Soykırımın 148. Yılı – Ya itaat ya özgürlük

0
273

*İnsanlık tarihine bir ilk olarak geçen Çerkes sürgün ve soykırımı, Çarlık Rusyası’nın “ya itaat ya ölüm” hedefiyle sürdürdüğü seksen yıllık savaşın, 21 Mayıs 1864’de, son Çerkesin de anavatanından sökülüp atılmasıyla son buldu. "

*İnsanlık tarihine bir ilk olarak geçen Çerkes sürgün ve soykırımı, Çarlık Rusyası’nın “ya itaat ya ölüm” hedefiyle sürdürdüğü seksen yıllık savaşın, 21 Mayıs 1864’de, son Çerkesin de anavatanından sökülüp atılmasıyla son buldu. Ancak bugün, atalarımızdan kalan son izleri de yok eden Soçi olimpiyatları, anavatan ve diasporadaki asimilasyon politikaları gibi çeşitli yöntemlerle süren ‘yok etme’, ‘kimliksizleştirme’ savaşı halen sürüyor. Bu 21 Mayıs’ın, tüm Çerkesler için “itaat ve yok olma” yerine “özgürlük”te buluştuğu bir eşik olmasını diliyoruz.   
* Soykırım suçunu tanımlayan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Çerkeslere yapılan zulmü tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık tarif ediyor. “Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur” diyen Sözleşme, şunları söylüyor: “Gruba mensup olanların öldürülmesi, Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek, Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak, Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.”
* Temsil Edilmeyen Halklar ve Uluslar Örgütü (UNPO) ise 5. Genel Kurul toplantısında Çerkeslerin uğradığı soykırım ve sürgünü Temmuz Rusya Federasyonu’nu 19. yüzyılda Çerkes ulusuna soykırım yapıldığını kabul etmeye ve Çerkes halkına sürgün ulus statüsü vermenin yanı sıra şu çağrılarda da bulundu: “Rusya Federasyonu’na, Çerkeslerin hem Rusya, hem de yaşadıkları ülke vatandaşlığı olmak üzere çifte vatandaşlık hakkı verilmesi çağrısını yapar. Rusya Federasyonu’na, Çerkes halkının kendi tarihsel topraklarına dönebilme garantisi vermesi çağrısını yapar.” Ancak, Çerkesler bugüne kadar UNPO’nun bu önemli kararını uluslar arası kamuoyuna duyurmak ve Rusya Federasyonu üzerinde baskı kurmak için kullanamadı.
Ya ebediyen itaat ya ölüm
Bilinen ilk soykırımın simge tarihi 21 Mayıs 1864’tür. Neredeyse 80 yıllık savaşın sonunda Çerkesya’dan sökülüp atılan Çerkesler, sürüldükleri topraklarda da açlık ve sefaletle boğuşmuş, yeniden sürgüne tabi tutulmuşlardır. Rus kaynakların bile açık bir soykırımı tarif ettiği bu insanlık dramı UNPO tarafından 1997’de sürgün ve soykırım olarak kayda geçirilmişti.
İnsanlık tarihinin ilk soykırımının tarihi 21 Mayıs 1864’dür. Son Çerkesin de anavatan topraklarından atıldığı bu tarih bir simgedir. Neredeyse 80 yıllık savaş, halen de bitmemiştir. Çerkes diasporası, BM’in soykırım tanımına ve UNPO’nun ‘soykırım kararı’na rağmen bugüne dek üstüne düşeni yapmadı.
Tam da bu nedenle şimdi, atalarımızın kemikleri üzerinde yapılacak ve Çerkesleri tümden hafızalardan silmeyi hedefleyen Soçi olimpiyatları Çerkeslere rağmen hızla son aşamaya geldi. Bu 21 Mayıs, kimlik bilincine, tarihimize ve atalarımızın kemiklerine sahip çıkma tarihi olsun. 
Dünyanın dört bir tarafına dağıtılmış Çerkeslerin, uğradıkları sürgün ve soykırımın simge tarihi olarak kabul ettikleri 21 Mayıs, son Çerkes grubunun da anavatanları Çerkesya’dan sürülüp atıldıkları 1864 yılını işaret eder. Aslında Çarlık Rusyasının emperyal hedeflerle Çerkeslere açtığı savaş çok daha eski tarihlere 1700’lü yıllara kadar uzanır. Örneğin 1864 yılında, “Çerkes Halkları Adına” imzalanan ve İngiltere Krallığına yollanan mektup, bunun en iyi kanıtıdır:   
 “Rusya 80 yılı aşkın bir süredir dünya yaratıldığından beri bizim evimiz ve yurdumuz olan Çerkezistan’ı işgal etmek ve bizleri kendisine tabi kılmak için her türlü gayrimeşru yola başvurmaktadır.
O Rusyadır ki, çocuklarımızı, çaresiz kadınlarımızı ve yaşlılarımızı mezbahalık
koyunlar gibi kesmekte, kafalarını süngülerle kavun doğrar gibi doğramaktadır.
İnsanlık ve medeniyet tarihinde Çerkeslere reva görülen bu zulmün ve baskının
bir eşine daha rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden bizler, Rusya’nın
