Napo Meshia’ya mektup

0
255

“Abhazya’yı Nasıl Kaybettik?” kitabının yazarı ve arkadaşı Prof. Napoleon Meshia’ya hitaben yazdığı mektupta, Gürcistan-Abhazya ilişkilerine ilişkin değerlendirmeler yapan Sohum Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Michael Labakhua, acı bir tanıklığını da aktarıyor: “Herkes tarafından tanınan emektar öğretmenleri, annemi ve babamı döve döve işkence altında öldürdüler. 1993 yılında soğuk bir günde elleri ayakları telle bağlı olarak, Oçamçıra’dan Sohum’a kamyonla getirildiler.”
28 Şubat 2012 tarihli “Eko Abhazya” gazetesinde yayınlanan mektubun çevirisi Vladimir Ayüzba tarafından yapıldı.
****
Napo Meshia’ya mektup
Rusçadan çeviren: Vladimir Ayüzba
Bana göndermiş olduğun kitabın için teşekkür ediyorum. Büyük bir dikkatle okudum ve çok beğendim.Bu kitapta ben, İngur nehrinin öbür tarafından bu tarafa bakışı gördüm, Abazaların ve Abhazya’nın düşmanlarını görmedim. Bizim varlığımıza ve zengin tarihimize saygı gösteren insanların bakışını gördüm. Bu kitap, bana aynı zamanda ilginç bir şeyi hatırlattı: Altın kafeste oturan, tutuklu, güzel kuşun bağımsızlığını.
Napo! Entelektüel birikimin sana yardımcı olacak, bunu bilecek ve ikna olacaksın; gelecekte Gürcü halkı ve Gürcistan devleti (insanlık tarihinde sonsuza kadar düşman olan halklar bilinmiyor) ile Abazalar herhalde özgür ve bağımsız olarak kendi devletlerinde yaşayacaklar, halk böyle arzuluyor ve böyle de olacak. Bu istek bizim yöneticilerin hayali isteği değildir. Bu istek halkımızın, ulusumuzun düşüncelerinin neticesidir. Eskiden olduğu gibi bugün de sizin halkınız bunu istemiyor, işine gelmiyor. Onların içinde maalesef sen de varsın Napo. Bizzat sizin etnik, ulusal organizmanızın kendi devletine ihtiyacı varsa, kendi ekonomik, sosyo-politik, hukuki, kültürel ve başka gereksinimleri için devlete ihtiyacı varsa, Abaza halkının da ihtiyacı var. Hakikati, bu doğal hakikati siz bugün kabul etmeye mecbursunuz. Doğa kanununa da uygun bir diyalektik yasa var burada.
Sana açıkça söylüyorum, tanınmış ve ün kazanmış bir beyin cerrahı olarak, ne zaman ki seni eski Gürcü politikacıların içinde gördüm, hiç hoşuma gitmedi. Hatırlayabilirsin; eski parti komitesinin merkez binasında, Nadaraşvili ve onun arkadaşları ile birlikte. Hiçbir zaman böyle bir şeyi beklemiyordum ve duraksamaksızın sana seslendim; “Napo, bu kişiler ile beraber olamazsın, sana yakışmıyor. Bırak politikayı, seni ünlü yapan işe, insanları tedavi etmeye, kurtarmaya geç” dedim. Senin gibi, senin arkadaşlarına da bu sözlerle hitap ettim, belki de benden bir şey beklemiyorlardı, bir şey söylemediler. Sen koridorda beni bakışlarınla uğurlayarak bir şeyler dedin. Bu tablo sana hitap etmek için bana fırsat verdi.
Ailemle birlikte sana karşı taşıdığımız sevgi ve itibarın ne zaman başladığını sen hatırlarsın, ailelerimizle tatilde Auadhara’da beraber idik, her zaman görüşüyorduk. Bu nedenle “sen” kelimesini kullanarak hitap ediyorum. Ailece, eşin Nanuli ve en yakın arkadaşları ile birlikte, sizin evlatlarınızın kaybı bizim içinde çok acılı bir facia idi.Sen o zaman tam sana yakışır bir şekilde kahramanlık gösterdin ve insanları kurtarmaya, tedavi etmeye devam ettin.
Fakat senin entelektüel gücün seni rahat bırakmadı ve sen Abazaların ve Gürcülerin anlaşmazlığının girdabına atladın ve hala buradan çıkamıyorsun.
