21 Mayıs!

0
1506
Ellerimiz kamalarımızda yine. Önyargılarımızın tutsağıyız biraz da. Derdimiz olduğunu dillendirdiğimiz “Kimlik”, ‘ne yana düşer’ diye bakmamak için, bakıp da görmemek için gözlerimiz de bağlanmış. Ama dillerimiz lal olmamış, işlevini parmaklara yüklemiş, biraz ötelemeyi, biraz nefreti haykırmada.
21 Mayıs!
Çerkes literatürüne sürgün ve soykırım 1864’ten 125 yıl sonra girdi. Bunu bir değerlendirmemiz gerekmez mi?
Şimdilerde 21 Mayıslarda Taksim tartışmasını çok yapıyoruz. Malum; Çerkeslerin diasporik bir toplum olma nedeni Çarlık Rusyası, onun varisi de Rusya Federasyonu. Taksim, tepkilerin gösterildiği, taleplerin dillendirildiği bir alan olması dışında RF Konsolosluğuna ev sahipliği yaptığı için, İstanbul 21 Mayıslarının vazgeçilmezi.
Çerkesler geçmişte yaşadıklarını unutmadılar, unutmayacak ve belli ki unutturmayacaklar. Nefret saçmak ve intikam için değil insanlık için, diasporik yaşamın nedeni olan Çarlık Rusyasının mirasını devralan RF temsilciliğine, yani 21 Mayısın muhatabına gidiyor ve mesajlarını veriyorlar.
“Muhatap RF mi?” der bir kısım ‘azınlık’ Çerkes.
Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin’in emriyle, 1940’ta Kızılordu’nun esir aldığı 22 bin savaş esirinin öldürülmesi nedeniyle Polonyalılardan diz çökerek özür dileyen RF lideri Vladimir Putin, Stalin döneminde çok sayıda insanın rejim kurbanı olduğunu belirterek “Ölenler, tarihin büyük yalan yarasının uzlaşmayla aydınlatılması için bekliyorlar” demişti. Yani ‘bana ne SSCB’nin yaptıklarından’ diyememiş üstelik genel bir mesaj vermişti. Çerkes sorununda da ‘bana ne’ diyemez, halklarımızın adı ile anılan federasyon cumhuriyetleri ve diasporadakiler orta yerde duruyor. ‘Bana ne Çerkeslerden’ diyemeyecek birine karşı bizden birilerinin ‘Ona ne’ demesi nedendir acep?
Neden istemez kimi Çerkesler Taksim’i?
Sokağa alışık olmayanlar, bir olay olacağından korkar olmalı. 1977 kanlı 1 Mayısı ve halen sokak gösterilerinde yaşanan olayların belleklerde bıraktığı izlerden olmalı. İçimizden birilerinin taşkınlık göstereceğinden korku mudur bu, yoksa olası provokasyondan çekince midir? Beşiktaş iskele meydanında yapılan anma mitingi için de benzer endişeler yaşanabilir aslında. Belki de Taksim’den uzak durmanın gerekçesini oluşturmak için gündeme getiriliyor ‘olay’ korkusu. Kendimize ve gençlerimize güvenmeliyiz oysa.
Bir kısım Çerkes, ‘diyasporanın tavrı nedeniyle Kafkasya’da yaşayan Çerkeslere baskı uygulanacağı’ endişesini dile getirir. Kendi düşünceleri olmaktan öte Kafkasya’dan mesaj gibi de hissettirilerek etkisi arttırılır. Hangi Kafkasyalı Çerkeslerden geliyor bu mesaj acep? Ve sorulara devam:
RF neden rahatsız olsun? Hadi rahatsız oldu, neden federasyon sınırları içinde yaşayan vatandaşı olan Çerkeslere baskı yapsın? “Ey diasporadakiler, temsilciliğim önüne gelir de soykırım derseniz cezalandırırım buradaki Çerkesleri, hak-hukuk tanımam, olanı da alırım ellerinden” mesajı için mi? Peki olan yetiyor mu? Bize daha fazlası gerekmiyor mu? Diasporadaki harekete karşı anavatandakileri rehin alacaklarını düşünebilmek nedendir? Böyle bir anlayışı yerleştirerek barışçıl girişimleri ipotek altına almak istemek nedendir?
RF, Gürcistan’dan önce davranır, soykırımı kabul ederdi niyeti olsa idi. Tıpkı Gürcistan’ın da RF’den önce davranıp Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıması gerektiği gibi. İşte onlar politikayı böyle yapıyor, biz yaptığımızı zannedip, “ince bir iştir politika” deyip kendimizi avutuyoruz. Çok yönlü bir hareketi masa başı görüşmelere kilitlemeyi yeterli görüyoruz.