vahşetine son verebilmek, vatanımızı ve halkımızı kurtarabilmek için insanlığın
ve adaletin yılmaz savunucusu olan İngiliz hükümeti ve halkının çok değerli
yardımlarını ve aracılığını talep ediyoruz. Eğer bu türden bir yardım mümkün
olmayacaksa o zaman da Rus mezalimi altında inleyen çocuklarımızın ve
kadınlarımızın güvenli bir yere gönderilmesi için yardım eli uzatılmasını
istiyoruz. Ama bu taleplerimizden hiç birisi dikkate alınmaz ve biz Çerkesler
dünya yüzeyinden silinirsek bilinsin ki kâinatın yaratıcısının huzurunda dahi biz
gaspedilen haklarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Nitekim, tarihi kayıtlarda Kafkasya Danışma Kurulu’nca hazırlanan ve 10 Mayıs 1862’de Çar I.Nikola tarafından imzalanarak yürürlüğe konan  “Kafkasya sıradağlarının batı yamaçlarındaki Kuban Kazakları ve Rusyalı başka göçmenlerin iskanı hakkındaki” kararname de, 1864’ün soykırım politikasının başarıyla sonlandığı ve Çerkesya’nın Çerkeslerden arındırıldığı son tarih olduğunu gösteriyor.
 “Vatanından Uzaklara Çerkesler” kitabında bu ‘Son’ şu cümlelerle ifade ediliyordu: “1864 yılı 21 Mayısında, yani Kafkas-Rus Savaşı’nın sona erdiği gün, Çarın generalleri Mzımta nehrinin üst taraflarında Çerkeslere karşı kazandıkları zaferi kutlarken, Anapa limanından 20 bin Natuhay gözyaşlarıyla vatanından ayrılıyordu.”
Ardından, 27 Temmuz 1864’te II. Aleksandr’ın yüz elli yıl önce, yani 1714’te başlattığı kanlı Kafkas-Rus Savaşı’nın bittiğini bil­diren belge yayınlanıyordu.
Sürgün sonrası tabloyu ise Prof.Dr. N.A. Smirnov, “Çerkesya’nın yerli halkının neredeyse tamamı Kafkasya dışına atıldı. Üstelik bu vahşet sırasında dağlıların yaklaşık yarısı yaşamını kaybetti. Vatan topraklarında ise Adıgelerin sadece %10’u kaldı.” sözleriyle tanımlıyordu.
İ. Drozdov – Kavkazski Sbornik’in Kafkas Külliyatı’nda ise bu hazin son, oldukça ilginç bir değerlendirmeyle kayda geçiyordu:
 “Şimdi Kuban Oblastı’nın dağlarında sadece ayıya, kurda rastlanabilir ama Dağlıya değil.. Sayıca az olmalarına rağmen onlarca yıl muazzam bir güçle mücadele eden ve en küçük bir yakınmada bulunma­dan canını veren düşmana da insan ister istemez saygı du­yuyor.”
BM tarifi net
İnsanlık tarihinin ilk soykırımı olarak kabul edilen Çerkes soykırımının, hâlâ Çerkesler içinde bile tartışma konusu olmasından hareketle Birleşmiş Milletler’in (BM) 1951’de yürürlüğe koyduğu Sözleşme’de yapılan soykırım tanımı birebir Çerkeslere yapılan zulmü tanımlıyor.     
 “Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur” diyen Sözleşme, soykırımı oluşturan koşulları da tek tek sayıyor:
Gruba mensup olanların öldürülmesi, Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek, Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak, Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.”
UNPO’nun çağrısı
Bir başka uluslararası kurum, Temsil Edilmeyen Halklar ve Uluslar Örgütü (UNPO) ise 5. Genel Kurul toplantısında Çerkeslerin uğradığı soykırım ve sürgünü Temmuz 1997’de kayda geçiyordu:
 “Rusya Federasyonu ve uluslararası topluluğa, 19. yüzyılda Çerkes ulusuna soykırım yapıldığını kabul etmeleri ve Çerkes halkına sürgün ulus statüsü verilmesi çağrısını yapar.
Rusya Federasyonu’na, Çerkeslerin hem Rusya, hem de yaşadıkları ülke vatandaşlığı olmak üzere çifte vatandaşlık hakkı verilmesi çağrısını yapar.
Rusya Federasyonu’na, Çerkes halkının kendi tarihsel topraklarına dönebilme garantisi vermesi çağrısını yapar.”
Ancak o tarihten bu yana Çerkes soykırım ve sürgünü, diasporada yaşayan Çerkeslerin sorumluluklarını yerine getirmemesi, UNPO kararını arkalarına alarak uluslararası kamuoyuna taşıyamamaları, bu insanlık suçunu, neredeyse Çerkeslerin ortak belleğinden silinmesi sürecine soktu. ‘İntikam’ değil, ‘özür’ isteyen Çerkeslerin bugünkü talepleri ise tıpkı UNPO kararında belirtildiği gibi ‘sürgün ulus statüsü, çifte vatandaşlık ve sürüldükleri topraklara koşulsuz geri dönebilme hakkı’. 
 

Sayı : 2012 05

Yayınlanma Tarihi: 2012-05-01 00:00:00