Napo, bütün olup biten “Abaza trajedisi”nde sen Gürcü yöneticileri, haklı olarak suçluyorsun. Fakat hatırlıyorsan, bu milliyetçilik Gürcü ulusal aydınları tarafından Gürcistan modern tarihinde dünyaya getirildi ve yetiştirildi. Bunun başlangıcı Abaza halkının muhacerete savrulmasından sonra oldu. O zaman boşalan Abaza köylerinin toprakları, topraksız, serflikten kurtulan Gürcü çiftçiler tarafından işgal edilmişti. Burada olup bitenleri Tiflis’te çok iyi biliyorlar, fakat susuyorlar. Bunun nedeni Rus Çarizminin yaklaşımı idi, çünkü Gürcüler Kuzey Kafkasya’nın ve Abhazya’nın işgal edilmesi savaşlarında Çarizmin tarafını tutuyorlardı. (Yakob Gogebaşvili ve diğerlerinin çağrısını hatırla, boşalan ve sahipsiz kalan Abaza topraklarının işgali için kendi halklarına hitap ediyorlardı.) Bunu bir daha tekrar ediyorum, Tiflis çok iyi bilmektedir, Abaza topraklarına neden bu kadar Gürcü kitlesinin geldiğini.
Tiflis milliyetçi aydınlarından Abazalara karşı yetiştirilen ve Abazalara karşı ideolojik savaş açan Z.Papaskiri, Ş. Tsuleiskiri, G. Mechveliani, G. Gabeskiriya, G. Lominadze, A. Mikadze, T. Nadareishvili, M. Beria, B. Kakubava, D.Dzhaiani, G. Kalandia ve diğerleri batıya taşınmış oldu.Bu anlaşmazlığı halletmek için sen Abhazya’yı terk etmiş olan kişilerin, göçmenlerin geri dönmesini barışın sağlanması için birinci şart olarak görüyorsun. Napo, sen aklı başında bir insansın ve kolaylıkla anlarsın, göçmenlerin Abhazya’ya geri dönüşünün imkansız olduğunu.
Abhazya ve Abazalara karşı silah kullanan Gürcülerin, kimin hangi silahı kullandığı, hangi birlikte kayıtlı olduğu, amacı ne idi, bunların hepsi liste olarak bizde mevcuttur, kayıt edilmiştir. Kimin yakın akrabalarını öldürdükleri biliniyor; savaşa katılmayan sivil insanlar, ırza geçilen analar, kadınlar, kızlar, öldürülen masum çocuklar… Dünyada kim bunu unutabilir ki?! Oçamçıra’da, garın oradaki alanda, Gürcülerin sağ olarak ateşe attıkları Abhaz hanım, vatansever Tsasa Kazanba!
Bizzat şahidim, işgal altındaki Sohum’da böyle acı olaylara. Herkes tarafından tanınan emektar öğretmenleri, annemi ve babamı döve döve işkence altında öldürdüler. 1993 yılında soğuk bir günde elleri ayakları telle bağlı olarak, Oçamçıra’dan Sohum’a kamyonla getirildiler. Onların suçu ne idi? Fidye vermemişler. (Bu arada, liderleri de belli: Elguja Kankava)
Abazaların zihinlerinde, kendilerine karşı hiçbir suç işlemeden İngur nehrinin karşı tarafına kaçanlar da suçlu sayılıyor. Belki de onlar kendi kendini suçlu sayıyorlardı. Abhazya’dan kaçmadılar, kaçtılar ise de çok çabucak geri döndüler. Onların elleri ve vicdanları temizdir. Bu nedenle bugün Abhazya’da yaşayan Megrellere saygı gösteriyoruz. Bunu ben görüyorum, Sohum’da ve bizim üniversitede okuyan ve çalışanlardan.
 Göçmen sayılan kişilerin (tarihe göre onlar kendi vatanlarına döndüler) geri dönüşü, yeni bir savaşa neden olacak kadar akılsızlık olurdu.
Napo, bir konuya daha dikkatini çekmek istiyorum. Gürcistan’dan Abhazya’ya geri dönmek isteyen kişilerin miktarı çok değildir. Yaşları ilerlemiş olan kişilerin çoğu artık sağ değiller, sağ olan az. Orta yaşta olan kişilerin çoğunluğu, bulundukları yerlerde kendi yaşamlarını kurdular. Abhazya’ya geri dönmek artık onlar için en iyi çözüm değildir, hem de tehlikeli olduğunu gayet iyi biliyorlar.
Bana soruyorsun, ‘Abhazya’da bütün servetini bırakıp gelenler ne yapsın?’ Gürcü yöneticilerden talep edin; halkını Abhazya’ya geri göndereceğim deyip kandırmak yerine, bugün ikamet ettikleri yerlerde onları yerleştirsinler. Sam Amca ve onun müttefikleri, Gürcistan’ın hiçbir mantığı olmayan silahlandırılması yerine (maalesef, 2008 yılı olaylarından hiçbir ders alınmadı) bu işe yardımcı olabilirler.
