Türkiye Diyasporası Yayınlarından Seçmeler

0
11

“Her Kuzey Kafkasyalının, özgün geleneksel kültürünün kaybedilmesinden, hem kendisine, ailesine ve toplumuna karşı, hem de evrensel kültüre katkısı boyu­tunda insanlığa karşı gücü ve olanakları ölçüsünde sorumlu olaca­ğı unutulmamalıdır.
Yapamadıklarımızın vebalini, tarih, herhalde çalışanlarda değil, çalışmalara olanakları, güç ve ye­tenekleriyle oranlı biçimde omuz vermemiş olanlarda arayacaktır”
Kafdağı
Şubat 1987
Çıkarken
Genel anlamda kültür, son derece geniş kapsamlı bir kavram­dır. Bir toplumda geçmişte geçerli olmuş ya da halen geçerli olan her türlü duygu, düşünce, dil, sanat vb… yaşam öğelerinin tümünü içerir. Bu anlamda kültür bilimi de içine alır ve bir bakıma uygarlık­la özdeşleşir. Anlam ve içerik zenginliğindeki genişlik yüzündendir ki kültürü, bütün öğelerini, türlerini ve dallarını kapsayacak biçimde tam olarak tanımlamak kolay olmamaktadır. Ancak yukarıda belir­tilen kapsam ve içeriği üzerinde genellikle uzlaşıldığı söylenebilir.
Kültürün ve kültürel uğraşıların, toplumsal ve evrensel açıdan önemini ve değerini daha kolay belirtebilmek için bilim kavramın­dan yararlanılabilir.
Bilindiği gibi bilimin ya da bilimsel bilginin en temel özellikle­rinden biri evrenselliğidir. “Bilim evrenseldir” denilince başlıca şu üç gerçek anlatılmış olur:
1.Bilim evrenseldir; çünkü insanlığın ortak ürünüdür. Günümüzde bir bilim adamının ortaya çıkardığı veya formüle ettiği bilimsel bilgi, her ne kadar onu bir bilim adamı bulmuş gibi görünse de, aslında önceki araştırmaların, çabaların birikimi sonunda ulaşılmış bir nokta olmaktadır. Hatta bunda ilkel dönem insanının yaşam deneyimlerinin de payı vardır.
Bir bilimsel bilgiyi en son formüle eden kişinin çabası, deyim yerindeyse “bardağı taşıran son damla” durumundadır. Bardak, da­ha önceden sayısız damlacıklarla doldurulmamış olsaydı, son dam­la kuşkusuz tek başına boş bardağı taşıramazdı.
2.Bilim evrenseldir; çünkü bilimsel bilgi, elde edilme koşulla­rı hazırlandığında, evrenin her yerinde geçerlidir. Yani her yerde her zaman doğrulanabilir ya da geçerliliği kanıtlanabilir.
3.Bilim evrenseldir; çünkü bilimsel bilgi kimsenin özel ya da kişisel malı olamaz. Bir bilimsel bilgi her zaman her yerde herkes tarafından ve o bilimsel bilgiyi bulana ya da formüle edene herhangi bir ödemede bulunmaksızın kullanılabilir. Başka biçimde, örnekleyerek söylersek; örneğin; “su,  76°C. cıva basıncına eşit basınç altın­da 100°C de kaynar.” Bu bir bilimsel bilgidir. Ama hiç kimse her­hangi birimizin suyu bu koşullarda kaynatmamıza engel olamaz. Ya da kaynatırsak kimse bizden bir ücret talep edemez. Tabii bu bilgi­nin belli biçimlerde değerlendirilmesiyle yani bilimin pratiğe uygulanmasıyla üretilen teknoloji bunun dışındadır. Teknolojinin patent hakkı doğurması ayrı bir durumdur.
Demek ki bilim, insanlığın ortak ürünü olması, kimsenin özel malı olamaması ve her yerde geçerli olabilmesi anlamında evrenseldir.
İşte kültür de böyledir. Tek tek veya topluca bireylerin yaşam deneyimleri birikimi bir toplumun kültürünü oluşturduğu gibi top­lumsal kültürler de, kültürleme-kültürlenme ya da kültürel etkileş­meler yoluyla dünya kültürünü, evrensel kültürü oluştururlar.
