paşa), anılarında olayı anlatırken ilginç gözlemlerde bulunuyor: “Sabah güneşiyle birlikte filoya bağlı bütün filikalar kıyıya yanaştı. Askerlerin gemilere nakli işi yirmidört saat aralıksız şekilde sürdü, önce yaralı ve hastalar, daha sonra silah cephane ve erzak taşındı. Kıyıda düşmanın işine yarayacak bir tek şey bırakılmadı. Bütün bu işler Rusların güzleri önünde yapılmıştı. Dürbünlerimizle baktığımızda Rus askerlerinin ağaçlara tırmanarak hareketlerimizi izlemeye çalıştıklarını görebiliyorduk. Mavzer menzili içinde olduğumuz halde Ruslar tek bir kurşun dahi atmadılar… Dar bir kıyı şeridi içinde toplandığımız halde düşmanın üzerimize niye saldırmadığını merak ediyordum. Çünkü saldırsalardı başarı elde etmeleri mümkündü. Sonradan öğrendiğime göre, Osmaniye zırhlısının bir evvelki gün yaptığı bombardıman o kadar yıkıma ve insan kaybına neden olmuş ki, yeni bir bombardıman gerektirecek kışkırtmalardan kaçınmayı yeğlemişlerdi. Yine bir Rus Ermenisi’nin anlattığına göre Rus askeri makamları Türkler’in geri çekilmesini sağlayacak her türlü tedbirin, bu arada mümkünse kolaylığın gösterilmesini emretmiş. Ruslar için önemli olan ayaklanma halindeki Çerkes halkının önemli bir destekten mahrum edilmesiymiş.”( 20)

10 Ağustos’ta General Alhazov, Kodor ırmağının sol yanını tuttu. Irmağın sağ yanındaki Osmanlı ve Çerkes güçleri Sohumkale’den sadece üç millik bir mesafede bulunan Keleşir ırmağı hattına çekildiler. Aynı tarihte Albay Şelkovnikov’un emrindeki Rus birlikleri Soçi’den kıyı boyunca harekete geçerken, General Babiç de Marukh Geçidi üzerinden yürüyüşe başladı. Şelkovnikov, yürüyüşünü kıyıda devriye görevi yapan Osmanlı gemilerinden gizleyebilmek için yola paralel olan çetin dağ yolunu izledi ve 13 Ağustos’ta Adler’den 1.5 mil mesafedeki bir noktaya geldi. Gagra Boğazı’nda ise kendisini büyük bir güçlük beklemekleydi. Kıyı sıradağlarının kayalık ve uçurumlu etekleri bu yörede kumsala inmekteydi ve bu sahil yolundan başka bir geçit de yoktu.

Yol, Çerkeslerin ve Osmanlıların Şelkovnikov’un hareketini haber aldıklarından beri Gagra açıklarında dolaşan bir Osmanlı savaş gemisi tarafından kontrol ve bombardıman edilmekte idi. Geçidin kuzeyinde bulunan eski ve yıkık bir Rus kalesi de bir kaç yüz kişilik bir Çerkes birliği tarafından tutulmuştu. Şelkovnikov, Adler’de Rus deniz subaylarının işbirliğini sağladı. 17- 18 Ağustos gecesi şiddetli bir yağmur altında Gagra’ya doğru ilerleyerek ani bir baskınla kaleye saldırdı. Çerkes savunmacılar, üstün ve eğitimli Rus gücü karşısında inatla direnmelerine karşın yenilerek dağıldılar. 20 Ağustos’ta Bzıb nehrine ulaşarak burayı da aşan Rus kuvvetleri on mil içeriye yürüdüler ve 23 Ağustos’ta Gudauta’ya yaklaştılar. Burada 1000 Çerkes gönüllüsü ile bir Osmanlı taburu ve dört toptan oluşan bir müstahkem mevki bulunuyordu. Fakat çok geçmeden Ruslar, Osmanlıların burayı Abhazya’yı boşaltmaya ve çekilmeye başladıklarını belli etmemek için usulen savunduklarını anladılar.

