Tarihsel Faktörler ve Güncel Meydan Okumalar (1. Bölüm)

0
210

Çerkes Sorunu ve Abhazya

Önsöz

Rus Kafkasyası’nda durum geride bıraktığımız son iki on yılda kayda değer şekilde kötüleşti. Bu durum ağırlıklı olarak Çeçenya’daki olaylardan ve Çerkes (Adıge) halkının yaşadığı Kuzey-Batı Kafkasya’nın sorunlarının yeniden yüzeye çıkıp kilit bir konuma yerleşmesinden kaynaklandı. Aslında Rusya’da “Çerkes Sorunu”nun tarihi, 19. yüzyılda Kafkasya’nın (Rus Çarlığı tarafından) istilasına kadar gider. Uzun sayılabilecek barış dönemlerine rağmen Rus Batı Kafkasyası’nın problemleri asla tam manasıyla çözüme kavuşmamıştır. Bugüne gelindiğinde; Çerkes halkı bir dizi değişik cumhuriyete ve “bölgesel-idari birime” dağıtılmış, ortak edebi dil yaratılması konusu sonuca bağlanmamış, Kafkas Savaşlarından beri sürgün Çerkeslerin anavatanlarına dönüşü için hala bir yöntem bulunamamış ve daha birçok sorun da sırada sayılmayı bekliyor.

Çerkes Sorunu en başından beri Abhazya ile bağlantı içinde oldu. Abhaz ve Adıge halkları büyük ölçüde genetik yakınlıklarından ve binlerce yıldır birbirleri ile içiçe yaşamaktan kaynaklanan nedenlerle çeşitli tarihsel süreçlerde yakın bir etkileşim sergilediler. Yakın bir tarihte yaşanan olaylarda da, Kuzey Kafkasya’dan gönüllü birlikler 1992-93 Gürcü-Abhaz Savaşı’nda, Abhaz saflarında çarpışmak için geldiğinde bir kez daha bu iki halkın yakın müttefikler olduğu ortaya çıktı. Ama bugün barış zamanında, Çerkes Sorununun yeni ve daha karmaşık veçheleri ortaya çıkıyor ve bu durum Abhaz-Adıge halkları arasındaki ilişkilere dair kimi kaygılara yol açıyor. Bu makale iki toplumu bugün kaygılandıran meydan okumaların kaynaklarını tanımlamak ve anlayabilmek için sorunun bu boyutunu analiz etmeyi hedefliyor.

Bu makaleyi kaleme almanın güçlüklerinden biri, makalenin henüz akademik teorilerin ve araştırmaların konusu olmamış en ”taze” trendleri kapsıyor olmasından kaynaklanıyor. Abhaz-Çerkes ilişkilerindeki problemler henüz embriyon safhasındadır. Eğer negatif yaklaşımlar oluşmadan önce iki toplum arasında birbirini karşılıklı anlamayı arttırmak için gereken hareket biçimini ortaya çıkartmak istiyorsak, bazı yanlış anlaşılmaların ve çelişkilerin kökenlerini soruşturma girişimlerine acil ihtiyaç var.

Bu sadece ikili ilişkilerin geleceği için değil ama ayrıca barışın bu denli kırılganlaştığı bir süreçte, Kafkasya’da istikrarı desteklemek açısından, halklar arası karşılıklı güven inşa etmeye dönük acil ihtiyaç çerçevesinde de önemlidir. Gürcü-Abhaz ve Gürcü-Güney Oset savaşlarının ateşi belki harlı değil ama bu savaşlar aradaki husumetleri ortadan kaldıracak barış anlaşmalarının imzalanması ile tamamen sona ermiş durumda da değil.