Kimsenin, herhangi bir toplumsal kültür üzerinde baskı kura­rak onun yaşanmasını ve gelişmesini önlemeye hakkı olmadığı gibi, herhangi bir toplumun da kendi kültürü üzerinde tekel mülkiyeti kurmaya hakkı yoktur. Başka deyişle, bir toplumun kültürünü başka toplumlar da alıp benimseyebilirler. O kültürü üreten toplumun bu­na engel olma hakkı var olamaz. Varsayımsal olarak, bir toplumun kültürü doğal etkileşme ortamında bütün toplumlar tarafından be­ğenilip benimsense, o kültür dünyanın her yerinde geçerli olabilir, yaşanabilir. Ama pratikte evrensel kültür, doğal etkileşme koşulla­rında toplumsal kültürler sentezi olarak ortaya çıkar. Bu durumda her toplumsal kültür, bütünüyle ya da kimi öğeleriyle, evrensel kültürün bir öğesi, bir nüvesi, bir hücresi olma hak ve şansına sahip olabilecektir. İnsan yaşamını kolaylaştıran, güzelleştiren, rahatla­tan ve yükselten teknolojiye temel oluşturan bilim ve bilimsel çaba­lar, ne yazık ki bilim adamını fazlaca zengin yada müreffeh kılmaz.
Bilim adamının en büyük zenginliği gönül zenginliğidir. Bir bi­limsel gerçeği bulup ortaya çıkararak insanlığın hizmetine sunma­nın verdiği sınırsız haz duygusu ve doyumdur. Belki bunun yanında saygı görmek, takdir edilmek, unutulmamak veya adının ölümsüzleştirilmesidir. Bilimadamları o denli zengin olmazlar ama gerçek­ten her zaman her yerde saygıyla takdirle anılırlar.
Kültür ve kültürel uğraşılar da, ne denli başarılı olurlarsa olsun­lar, genellikle insanı maddeten zenginleştirmezler. Ama nasıl ki kültürlü insanlar çevrelerinde takdir edilir, saygı görürse, kültürel uğ­raş veren insanlar da onun gibi, belki daha da geniş boyutta övü­lür, beğenilir, takdir edilir ve saygı ile anılırlar.
Çünkü kültür de insan yaşamını yüceltir. Onun temel işlevi; bir yandan insan yaşamını güzelleştirip yücelterek toplumsal bütünleş­meyi sağlarken, bir yandan da evrensel barış ve dostluğa, insan kardeşliğine katkıdır. Dolayısıyla, kültüre ve kültürel uğraş verenle­re karşı duranlar, kardeşliğe, dostluğa, evrensel barışa karşı savaş açmış sayılırlar. Sayısız tarihsel deneyimlerle savaşın ne denli yıkım olduğunun daha bir anlaşıldığı, evrensel barışı sağlamanın ve koru­manın daha bir anlam ve önem kazandığı günümüzde insanlık, bu­na karşı durma eğilimlerine asla fırsat ve olanak vermek istemediği gibi, uzun vadeli olmakla birlikte evrensel barışın belki en kalıcı en etkili güvencesi olan evrensel kültür oluşumlarına katkı çabalarını daha bir saygıyla takdirle karşılamaktadır.
Kültür, insanın doğal yaşamından ayrılamaz bir öğe olması ne­deniyle her bireyin günlük uğraşıları içinde bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yer alır. Ama aynı zamanda kültür, yukarıda değindiğimiz evrensel işlevi nedeniyle çeşitli kurum ve kuruluşların en önemli çalışma konuları arasında da yer almaktadır. Gerçekten gerek Birleşmiş Milletler Teşkilatı gibi kimi uluslararası kuruluşlar, gerekse Devletler birtakım resmi ve akademik kuruluşları aracılığıyla kültür ve kültürel çalışmalar için önemli ölçüde bütçeler ayırmaktadırlar.
Bunun yanında bazı özel kuruluşlar da amatör bir ruhla kültürü ve kültürel çalışmaları temel amaç edinmişlerdir. Derneğimiz de bu tür kuruluşlardan biridir. Ne var ki; oldukça geniş boyutlu bir konu olan kültür üzerindeki amatör çalışmaların sonuç vermesi ancak gönüllü, geniş katılımlı, özverili, düzenli ve sabırlı çalışmalarla müm­kün olabilecektir. Bu durum, özellikle Kafkas Kültürü ve Derneğimiz için daha da geçerlidir.
Çünkü bu alandaki çabalarımız hemen çeşitli engellerle karşı­laşırlar.