Osmanlılar, askerlerini ve Rusların öç almasından korkarak kendileriyle birlikte gelmek isteyen tüm Çerkes- Abhazlar’ı tahliye edebilmek için kuvvetlerini Sohumkale’yi koruyan yarım daire şeklindeki müstahkem mevzilerde topladılar. Şelkovnikov’un komutasındaki Rus birlikleri 27 Ağustos’ta Sohumkale’ye doğru yürüyordu. Bu arada Marukh geçidini aşmış bulunan General Babiç de 24 Ağustos’ta Tsabal yöresine, 29 Ağustos’ta da Sohumkale’ye dört mil mesafeye geldi. General Alhazov komutasındaki Rus birlikleri de Keleşir ırmağını aşmış ve güneyden Sohumkale siperlerine yaklaşmıştı.

Şelkovnikov’un saldırıya geçmek için ısrar etmesine karşın Gürcü General Alhazov ciddi bir harekete girişmeksizin, Osmanlı askerlerinin ve şu veya bu şekilde onları izlemek zorunda kalan onbinlerce Abhaz ve Adıge göçmenin gitmelerine müsaade etmeyi tercih etti. 31 Ağustos gecesi Ruslar Osmanlı gemilerinin gitmiş olduğunu gördüler.( 21)

Dağıstan ve Çeçenistan

Ayaklanması Büyük Çerkes sürgünü sonunda Çerkes ülkesinin Kuban ve Karadeniz kıyıları hemen tamamen Çerkesler’den boşaltılmış, kalanlar da ovalara indirilerek silahsızlandırılmış, Amerika Birleşik Devletlerindeki Kızılderili Rezervasyonlarına benzer bir şekilde belli yerlerde toplanarak Rus-Kazak kolonileriyle kuşatılmıştı. Bu nedenle Kuban Çerkesleri bu savaş sırasındaki ayaklanmalara geniş bir şekilde katılamadılar. Ancak bazıları herşeye karşın, gerilla birlikleri halinde Karadeniz kıyısına inerek Abhazya ayaklanması içinde yer aldılar. Terek yöresinde, Kazak kolonileriyle kuşatılmış olan Kabardey, İriston (Osetya) ve Karaçay-Balkarya’da da kayda değer bir hareket olmadı.

Anayurttaki en büyük ayaklanma, üzerlerindeki tüm baskıya karşılık halkının kitlesel sürgünlere tabi tutulmamış bulunduğu Çeçenistan ve Dağıstan yörelerinde meydana geldi. Dağıstanlı sanatçı Halil Bek Musayasul’un belirttiği gibi; “Eski yurtseverler, daha yirmi yılını bile doldurmamış olan Rus egemenliğinden bu fırsattan yararlanılarak kurtulunabileceğini umuyorlardı. Dolayısıyla Türk tarafından elle tutulur bir yardım gelmemesine karşın dağlarda savaşı başlattılar. Bu eylem, yardımdan yoksun olduğundan, çıplak gözle bakıldığında sırasız, umutsuz bir girişim gibi gözüküyordu. Özgürlük savaşımızın önderi Büyük Şamil yurdundan ayrılmış olmakla birlikte naiplerinin çoğu daha yaşıyordu. Bunlar eski bayrakları açtılar…”(22)

Şamil’in oğlu Gazi Muhammed tarafından gönderilen ve Osmanlı topraklarındaki Çerkes siyasi emigrasyonunu temsil eden delegelerin de katılmasıyla, 1859 yılında Şamil’in Ruslara teslim olmak zorun da kaldığı Gunip yöresinde Anada denen yerde Dağıstan ve Çeçenistan’ın her tarafından gelen delegelerin de katılmasıyla bir ihtilâl toplantısı yapıldı. Burada derhal ayaklanma ve yurdun Rus istilacılarından kurtarılması kararı verildi. Daha önce Şamilin savaşları sırasında hareketsiz kalan ve ona katılmayan birçok yörenin halkı da bu ayaklanmaya aktif bir şekilde katıldılar.