RF temsilciliğine gitmeyelim diyenler de ‘soykırım’ diyor sorunu tanımlarken ve RF’den taleplerini de sıralıyor. Ama Beşiktaş’tan sesleniyor. Uzaktan seslendikleri için RF’nin muhatap alınmadığını söyleyemezler, RF de ‘beni muhatap almıyorlar ki’ diyemez. Bu durumda Beşiktaş’tan seslenmek yerine Taksim’den seslenmeye direnmek neden?
“İlk olarak biz başlatmadık Taksim’i” derinlerde yatan bir gerekçe olabilir mi? Olmamalı. Kefken’in nasıl bir gelişim seyri izlediği biliniyor olmalı. Sonra Salacak anması, Demokratik Çerkes Platformu girişimi ile gerçekleşti ve sonra anma Beşiktaş’ta yapılır oldu. Taksim, Kafkasya Forumu girişimi ile gerçekleşti. Kopyası olmasın deniyorsa Ankara’da RF temsilciliği ziyaret edilebilir. Hadi bu sene olmadı seneye bu yapılabilir.
RF temsilcilikleri her nerede ise, Ankara, İstanbul toplanır gideriz. Kavga gürültü için değil, muhatabına unutmadığımızı – unutmayacağımızı, adalet arayışımızın süreceğini her yıl hatırlatmak için gideriz. Türkiye ve Dünya kamuoyuna, insanlığa anlatabilmek için gideriz.
*
Kafkasya’dan gelen mesajlar konusunda, akılda tutulması gerekenler var. Bir defa diasporanın kendi üreteceği politikalar olacaktır. Anavatanı ıskalamayan ama bağımsız bir duruşu olacaktır. Ve sonra; 1990’lı yılları anımsamalı, sistem değişikliğinin ilanını ve anavatanda her dönemin yöneticisi olabilmek masaya yatırılmalı. Bir gün önceki sistemin savunucusu ve muhtemelen halkı için iyi yönetim olduğunu söyleyen yöneticiler, bir gün sonra yine yönetici konumunda ve halkı için iyi olanın bir gün sonra değiştiğini söyleyebilenler. Sorarsanız herşey halk için. Bir yanlışlık yok mu? Bir özeleştiri yapıldığını duymadım, okumadım. Artık çıkar birlikteliği, sermaye ve vatan ilişkileri konusunda deneyimimiz artmış olmalı. Öyle aynı halka mensup olmakla çözülmüyor birşeyler. İşte Türkiye, Türk Türkü ezmiyor mu, öldürmüyor mu, soymuyor ve sömürmüyor mu? İşte Kürtler; iktidar işbirlikçileri çıkmadı mı içlerinden her dönem?
Egemen yapıya biat edenler vardır Kafkasya’da da. Klasik söylemle statüko önemlidir onlar için. Söyledikleri, yaptıkları bir elekten geçirilmeli, makyaja aldanmamalı. “Böyle yaparsanız bize zarar verirler, siz uslu durun, biz Putin ile masa başında çözeriz meseleyi” diyebilirler. Sözcüleri de olabilir içimizde.
Diplomasi her zaman kapalı kapılar ardında görüşmeler değildir. Görüşerek soykırım kabul edilmez. Masa başında yarın bir gün mesafeler alınırsa, bu tek başına masa başı ısrarında olanların başarısı olmayacak. İstemeseler de sokağın sesinin de başarıda katkısı olduğunu kabul edecekler.
*
21 Mayısa dair konularda da, başka konularda da birbirimizle dalga geçiyoruz. Üstten bakışla, farklı söz söyleyenleri küçümseyen yaklaşımla dalga geçtiğimizi düşünürken ve muhtemelen iyi bir şey yaptığımızı düşünürken sakın birileri bizle dalga geçiyor olmasın. Sanal alem düşünce alış-verişi konusunda giderek kötü bir işlev görür oldu. Belki de amaçlanan şey gerçekleştiriliyor.
Birbirimizi öteleyen, dalga geçen, hakaret eden vb. yaklaşımlar doğru değil. Birbirimize ihtiyacımız var. Birbirimizi öteleyecek kadar siyasallaşmış bir toplum değiliz. Ve; birbirimizin yüzüne bakarak, gözlerinin içine bakarak söyleyeceklerimizi yazalım sanalda da.
Farklı düşünceler, inisiyatifler, kurumlar olabilir. Mesele kimlik ise ortak eylemde buluşabilme iradesini göstermek gerekir. Halkın çıkarına neyin iyi olduğunu tarih gösterir, bugünden bilemeyiz. Ama gerçekten halkımız için iyisini istiyorsak hiç değilse 21 Mayıslarda ortak eylemde buluşabilmeliyiz.

Sayı: 2012 04
Yayınlanma Tarihi: 2012-04-01 00:00:00

Önceki İçerikBiz Türkiye’de yaşayan Osetleriz
Sonraki İçerikTürkiye Diyasporası Yayınlarından Seçmeler
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.