Türkiye diyasporası yayınlarından seçmeler

0
10
Tarihte Kafkasya
İsmail BERKOK
Sadeleştiren: Hapi Cevdet Yıldız

Toplumsal Yasalar (Xabze) ve
Bu Yasalardan Kaynaklanan
Bireysel ve Ulusal Özellikler(s.244-253)
Kafkas adetleri/gelenekleri
II. Bölüm
(Jıneps, Eylül sayısında I. Bölümü yayınlanan yazının devamı)
* Kafkaslılar ile Ruslar arasında yapılan bir savaşta karşılıklı tutsaklar alınır. Rus tarafındaki tutsaklardan bir Çeçen, kendisine üç gün izin verilmesini ister ve izni alır. Üç gün sonra, Ruslar birçok atlının kendilerine doğru gelmekte olduğunu görürler, bunların Çeçen’e verilen üç gün izin karşılığı olarak serbest bırakılmış Rus tutsakları olduğunu anlarlar. Ruslar da karşılık olarak, izin almış olan o Çeçen’i serbest bırakırlar.
* Çeçenler bir Rus kalesini kuşatmışlardı. Ruslar bir süre sonra aç kaldıklarını ve kadınlaşmış olduklarını bildirirler. Çeçenler aç kalmış kişilerle çarpışmayı yiğitliğe sığdıramazlar, Ruslara yeteri kadar yiyecek ve hayvan gönderirler. Düşmanın açlığını gidermesinde sonra savaşa yeniden başlanır.
* Bir zamanlar Kuban yöresini yönetmekte olan Büyük Kazbek’in ve onun adına Kafkaslıların insanlık ve yiğitlik anlayışlarının yüceliğini şu örnek anlatımlardan da öğrenebiliriz:
Kafkas keşif kolları iki Rus müfrezesi ile çarpışırlar. İki müfrezeden biri direnmeden teslim olur, ikincisi sonuna değin direndikten sonra esir alınır. Müfrezeler Kazbek’in karşısına çıkarılırlar, Kazbek direnen müfrezeye şöyle der:
 “Siz görevinizi ve namus borcunuzu yerine getirdiniz, takdire layıksınız ve serbestsiniz!”.
Büyük Kazbek, bu tutsaklara birer at verdirir ve kıtalarına geri gönderir; direnmeden teslim olan askerleri ise, görevlerini yerine getirmemiş oldukları gerekçesiyle tutsak olarak alıkoyar.
* Başka bir kez, 25 Kafkas atlısı 7 kişilik bir Rus keşif kolunu yakalar. Kafkas atlıları bu başarılarından ötürü övünürler. Bunu duyan Kazbek şöyle der:
 “25 atlının 7 atlıyı yakalaması ve tutsak alması, biz Adigeler için övünmeyi gerektirecek bir başarı sayılmaz, dahası bunu bir başarı imiş gibi gösterip övünmeye kalkışmak da ayıptır! Biz, sayıca bizden çok ve topları da olan düşman güçlerini yendiğimizde, işte asıl o zaman bir başarıdan söz edebiliriz! Daha doğrusu, bizim için gerçek zafer, namus ve özgürlüğümüzü korumak için düşmana saldırmak ve elde silah er meydanında şehit düşmek olabilir!”.
* Taymi Bipolat, Çeçen (Nohci) kahramanlarındandır. Bipolat’ın yiğitçe uğraşları ve saldırıları karşısında yılmış olan Ruslar, Bipolat’ın başını getirene büyük bir para ödülü koyarlar.
Bir gün Rus karargahına bir Kafkaslı gelir, önemli bir haber getirdiğini ve komutanı görmek istediğini söyler. Kafkaslı komutanın yanına götürülür. Komutanın “Ne istiyorsun?” sorusuna, Kafkaslı şu yanıtı verir:
 “Taymi Bipolat’ın kafasını getirdim”.
Komutanın “Nerede” sorusuna Kafkaslı, kendi kafasını gösterir, Bipolat’ın kendisi olduğunu söyler. Şaşıran komutan, niye böyle davrandığını sorar. Bipolat da şöyle bir yanıt verir:
 “Siz, benim başım için büyük bir ödül koydunuz. Ulusumuzun içinden bu paraya tamah edecek karakterde birilerinin ortaya çıkabileceğini düşündüm. Ulusumuz içinden bu tıynette/yaradılışta birilerinin çıkmaması için size gelmeyi uygun buldum! Çünkü ahlaksızlık bir baş gösterdi mi nerede duracağı bilinmez, zincirleme olarak yayılıp  genişleyebilir!”
Saydığım bu olaylar, Kafkasya’daki ahlak anlayışının ne gibi temellere dayanmakta olduğunu gösteriyor. Bu tür etik anlayışlar/telakkiler, Kafkasya’da güçlü bir manevi direncin/varlığın doğmasına yol açmıştır. Bu manevi varlığı biz, “mal ve mülk kaygısına düşmeme, buna karşılık onurlu ve namuslu bir yaşama aşırı bir bağlılık” anlayışı biçiminde tanımlayabiliriz.
İşte bu anlayış çerçevesinde Kafkasya’da güçlü bir yardımlaşma/paylaşım anlayışı gelişmiş, bu anlayış sonunda bir yükümlülüğe de dönüşmüştür.
Sonuç olarak, Kafkasya’da sivrilmiş tek bir zengin ya da düşkün aile bulmak, dilencilere rastlamak olası değildir. Bir nedenle yoksul düşmüş olan bir aile ya da birey, toplumdan yardım ister ve toplum da bu yardımı yapma zorunluluğunu duyar. Yardım isteği, sadaka olarak değerlendirilemez, yardım alan kişi bir minnet duygusu/bir iç yükümlülük altına gireceği ve onurundan bir şeyler yitirmiş olacağı gibisine şeyleri asla düşünmez! Çünkü Kafkasya’da makam/statü ve servet ile onur ve ululuk/izzet arasında asla bir ilgi bulunmaz. Kişi açısından en değerli miras, mal mülk değil, onur anlayışıdır. Onur, aile bağlamında, torunlara genetik olarak geçer, aile bu onuru korumak ve yüceltmekle yükümlüdür. Bir yabancı şöyle bir olayı anlatıyor:
 “Ahmet Yıko Ali –Ahmet Oğlu Ali- adlı biri savaşa ve ulusal görevlere katılma gibi konularda gevşek davranıyor, Ali’nin bu davranışı ailesinin onurunu zedeleyici nitelikte sayılıyor. Durumu sezen ailenin 12 yaşındaki oğlu silahlanıp atına biniyor ve savaşa gidenlere katılıyor”.
Bir Kafkaslı için en büyük ödül, onur ve onurlu olmaktır. Bu durum “Adıgağe (Çerkeslik) çağırdığında kendisini korkusuzca tehlikenin içine atan bir kahramanın mükafatı/ödülü, övgü ve onurdur”şiirinde dillenmiştir.
Kafkasya’yı gezmiş, Çerkeslerle sıkı ilişkilerde bulunmuş ve Kafkasya konusunda bir kitap yazmış olan de Hell, Kafkasyalıların onur ve ululuk konusundaki titizliklerini şu olayla açıklar:
 “Çalışmak üzere Rostov’a gitmiş olan birkaç Çerkes, serinlemek için suya girmiş, giysilerini gümrük binasının yakınına bırakmışlardı. Rus gümrük memuru bu duruma kızıp elbiseleri suya atmaya kalkışmıştı. Bunun üzerine Çerkesler galeyana gelirler, korkan gümrük memuru da galeyanı yatıştırmak için Çerkeslere para verme önerisinde bulunur”.
 “Çerkesler para önerisini şöyle karşılarlar: ‘Para, para! Para, satılık bir vicdan ve aşağılık bir ruh taşıyan siz Ruslar için değerlidir. Para; kadın ve çocukları, para için bir hayvan gibi satan sizin gibiler içindir. Bizim yurdumuzda insanın namusu satılamayan ve dokunulmayan değerli bir varlıktır. Siz şimdi ayaklarımıza kapanarak bağışlanmayı istiyorsunuz, değil mi? Bizim sizden bekleyeceğimiz tek şey, işte böyle bir özür dilemenizdir’ ”.
Mr.Bell de bu konuda şöyle bir olayı anlatır:
 “Ruslar, Karadeniz’e uzanan Desva vadisine bir baskın yapmış ve vadi halkından Krumbatıyıko Mirza adında birinin tek mal varlığı olan 900 koyunu gaspedip götürmüşlerdi. Ardından yöredeki Rus generali, bir anlaşma zemini bulmak amacıyla koyunları geri vermek istediğini bildirir. Ancak tek bir tavuğu bile kalmamış olan Krumbatıyıko, generale şu yanıtı verir: ‘General koyunları kabul buyurmuşlardı. Benim kendime yetecek kadar koyunum var, kendisinden başka bir lütuf beklemiyorum’ ”.
Bu öykü ve olaylar Kafkaslıların yukarıda saydığımız özelliklerini yansıtmak için yeterlidir. Ama şair Abdülhak Hamit Beyin de dediği gibi, “Vatanıyla ve vatandaşıyla aslında bir şiir” olan Kafkaslının, kendisiyle karşılaşan insanlar üzerinde nasıl bir izlenim ve çekicilik bıraktığını göstermek için daha başka birkaç yabancının sözlerini de iletmek istiyorum. Sözlerini ileteceğim bu yazarlar, Kafkaslıların organik/fiziksel güzelliklerini anlatmışlar, fazilet, kahramanlık ve yurtseverliklerinin yüceliğini ve inceliklerinin ölçüsünü ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu yabancılar, gerçeği dile getirme ötesi bir görüşü dile getirmiş değildirler. Çünkü onlar Kafkasya’ya özel amaçlarla gitmemiş olsalar bile, kuşkusuz Rusların olası olumsuz telkinleriyle de karşılaşmışlardır.
Not: Tire içindekiler HCY’ye aittir, ayrıca kelimesi kelimesine bir sadeleştirmeyi değil, anlamı yansıtmayı ve anlaşılırlığı esas aldığımızı belirtiriz-HCY
 (Devam edecek)

Sayı : 2009 10

Yayınlanma Tarihi: 2009-10-01 00:00:00