Halk bu ayaklanmanın başına Gazi Kumuklu din bilgini Abdurrahman Hacı ile Çeçen Ali Bek Hacıyı getirdi. Bunlardan birincisi Dağıstan’daki, ikincisi ise Çeçenistan’daki hareketleri yönetecekti. Bunun yanında Çeçenistan’da Sultan Murat, Süleyman Bek, Dade Zalma, Abbas Bek ve Hacı Abdullah; Avar yöresinde Murtaza Ali ve Şamil’in naiplerinden Zekeriya, Haydak-Tabasaran yöresinde Utsumi (Han) Mehdi, Gazi Kumuk yöresinde Emekli Yüzbaşı Naip Cafer Han, Yüzbaşı Abdülmecid Bey, Naip Fethali Han bu ayaklanma hareketlerinde halka önderlik ettiler ve fedakârlıklar gösterdiler. Üstelik bunlardan son dördü Rus Çarı tarafından rütbe ve mevkiler verilmiş kişilerdi ve buna karşın halklarının yanında yer almayı yeğlediler, özellikle Gazi Kumuk Hanları, bu ayaklanmanın başarılı olacağından ümitli değillerdi ve fikirlerini açıkça belirtmişlerdi ama yine de “Tüm yurttaşlarımızın katıldığı bu savaşın dışında kalmak bize yakışmaz” diyerek ayaklanmaya katıldılar.