Metodoloji

Bu makale Kuzey-Batı Kafkasya’ya, Çerkesler (Adıgeler) ve Abhazlar ile bu iki halkın Rus İmparatorluğuyla, SSCB’nin bir parçası oldukları yakın dönemdeki ilişkilerinin tarihine ve şu andaki durumuna odaklanmıştır. Makale söz konusu durumun Çeçenya ve Kuzey- Doğu Kafkasya boyunca gerçekleşen olaylardan nasıl etkilendiği hususunu değerlendirmemektedir. Bu faktörler, çok önemli olmalarına karşın, bu makale kapsamında analiz edilemeyecek kadar karmaşıktırlar. Bunun yerine biz 19 ve 20. yüzyıla ait tarihsel olaylarla, bunların Çerkes-Abhaz ilişkilerine ve Rusya, Gürcistan ile Abhazya arasındaki münasebetlerde halihazırda karşılaşılan problemlere dair sonuç ve etkilerine eğileceğiz. Tarihsel Faktörler Tarihi geçmişe dair halk arasındaki tartışmalar -ve bilhassa Kafkas Halkları ile Rusya arasındaki ilişkiler- Kuzey Kafkasya’daki olayların etkisi ile gelgitler yaşar. Kafkasya Savaşlarının üzerinden bir buçuk asır geçmesine rağmen günümüzdeki durumun, o dönemin olayları tarafından olumsuz şekilde etkilenmeye devam ettiği açıktır. Hatta bazıları daha da ileri giderek şu anki “Çerkes Sorunu”nun Kafkas Savaşlarının devamı olduğunu ileri sürebilir. Ama savaşların bu denli uzun bir gölgesinin olması bir mecburiyet değildir. Bu makale Rusya’nın Kafkasya için savaşmasının veçhelerini anlama çabasıdır, ki bu bizi kaçınılmaz olarak tarihin o dramatik sayfalarını yeniden ziyaret etmeye itmektedir.

1. Çarlık Rejiminin Kafkas Savaşları esnasında uyguladığı emsalsiz vahşet, savaşın sonucunun askeri bir çatışmanın doğal bir sonucu olarak görülmesini güçleştirdi. Savaşa bizzat katılan Çarlık generallerinden R.A. Fadeyev Kafkas Savaşı’nı şöyle tasvir ediyor: “… Karadeniz’in Doğu Sahilini Rus toprağı haline getirmek zorundaydık ve bunun için de kıyı bölgesinin bütün dağlı halklarını oradan temizlememiz gerekiyordu… (Dağlıların) önemli bir bölümünü imha etmeliydik ki … nüfusun diğer (büyük) kesimi silahlarını hiçbir koşul öne süremeden bıraksın… Savaş planımız dağlı halkları sürmek ve Batı Kafkasya’ya Rusları iskan etmekti.” (1) Bir diğer savaş katılımcısı askeri coğrafyacı M. Venyuova’nın gözüyle ise yaşananlar şöyledir: “… Savaş bitmek bilmez bir zalimlikle sürdü. Adım adım ama o toprakların asker çizmelerinin bastığı her bir karışından dağlıları son adamlarına kadar geri dönüşsüz şekilde temizleyerek ilerledik. Yüzlerce dağlı köyü yerle bir edildi, tüm ekinleri atlarla çiğnendi. Köylerin sakinleri mevcutlu olarak derhal sevke tabi tutuldular ve Karadeniz sahillerine ve ötesine Türkiye’ye sürüldüler.” (2)

2. 19. yüzyıl olaylarının Batı Kafkas halklarının belleğine neden kazınıp kaldığını izah eden bir diğer faktör de, bu savaşlar esnasında Çarlık İmparatorluğu politikalarına karşı direnişin tepe noktalarında yankılanan bir Çerkes devletinin kurulmasına dair çağrılardır. Bu çağrılar bazı Avrupa devletleri özellikle de Rusya’nın Kafkasya’da ve tüm bir Karadeniz coğrafyasındaki rakibi Büyük Britanya tarafından desteklendi. Devletleşme ile ilgili sorunlar başka düzlemlerde 1917, 1918, 1920, 1921’de ve sonrasında Rusya Federasyonunda bile tekrar zuhur etti (Bu arada belirtmeliyiz ki Abhazya da bu projelerin bir çoğuna dahil edildi). Ne var ki, tüm Adıgeleri bir devlet veya cumhuriyetçi bir birlik altında birleştirme planlarının hepsi kısa ömürlü oldu. (3)

3. Bizim görüşümüze göre üçüncü önemli faktör, çağdaş Rus akademisyen ve kanaat önderlerinin Kafkas Savaşı’nın objektif bir değerlendirmesini yapma noktasında başarısız olmalarıdır. Bugün bazı Rus tarihçileri ve kamusal kişilikleri 19. yüzyıldaki seleflerinin aksine, Batı Kafkaslardaki savaşın icrasındaki acımasız niteliği ya meşrulaştırmakta ya da en iyi ihtimalle sessizce yanından geçmektedirler. Çarlık Rusyası’nın Kafkas Savaşı’nda işlediği suçları inkar etmek tarihin bu trajik sayfasını kapatmayı imkansız hale getiriyor ve hayli ihtilaflı olan bu konuyu Adıgelerin Rus merkezine karşı yaklaşımlarını bozan olumsuz bir kamusal tartışma başlığı olarak orta yerde bırakıyor.