Bu çabalar her şeyden önce ekonomik yetersizlik engeline çar­parlar. Aslında bu engel, ekonomik durumu uygun olan hemşehri­lerimizin kendi özkültürlerine sahip çıkmaları, bu alana ilgi duyma­ları ya da kısaca toplumlarına ve kültürlerine karşı doğal görevleri­ni yerine getirmeyi kabul etmeleriyle kolayca aşılabilir. Bu engeli aşmanın bir başka yolu da, her zaman özveride bulunan dar ve sa­bit gelirli hemşerilerimizin daha yaygın biçimde veya çok sayıda bu çalışmalara katılmaları ve belki özverilerini biraz daha arttırmala­rıdır.
Kafkas Kültürüne ilişkin çalışmaların önündeki bir başka ve bel­ki de en önemli engel zaman engeli, ya da ivedilik sorunudur. Gü­nümüzde, içinde bulunduğumuz koşullarda doğal gelişme olanak­ları son derece sınırlandırılmış bulunan Kafkas kültürü, en iyi en özgün biçimiyle kuşkusuz onu bizzat yaşamış olanlardan derlenip öğrenilebilir. Ne yazık ki, bu alandaki çalışmalar daha ilk engeli aşa­mamışken, toplumda o kültürü bizzat yaşamış olanların sayısı hızla azalmaktadır. Bu da kanımızca her Kuzey Kafkasyalı hemşehrimizin sorumluluğunu daha da arttırmaktadır. Her Kuzey Kafkasyalının, özgün geleneksel kültürünün kaybedilmesinden, hem kendisine, ailesine ve toplumuna karşı, hem de evrensel kültüre katkısı boyu­tunda insanlığa karşı gücü ve olanakları ölçüsünde sorumlu olaca­ğı unutulmamalıdır.
Kafkas kültürünün gelişimine başka engeller de vardır. Dağınık yerleşim, hızlı değişim, dil ve şive farklılıkları, özellikle de ülkede­ki olağanüstü dönemlerin getirdiği kimi çekingenlikler bunlardan bazılarıdır. Ama unutmayalım ki; el ve gönül birliğiyle, iş ve güç birliğiyle, bilinç, kararlılık ve özveriyle aşılamayacak hiçbir engelimiz yoktur. Ve inanıyoruz ki tüm engelleri aşabilecek bu birlik, bir gün mutlaka sağlanacaktır. Ancak korkarız ki, o zaman iş işten geçmiş olabilecektir. Çünkü zamanla aşılabilecek engellerin belki tek istis­nası yukarıda belirttiğimiz zaman engelidir. Zaman engelinin zama­na tahammülü yoktur. Bunu aşabilmenin tek yolu tez davranmaktır.
İşte Derneğimizin KAFDAĞI’nı çıkarmadaki en önemli amaçla­rından biri de budur. Kısaca hemşehrilerimizin, kültürümüze ilişkin sorunların çözümüne bir an önce, daha yaygın ve etkili biçimde, belki biraz daha fazla bir özveriyle katılmalarını sağlamaktır.
Gelecek sayımızda Dernek olarak istediklerimizi bir ana prog­ram halinde sunacağız. Sayfalarımızda sizlerden neler beklediğimi­zi de bulacaksınız. Ayrıca her türlü dilek, öneri ve eleştirilerinizle, her türlü katkılarınıza da açık olduğumuzu vurgulamak isteriz.
Yapmak istediklerimizden yapabildiklerimizi ve nasıl yapabildi­ğimizi de her sayıda duyuracağız. Yapamadıklarımızın vebalini, tarih, herhalde çalışanlarda değil, çalışmalara olanakları, güç ve ye­tenekleriyle oranlı biçimde omuz vermemiş olanlarda arayacaktır.
Saygılarımızla…
Yönetim Kurulu
*****
Kafdağı
1987-1992 yılları arası Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin organı ola­rak yayınlanan kültür, sanat ve haber dergisi.
Başlangıçta ayda bir kez yayınlanan dergi, 1988 yılında başlayarak iki ayda bir çıkmaya başlamış, sonraki yıllarda gecikerek ve birkaç sayısı bir arada yayınlanmış, Şubat 1992’de çıkan birleştirilmiş 53-58. sayısı ile yayınına son vermiştir. Sefer Berzeg – Kafkasya Bibliyografyası – Chivi yazıları
 

Sayı : 2011 11

Yayınlanma Tarihi: 2011-11-01 00:00:00