İlk ayaklanma 1877 yılının Mayıs ayı başlarında Kuzey Dağıstan’da Gümbet’de vukubuldu. Ayaklanmanın bu yöredeki merkezi Siuh kasabasıydı. 15 Mayısta Gürcü Prensi Albay Nakaşidze komutasında buraya gönderilen Rus birliğinin ayaklanmacılar tarafından hayli hırpalanmasına karşın başarılı olamayan ayaklanmacılar Tilitli’ye geçtiler. Rusların saldırılarında Gümbetliler 80 ölü ve yüz kadar yaralı, Ruslar da bunun iki misli kadar kayıp verdiler. Prens Nakaşidze buradan sonra peşipeşine ayaklanmakta olan Mehelti, Artluhi, Dapuhi ve Botlih yörelerini bastırabilmek için buralara kuvvet gönderdi ve bu hareketler Mayıs ayı sonuna kadar sürdü. Ayaklanma hareketi tam bu sırada bambaşka bir yerden kendini gösterdi. Dağıstan’ın güneybatısında Gürcistan sınırına yakın bulunan Dido’da ve en fazla Asaho yöresinde meydana gelen ayaklanma Gürcistan’ı bile tehdit ediyordu. Prens Nakaşidze hızla Dido halkı üzerine yürüdü, birliğinde -maalesef- Ruslardan başka Dağıstanlı ve Gürcü milisleri de vardı. Yol üzerinde Kemetli Köyü’nde ayaklanıcılar direndiler. Fakat Rus birliğinin karşısında ezildiler ve Asaho’da toplandılar. Rus güçleri yöredeki ihtilâlcilerin toplandığı bu köye karşı saldırıya geçtiler. Köyün her evi bir kale gibi Ruslara karşı koydu. Bu yüzden merhametsizce bir katliam başladı. Ruslar Asahoylular’a kadın çocuk ve ihtiyarları imhadan kurtarmak için savaş alanı dışına çıkarmayı önerdiler. Küçük Dağıstan köyünün cevabı “Evlerimiz bizim mezarlarımızdır. Ailelerimiz de bizimle birlikte ölmeyi bilecektir” oldu. Tüm köy alevler ve topçu ateşi altında fakat silâhını bırakmadan yok oldu. Geceli gündüzlü üç gün süren bu inatçı direnme sırasında Asaholular Ruslara da önemli kayıplar verdirdiler. Dido yöresindeki ayaklanma böylece sona erdi. Ruslar Kafkasya’daki aktif elemanları mümkün olduğunca zayıflatmak için Anayurtları dışında kullanmak üzere birçok gençleri milis süvari alaylarına almaya başladılar. Bunlardan birçoğu Anadolu cephesine gönderildi ve orada Ruslara karşı savaşan kardeşlerine ve Osmanlılara karşı kullanıldılar. Bunlardan bazı küçük gruplar zaman zaman gönüllü olarak Osmanlıların tarafına geçtiler. Dağıstan’daki ayaklanma geçici olarak durmuş gibiydi. O kadar ki Ruslar buradaki bazı birliklerini Çeçenistan’da ayaklanmanın sürdüğü Çaberloy ve Esenam gölü yörelerine gönderdiler. Çeçenistan’da da halk daha önce belirttiğimiz halk önderlerinin komutasında ayaklanmış, Rus garnizonlarına saldırmıştı. Rus birlikleriyle Çeçen halkı arasında boğaz boğaza fakat elbette ki eşit olmayan bir savaş sürüyor ve halk üstün Rus silahları karşısında kırılıyordu. Rusların kayıpları daha azdı. İki hafta sonra ihtilâl duraklamıştı. Fakat Vladikavkaz’daki Rus askeri valisi General Svistunov isyancı güçleri tamamen halktan tecrit edebilmek amacıyla İçgeriya’nın iç kısımlarına (Çeçenistan’ın merkezine) yeni birlikler sevketmeye devam etti. Bu bastırma birliklerinin eylemleri halkın daha fazla direnmesine ve ayaklanmacılara katılmasına neden oldu. Haziran başında durum daha ciddileşmiş gibiydi. Osmanlı ordusunun harekâtına, Abhazya’ya yapılan çıkarma ve o yöredeki Çerkes ayaklanmasına dair haberler halkın moralini büsbütün yükseltiyordu. Esasen durmamış olan Dağıstan’daki ayaklanma da yeniden alevlendi. Ayaklanmanın merkezi Hacı Abdurrahman’ın oğlu Mahoma’nın çalıştığı Suğrat yöresiydi. Dağıstan’ın batısında Çeçenistan’a komşu olan Andi ve Avar yörelerinde Untsukul, Gimri. Gunip kasabaları çevresinde halk yeniden ve şiddetle ayaklanmıştı. Dağıstanlılar Temirhan Şura kentini batı Dağıstan’la birleştiren Kara -Koysu üzerindeki köprüyü Rusların elinden almaya çalıştılar, 29 Ağustos’ta Gergebil Köyü’nün halkı ayaklanmacılara katılarak köprüyü koruyan Rus birliğine saldırdılar ve burayı ele geçirerek tahkim ettiler. Gergebil’i geri almak için gönderilen Albay Oranski komutasındaki Rus birliği hemen tamamiyle yokedildi ve Oranski kalan güçleriyle Gunip’de savunma durumuna geçmek zorunda kaldı.

KAYNAKLAR:

(19)Mehmed Arif: Başımıza Gelenler, s. 202, İstanbul 1328.
(20) Aıniral Fahri Çoker: Woods Paşa’nın Türkiye Anıları, Milliyet Gazetesi, 10 Ekim 1976.
(21)G.A. Dzidzariya: Makhacirstvo i Problemi İstoriy Abkhaziy XIX Stoletiya. (Hicret ve XIX. Yüzyılda Abhazya’nın Tarih Problemleri). s. 302 vd. Alaşara Yayınevi. Sohumkale 1982. W.E.D. Allen – Paul Muratoff:, a.g.e. VIII. Kısım, s. 117-124.
(22)Halil Bek Musayasul: Son Bahadırların Ülkesi, s. 21, İstanbul 1988.
*Derginin 1. sayısında yayınlanmıştır. 20 Ocak 1990 günü İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde (Bağlarbaşı) verilmiş olan konferansın metnidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz