Anadil meselesi

0
975
Demokratik açılım tartışmalarının en can alıcı noktalarından birini oluşturan “Anadil” meselesinde en nihayet devlet bir adım attı. Atılan adımın etrafında oluşan anaforda, biz Çerkesler de bir şeyler söyleme derdine düştük; ama sanırım bu konuda da diğer bir çok hususta olduğu gibi topyekûn hareket edemediğimiz için hem içimizdeki kamuoyuna; hem de dışımıza gereken mesajları doğru zamanda ve doğru şekilde veremiyoruz.
Bastıra bastıra bir konuyu vurgulamakta bir kere daha yarar var sanırım. Dünyada iki yüz civarında devlet, altı bin civarında da dil var. Dolayısıyla bütün bu diller dünyanın kültür zenginliğinin pir parçası ve yaşatılması gerek. Bizim dillerimiz olan Adıgece ve Abazaca da bunlardan sadece ikisi. Ve Unesco tarafından kaybolmaya yüz tutmuş diller arasında gösteriliyorlar. Çeçenlerin ve Osetlerin anavatanda bağımsız devlet olmaları ve oradaki nüfus yoğunlukları bir nebze olsun yüreklere su serpiyor ama onların durumu da çok iyimser olmasa gerek.
Unesco bu konudaki hassasiyeti bu kadar net ortaya koyarken dahili bedhahlarımız bile hâlâ ayılamıyorlar ne yazık ki. Hüseyin Çelik’in deyimiyle “ırkçı reflekslerin” anadil eğitimi konusundaki menfi bakış açıları da eklenince konunun vahameti daha da net ortaya çıkıyor.
Her şeye rağmen bardağın dolu tarafını görmek lazım elbette. Devlet öyle veya böyle bir kapı açtı ve “anadil eğitimi” konusunda bir adım attı. Başlama zamanı, süresi, müfredat, doküman gibi bir çok bilinmeyenli denklemle başlayacak uygulamanın zaman içerisinde evrilmesi biraz da bu konuya sahip çıkacak etnik grupların elinde.
Evvel emirde bu konunun sağa sola çekiştirilemeyecek ve gerçekten “ciddi” bir konu olduğu hususunda düşünce ve ağız birliğine varmamız lazım.
Anadil meselesi bizim için “yangından ilk kurtarılacak eşya” ölçüsündedir. Yangın devam ederken yangını kimin çıkardığını tartışmak vs. gibi konularla zaman kaybetmek bize hem prestij hem de ciddi bir zaman kaybettirir.  Bu husus gruplar üstü ciddi bir konudur ve hiçbir grubun, siyaset malzemesi üretmek, prim yapmak ve durumdan vazife çıkarmak gibi abukluğa tevessül etmemesi gerekir.
Yıllardır dernekler düzeyinde ve bireysel çalışmalar ile yapılan dil öğrenme organizasyonlarıyla ciddi bir mesafe alamadığımız ortada. Özünde iyi niyetli olduğuna inandığımız bu tartışmalar hep el yordamıyla yürümüş ve en sonunda çoğu hüsranla sona ermiştir. Elde bir müfredat olmadan ve yaptırımı olmayan bir çalışmanın sağlıklı yürümeyeceği aşikar. Yedi yaşındaki ile yetmiş yaşındakine aynı sınıfta dil öğretmek gibi bir yanlışın üzerine; son derece iyi niyetli pür amatör bir eğitmenin sadece kendi bildikleri ile bir eğitim vermesi sonuç vermesi mümkün değildi ve olmadı da nitekim.
Bu çalışmaları küçümsemek ve yok saymak değil maksadım. Bu çalışmayı organize eden ve yapılan organizasyon içersinde yer alan biri olarak yanlışlığı bizzat yaşadım. Olmadı ve olmayacak da…
Şimdi devlet-i ali, ama gönüllü ama gönülsüz; biraz kem küm, biraz kerhen ve de eksik gedik “ANADİL EĞİTİMİ” demişken yapılacak tek şey Türkiye halklarının topyekûn hareket ederek taleplerini doğru bir şekilde dile getirmeleridir. İtişip kakışmadan ve dışlamadan yapılacak doğru taleplerin eninde sonunda bir yankısı olacaktır. Artık ırkçı refleksler duvara dayanmış ve kaçacak noktaları yoktur. Korkmalarına da mahal yoktur. Bilakis bu barış iklimini yaratacak çok ciddi bir uygulamadır. Kimse “bayrak” ve “toprak” edebiyatı ile hamasi duyguları kaşıyarak ve dahi ağzından köpükler saçılarak konuşma yapmasın artık. Bu konu insanların “ana sütü kadar helal” hakkı olan bir konudur ve dilini öğrendi diye kimse de bu topraklardan hak istemek gibi bir yanlışa düşmez. O yanlışa düşen çok küçük bir zümre olsa da onlar da toplum dışına düşer ki zaten o taleplerin toplumda da karşılığı yoktur.
Bunun yöntemi konusunda da yapılacak iş son derece basittir aslında. Bu devletin sınırları içerisinde başta İngilizce olmak üzere Fransızca, Almanca,İtalyanca eğitim veren ve hatta o ülkelerin adı ile anılan eğitim kurumları var. Oralarda çocuklar o dilleri nasıl anadilleri gibi öğreniyorsa ve haftada kaç saat eğitim görüyorsa ve kaç yaşlarında bu eğitimi alıyorlarsa anadil eğitimi konusunda da yapılacak şey aynıdır. Amerika’yı tekrar keşfe lüzum yoktur. Grupların talepleri doğrultusunda yapılacak uygulamalar; çok da uzatmadan aşama aşama bu noktaya gelmelidir. Elbette Türkçe ortak dil olarak kalmalı ve çok dilli cıvıl cıvıl bir ülkenin temelleri atılmalıdır.

Sayı: 2012 07
Yayınlanma Tarihi: 2012-07-01 00:00:00