Mesela, Saakaşvili’nin hayal ettiği Lazika şehrine onlar yerleştirilsin. Gerçekten göçmenler o şehrin nüfusunu doldurabilirler.
Kitabın, savaş ve savaş sonrası olaylar hakkında tarihçiler için kullanışlı, geniş bilgiler veriyor. Gerçekte bu haberlerin bazılarını biz de duymuştuk. Bunlardan bir tanesi de Abhazya ile Gürcistan arasındaki sınırın Gumısta nehri üzerinden geçirilmesi idi. Ve bundan, Gürcistan ile Abhazya arasındaki savaşın durdurulması için en önemli şart olarak söz ediyorsun. Kitabın 152. sayfasını kapsıyor. Sen, Sayın Kostantin Ozgan ile Adler’de görüştün. Onun söylediklerini yazmışsın:
Ozgan: “Biz Abhazya’nın bölünmesine razıyız, Gürcistan sınırı Gumısta üzerinden geçsin, Gumısta nehrinden Psoua nehrine kadar olan topraklar bize yeter.”
Napo: “Sohum’u da bize bırakıyorsunuz?”
Ozgan: “Evet Sohum’u da” diye cevap verdi.
Acaba Abhazya’da, kritik zamanda, böyle konuşan biri olabilir miydi? Çok ilginç bir şey! 1993 senesinde BM’de yer alan Abhazya haritasında Abhazya’yı Gumısta nehrine kadar bölünmüş gösteriyorlardı. Acaba bu böyle bir düşüncenin yanıtı mı idi? (Bkz.A. F. Avidzba. Vatanseverlik savaşı 1992-1193 – Abhazya askeri ve siyasi tarihi sorunları. Sohum,2008,sayfa 297)
Savaştan önce ve savaş zamanında yaşadığın zorluklar hakkında yazdıklarını okurken, okuyanın kalbi sızlar. İnsanı düşündüren, ağlatan; çok candan yazdın. Bu nedenle yazın çok enteresandır.
Başka Gürcü yazarlara benzemiyorsun, Abazalara hakaret ve saygısızlık eden kelimeler kullanmıyorsun. Gürcü merkez yöneticilerinin Megrellere karşı işledikleri cinayetleri yazdığın kısım insanın kalbini sızlatıyor. Sana söylemek isterim ki; bütün bunlar için sorumluluk size, Megrel aydınlara düşüyor!
Acayip, şaşırtıcı birşey değil mi,1.5 milyon nüfusu aşan siz Megrellerin, kendi diline, kültürüne sahip olduğu şu zamanda kendinize ait okulunuz yok, yazınız yok. Şunu demek istiyorum ki 30-40 bin olan Abazinler Abazaca kitaplar, dergiler, gazeteler basıyorlar, anadillerini okullarda öğreniyorlar. Aynı zamanda onların adını taşıyan bir milli bölge var Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde. Bütün bunlar olurken aynı zamanda siz bizi korkutuyorsunuz; ‘Rusya sizi asimile eder’ diyerek. Gerçek tersini gösteriyor.
Sana katılıyorum; E. Şevarnadze, T. Kitovanı, C. Yaşdianı ve buna benzer kişilerden nefret ettiğin için. Ama herkesin farklı bir nefret gerekçesi var; ben halkıma soykırım yaptıkları için nefret ediyorum, sen ise Abhazya’yı Gürcistan’dan ayırdıkları için. Oysa bunun için ben sonsuz mutluyum.
Zviad Gamsahurida hakkındaki düşüncelerine katılmıyorum. Onun hakkında sanırım çok yanılıyorsun.
Michael Labakhua
*Prof. Michael Labakhua: Filozof, Sohum Üniversitesi Rektör Yardımcısı.
*Prof. Napoleon Meshia: Megrel asılı beyin cerrahı. 1992-1993 Gürcü-Abaza savaşında Abhazya’yı terk etti. Savaşla ilgili kendi görüş ve düşüncelerini, faaliyetlerini “Abhazya’yı Nasıl Kaybettik?” adlı bir kitapta topladı.
Napoleon Meshia yazmış olduğu kitabı savaş öncesi yakın arkadaşı olan Michael Labakhua’ya göndermiş. M. Labakhua kitap ile ilgili düşüncelerini 28 Şubat 2012 tarihli “Eko Abhazya” gazetesinde N. Meshia’ya hitaben yazdığı, Türkçesini verdiğimiz mektupla açıklamıştır.
 
 
 

Sayı : 2012 07

Yayınlanma Tarihi: 2012-07-01 00:00:00