4. Kuzey Kafkasya’da uzlaşma veya ortak fayda aramak yerine, düşman kabul edileni yok etmeye, defetmeye endekslenen mevcut sorunlu problem çözme paradigması, Kafkas Savaşı’nın en olumsuz mirasıdır. Ne yazıktır ki, bu yaklaşımın kalıntıları bugün de geçerliliğini koruyor ve halihazırdaki durumu olumsuz şekilde etkilemeyi sürdürüyor.

Günümüzde Çerkes Sorunu

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rus Devleti’nin iç politikaya dair karşı karşıya kaldığı meydan okumaların en ciddileri hiç şüphe yok ki Moskova’nın Kuzey Kafkas Cumhuriyetleri ile ilişkilerinde ortaya çıkmıştır. Tanınmış politika yorumcusu ve diplomat Vladimir Degoyev şöyle yazıyor: “Büyük bir sırrı açıklamanın vakti artık geldi. Rusya 1991 yılından bu yana sürekli olarak Kuzey Kafkasya’daki egemenliğini yitirmektedir. Gündelik hayatın gerçekleri gösteriyor ki yerel halk artık meşru bir gücün uygulanması olarak algılanmak bir yana, bir gelir kapısı, haksız çıkar yaratan bir baş ağrısı kaynağı olarak addedilen Rus yasalarına başvurmaktan artan şekilde imtina etmekte.” (4) Modern Kafkasya hakkındaki uzmanlığı ile bilinen bir diğer ünlü kişi olan Sergey Markedenov Rusya’nın halihazırdaki Kafkas politikasını şu ifadelerle tanımlıyor: “Bütün cumhuriyetler, kendilerinden sadece seçmenlerin seçimlerde ‘doğru’ sonuçları üretmesini garantilemeleri beklenen görüntüde sadık klanlara adeta iltizam usulü terk edilmiştir. Ülke, güç kazanacak yerde, temelli şekilde zayıflamıştır.”

Şimdiden ortaya çıktığı üzere tarihi olayların yorumlanması Çerkes Sorunu’nun ortaya çıkışında başat bir rol oynamaktadır. Bu durum, Kafkas Savaşı ile ilgili değerlendirmelere ve bu değerlendirmelerin günümüz Rusyasında yansıtılma biçimine özel bir önem kazandırıyor. Tam da burada Rusya eski Başkanı Boris Yeltsin’in ayrıksı konumuna dair bir yorum parantezi açmakta fayda var. Okuyucular Yeltsin’in Kafkas Halklarına 21 Mayıs 1994 günü, Kafkas Savaşı’nın 130. yıldönümündeki hitabını hatırlayacaktır. Konuşması şu satırları içeriyordu: “Rusya’nın hukuk devletini inşa ettiği ve evrensel insani değerlerin önceliğini tanıdığı günümüzde, Kafkas Savaşı esnasındaki olayları, Kafkas halklarının sadece anavatanlarının bağımsızlığı için değil, fakat aynı zamanda ulusal kimliklerinin en iyi veçhesini oluşturan özgün kültürlerinin korunması için de verdikleri kahramanca bir mücadele olarak objektif biçimde yorumlamayı mümkün kılan bir olanak serpilip boy atmaktadır. Kafkas Savaşı’ndan bize miras kalan sorunları, özelde de Kafkas Sürgünlerinin kendi tarihsel anavatanlarına dönüşü meselesini, ilgili tüm tarafların katılımıyla yürütülecek müzakerelerle, uluslararası bir düzeyde çözümlemeliyiz.”( 6) Ne yazık ki, Yeltsin tarafından tarihsel geçmişin hassas sorunlarına ve Kafkaslardaki güncel politikaya ilişkin seslendirilen yaklaşıma dair pratik bir adım atılmadı. Bizim görüşümüze göre bu (Rus) merkezi ve Kafkas halkları arasında yeni ve daha güçlü temelde ilişki tesis etmek açısından kaçırılmış bir fırsattır. Kuzey-Batı Kafkasya’da halihazırdaki politik süreçlerde önemli bir faktör de birleşik bir Çerkes Ulusu düşüncesinin yeniden canlanması veya (belki de) yeni bir versiyonunun ortaya çıkmasıdır. Bu faktör, Sovyetler Birliği’nin yıkılması, yeni devletlerin meydana gelmesi gibi küresel süreçlerin yanı sıra, modern Rusya’nın genelde pek yapıcı olmayan etnik politikalarının da bir sonucudur. Bunun nasıl hayata geçirileceğine dair tartışmalarda, Çerkes Halkını tarihi anavatanlarında, Rusya Federasyonu’nun tek bir idari biriminde (bir özerk cumhuriyetinde) bir araya getirmekten, (coğrafi olarak) dağınık da olsa ruhen ve politik olarak birleşmiş bir ulus yaratmaya kadar değişen yelpazede bir dizi yol önerilmektedir. Daha cüretkar planlar da seslendirilmektedir. (7)

