Çerkes Kimliği için..

0
2017
Çerkes kimliği için, hepimiz bir gün bir işe yarayacağını yani kimlik adına sonuç alacağımızı düşünerek birşeyler yapıyoruz. Kafa yoruyor, düşünce üretiyor, uyguluyoruz. Dünden bugüne yapılanlar, bugünden yarına yapılacaklar birikiyor olmalı bir yerlerde. Günümüzü geçirmek, fani dünyada vadeyi doldurmak, bu arada oyalanmak ve en iyi bildiğimiz Çerkes meselesinde kalem / klavye oynatmak için de uğraşıyor olabiliriz. Ya da ismimizi parlatmak, ismimiz üzerinde konuşuluyor olması hoşumuza gidiyor olabilir; önder olmak ve çevremizde iki dudağımız arasından çıkacakları bekleyenlerin varlığını bilmek kimliğe katkının yanısıra beklentimiz olabilir; zaman zaman dile getirilen ‘toplumun lideri’ olmak hayalleri, gizli ya da açıktan kuruluyor da olabilir. Her ne ise birşeyler yapılıyor.
Birşeyleri yapanlar çoğaldı ayrıca. Belki daha da çoğalacak. Dernek, vakıf, federasyon, sivil inisiyatif, platform, internet portalları vd. Birşeyler üretirken bir şekilde birbirine de sataşan birimler. Yazılı, sözlü sataşmalar. Her birim kendi cephesinde en doğruyu ürettiğini ve yaptığını düşünüyordur. Ölçülebilir bir şey olmamakla birlikte bütün bu birimlerin ‘Çerkes Kimliği’ ne katkılarıdır ölçek sonuçta. Kimliğin, vatandaşı olunan ülkeler ve giderek dünya kamuoyundaki durumu ölçek alınmalı ve sosyal bilimcilere bir sormalı belki de. Sosyal bilimcilerin birşeyler söyleyebilmesi öncesinde, ciddi bir bilgi aktarımı gerekiyorsa, bu da bir ölçek olabilir aslında. 1864’ü baz alırsak 150 yıla doğru giden Çerkes Kimliği sorununda, üçüncü kuşaktan dördüncü kuşağa geçmek üzere olan diaspora fertlerinin, çocuklarına – torunlarına kimlik adına ne bıraktığı ise aslında bizim için en basit ölçü olmalı. Hemen hepimizin dokunabileceği bir ölçüdür bu.
***
Çerkes Kimliği sorununun temelinde, 19. yy da yaşanan soykırım ve sürgün var. Çerkes toplumunun büyük bir kesimi bu söylemde ortaklaşmış durumda. Dünya kamuoyunda bunun kabul edilmesi çok önemlidir. Bu amaçla Uluslararası Çerkes Birliği 1997 yılında UNPO’ya* başvuru yapmış, UNPO soykırım ve sürgünü tescil etmişti. 97 yılının bu mirası önemli idi ama daha fazla ilerlenemedi. Yeltsin sonrası demir yumrukla ülke yöneten Putin döneminin özelliği nedeniyle Rusya Federasyonu Çerkes birimlerinin 97’nin mirası konusunda geri adım atmaları diyelim anlaşılabilir birşeydir; ya diaspora Çerkeslerinin, önemlisi Türkiye Çerkeslerinin bu konudaki durumu nasıl açıklanacak? “Anavatan Kafkasya’daki Çerkesler zarar görmesin diye ince politika gerekiyordu” gibi çok dinlediğimiz bir masalla açıklanabilen durum, diasporanın politika üretmesindeki önemli tıkaçlardan biri oldu.
Hayal kurayım..
Soykırım ve sürgünün uluslararası kamuoyunda kabul edilmesi konusu eksenimizde olmalı. Bunun için diaspora kendi yol haritasını çizmeli. Dünyanın birçok ülkesinde yaşıyor olmak bu anlamda bir avantaja dönüştürülmeli. Dünya kamuoyunun soykırım ve sürgünü tanıması için yapılacak çalışmaların yol haritasını oluşturmalı. Adım – adım, ülke – ülke, toptan her nasıl olması gerekiyorsa. Dünya çapında Çerkeslerin dışında benzer sorunlar yaşamış halklara dair çalışmalara imza atmış uzmanlardan, akademisyenlerden destek alarak, oluşturulacak bir Çalışma Grubu’nca hazırlıklar yapılmalı. Belgelerin toplanması, biriktirilmesi ve değerlendirilmesi konusu uzmanlık gerektirir. Mevcut verilerin değerlendirilmesi de aynı şekilde. Mevcutlardan yola çıkılarak ulaşılabilecek daha nelerin olabileceği, ulaşılmamış ama varlığı bilinen bilgi ve belgelere ulaşmanın yol ve yöntemleri ve bu çalışmayı yapacakların belirlenmesi…
Türkiye diasporası birimleri bu projede ortaklaşsa ve ilkeleri belirleyerek tek bir proje üzerinde ortak Çalışma Grubu kursa. Bu irade, Dünyadaki diğer diasporayı etkilese. Proje bazında ortaklaşmayı böylece genişletsek. Birikimler bu proje bazında bir havuzda toplansa.
Dernek, vakıf, federasyon, platform, sivil inisiyatif, internet portalı, olanaklar birleştirilse ve hep birlikte yapılsa.
Mevcut durumda hiçbir şey olmuyor değil, oluyor birşeyler ama galiba olabilecek süreyi katlayarak olabiliyor. Bir strateji yok. Her birimin kendi yol haritası ile olabilenler ortada. On yıllardır bebek adımlar. Birşeyleri değiştirmek gerek. Her olumlu hareket ve ileri atılan adım moral aşılar, birilerini daha katar Çerkes Kimliği mücadelesine; kimlik bilincinin yükselmesinde, sahiplenilmesinde işe yarar.
Türkiye’den başlarız, ortaklaşırız, Türkiye kamuoyuna sesleniriz. Diasporanın diğer kesimine seslenir, onlarla onların yaşadığı ülke kamuoylarına sesleniriz. Bunu yapmamak için nedenimiz var mı? Yapmak için engelimiz nedir?
Çalışma yaptığımız birimin, ismimizin önder olması gibi bir beklentimiz yoksa, Çerkes Kimliği adına proje bazında ortaklaşarak üretebilmek bir hayal midir gerçekten?
İnsan gücümüz, ekonomik gücümüz, hadi buna toptan enerjimiz diyelim, çok bilinmez değil. Her birimde ‘bir dokun bin ah işit’ durumu ile karşılaşırız samimi sohbetler yapıldığında. Belki bir gün bir birimimiz toplumun büyük bir kesiminin onayı ile önder duruma gelebilecektir. O belirsiz bir günü öne çekelim derdindeyim. Aslında o günün her geçen gün geriye gittiğini düşünüyorum. Sıkıntım bundandır.
Bir bakarsınız Rusya Federasyonu kabul edivermiş ve özür dilemiş. Putin de bana nanik yapıyor.
*Birleşmiş Milletler’de Temsil Edilmeyen Halklar Örgütü

Sayı: 2012 07
Yayınlanma Tarihi: 2012-07-01 00:00:00

Önceki İçerikSavaşın soğuk yüzü“Yemin”
Sonraki İçerikKAYSERİ’DE BİR HAFTA
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.