Kuzey Kafkasya’daki politik koşullar açısından bu denli ciddi öneme sahip bu süreçlerin hükümetin her düzeydeki yetkililerinin ciddi ilgisine mazhar olması beklenir. Mantıklı bir yanıt üretmek (bölge) kamuoyunun düşüncelerini hesaba katmayı gerektirir. Heyhat yanıt (hükümetin) tamamen farklıdır. Başkentteki ve bölgelerdeki yetkililer bugünün Kafkasya’sına dair uzman değerlendirmelerini ve önerilerini ısrarla görmezden gelmekteler ve sahada olup bitenlerle teması yitirmiş durumdalar. Bunun sonucunda (bugün hükümet tarafından) Kuzey Kafkasya’da modası geçmiş ve etkisiz politik çerçeveler kullanılmakta. Bu yaklaşım Kuzey Kafkasya’da, çıkarları her zaman Kuzey Kafkaslar ile merkezi Rus otoritelerinin arasındaki bağların güçlenmesi ile paralel olmayan diğer devletlerin dış politika malzemesi haline gelmeye müsait bir durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunlar bazı Arap ülkeleri, Gürcistan bir ölçüde Türkiye ve ayrıca Batılı devletlerdir.

Çeviri: Anıt Baba (Papba)

[1] R.A. Fadeyev (2003). ‘Kavkazskaya voyna’ [Kafkasya savaşı], Moskova.

[2] M.I. Veniukov . “Kavkazskie vospominaniya” [Kafkasya Hatıratı] (1861-63). “Russki Archive “ [Rus Arşivi] 1880. 1-4.

[3] Bu şekilde, örneğin, Kasım 1917 yılında Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Birleşik Dağlı Halklar Birliği, Dağ Cumhuriyeti devletini ilan etti. Ne var ki Dağlı Cumhuriyeti Parlamentosu, Dağıstan General Denikin’in emri altındaki askerlerce işgal edilince, hızla kendi feshini duyurdu. Daha sonra 1918 yılında zaten (Kuzey Kafkasya) RFSSC içine dahil edildiğinde, Kuzey Kafkasya Sovyet Cumhuriyeti yedi devlet birleştirilerek ilan edildi: Dağıstan, Çeçen-İnguş, Osetya, Karaçay-Balkar, Kabardey, Adıgey ve Abhazya. Bu cumhuriyet sadece altı ay sürdü ve 1920 yılında Özerk Dağlı Cumhuriyeti Kabardey’den Çeçenya’ya kadar olan genişletilmiş bölgede kuruldu. Bunun da olanaksız olduğu ortaya çıktı ve 1924 yılında tasfiye edildi.

[4] V. Degoyev. ‘Kavkazsky vopros i budushcheye Rossii’ [Kafkasya Sorunu ve Rusya’nın Geleceği]. Rusça olarak şu linkten erişilebilir: http:// www.regnum.ru/news/1463877.html

[5] S. Markedonov. ‘Kavkazkaya proektsiya vlastnoi rokirovki v Rossii’ Polit.ru, 30 Eylül 2011. Rusça olarak şu linkten erişilebilir: http://polit.ru/ article/2011/09/30/Caucas

[6] Rus Başkan Boris Yeltsin’in Kafkas Halklarına, Kafkas Savaşı’nın 130. yıldönümü vesilesi ile hitabı. Moskova, 18 Mayıs 1994 (ITARTASS).

[7] R. Keshev. ‘Abkhazo-cherkesskie otnosheniya’ [Abhaz-Çerkes İlişkileri], Söyleşi, 10 Kasım 2010. (İkinci Bölüm ‘Kuzey Kafkasya’ya ilişkin Gürcistan Politikası ile devam edecek)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz