Hiksosların kökeni(4)

0
342

Saltis/Salitis adının anlamı üzerine

Adlara monist bir anlam verilemez

Arkaik bir ada monist (tekçi) bir anlam vermeyi iki nedenle yanlış buluyorum. Birinci olarak verilecek monist anlam, sözcüğün mitolojik ve kültürel bağlamını tam karşılamaz. Örnek olarak ilk yazımızda genel hatlarıyla incelemeye çalıştığımız Salitis sözcüğünün mitolojik ve kültürel bağlamını ele alacak olursak, bu sözcüğün bileşeni olarak görülen “Sala/Şala” ve “Dı/Tı, Dış/Deş” kök sözcüklerinin Sümer, Hurri, Hatti, Subari, Hiksos, Mısır, Kenan, Kafkasya, Urartu, Likya, Lidya, Grek mitolojileri ve halklarıyla ilişkili olduğunu, bu halkların dilleri ve kültürlerinde anlam genişliklerine uğrayarak ve çeşitli inanç motifleriyle örtüşerek kullanıldığını görürüz. Bu nedenle böyle bir çalışma Salas, Sala, Salana (Hakata), Solimos, Selardi, Haldi gibi tanrıların; kültürel bağlamda da Ortadoğu’da görülen sela, salat, salavat, selamet gibi kavramların incelenmesini gerektirir. Yazımızda ilişkilere dikkat çekilmişse de böyle bir inceleme yapılamamıştır.

İkinci olarak , arkaik inançta adla yaratılış, ses, nesne, güç, yazgı ve varlığın doğası arasında varolduğuna inanılan ilişkiler nedeniyle bir sözcüğe monist değil de çoklu anlam vermemiz gerekmektedir ki bugün bu konuyu işleyeceğiz.

Adı olmayan varlık yaratılmamış demektir

Eski Sümer inancında bir şeyin var olması için ad verilmesi gerekiyordu. “Öyle ki onlara göre adı olmak ile var olmak (elbetteki adın yansıttığı niteliklere göre var olmak) aynı anlama gelir.” (Bottero, s.121)

Bu inanç Enüma Elis’te şöyle dile getirilir:
“Yukarıda gökler daha adsızken,
Aşağıda yere daha ad verilmemişken…”

Adlar nesnelerin ses halindeki biçimleridir

“Mezopotamyalılara göre adlar onları göstermek için nesnelere keyfi olarak bağlanmış, basit, anlamdan yoksun sesler değillerdir; bununla ilgili sayısız belgemiz var. Adlar nesnelerin ta kendileridir, nesnelerin ses halindeki biçimleridir; ifade ettikleri nesnelere bağlıdırlar, bu nedenle de her sesin son derece önemli bir anlamı vardır.” (Bottero, s.60)

“Varlıklar tamamıyla yazılı adlarıyla özdeşleştirilmiştir, öyle ki adları çözümlediğimizde o adın verildiği gerçekliğin bütün zenginliğini keşfedip tanımak olasıdır; tıpkı bir makineyi sökmek ya da bir hayvana otopsi yapmak gibi.” (Bottero, s.120)

Marduk elli ad alarak baş Tanrı oldu

Mezopotamya inancına göre, adların verilmesi ile bu adların içerdiği gerçekliklerin bahşedilmesi arasında bir fark yoktu. (Bottero, s.120) Bu nedenledir ki, Marduk taç giyerken tanrılar topluluğu ona elli ad verdi, daha doğrusu bu elli adın maddi-manevi olarak ifade ettiği bütün güçleri, değerleri, sıfatları Marduk’a bahşetti. Bu adları alan Marduk, diğer tanrılar karşısında güçlendi, bütün tanrıların ve evrenin efendisi oldu.

Arkaik düşüncede kişinin özüyle eşdeğer görülen şahıs adlarına mitik özellikler yüklendiği gibi, etnik toplulukların kesin bir işareti ve simgesi olan, onlara özlerini hatırlatan, içinde varoluşlarının büyüsü bulunan kolektif adlarda da büyüsel özellikler vardır. (Smith, s. 48)

Adlar, varlıkların doğasının ifadesidir

Mezopotamya inancına göre, adlar, ilişkili olduğu tanrının iradesini ve kararlarını belirtmekteydi, eş deyişle yazgı demekti. “Mezopotamya’da nesnelerle ilgili görüşün temeli olan bu yazgı kavramı, varlıkların tanrılar tarafından hesaplanıp yaratılmış doğalarını ifade ediyordu; buradaki doğa sözcüğünü eski skolastiğin anladığı anlamıyla, yani davranışların, özel etkinliklerin programlandığı yapı anlamıyla; başka deyişle, ama bambaşka bir düzlemde, bir tür genel kod anlamıyla almak gerekmektedir. İşte adın çözümlenip aydınlatılması böyle bir doğa sayesindedir, çünkü ad yazgının tercümesinden başka bir şey değildir, başka deyişle doğanın halis ifadesidir.” (Bottero, s.122)

Adlar, nesnenin bizzat kendisidir

Mezopotamya inancında, sözcük, “nesnenin telaffuz edilen adı değil nesnenin bizzat kendisiydi; bu nesnenin bir vardı, ama önce hatırlattığımız gibi, nesneden ayrılmayan, ona karışmış bir addı bu. Nesneyle aynı değerdeki, nesneye benzeyen bu yazılı adın her parçası, en küçük tuz tanesinde koca bir tuz kayasının bütün özelliklerinin olması gibi, bütünün tüm özelliklerini içeren bir tözle karşılaştırılabilir maddi, somut yoğun bir veriyi oluşturuyordu. Bundan dolayı nesne nasıl işlenebilirse ad da öyle işlenebilirdi: Ad tıpkı bir nesneymiş gibi tahlil edilebilir,ögelerine ayrılabilirdi; böylece nesnenin gerçekliği ve anlaşılabilirliği açısından içerdiği her şey addan çıkarsanabilirdi.” (Bottero, s.123)

Eski Mısır inancında ad, kişiliğin ayrılmaz bir parçasıdır. (Mit. Söz. 1.cilt, s. 43)

Efsanelerdeki özel adlar somut kanıtlardır

“Efsanelerde bulunabilecek en somut kanıtların özel isimlerden elde edildiğini” belirten Bernal, Frederic Ahl’ın görüşlerini aktarır: “Ahl’a göre, birçok klasik filologun yaptığı gibi adlara “monist” veya tek bir kaba anlam yakıştırmaktan kaçınmak gerekir. Onun görüşünce, pratikte metinlere çok katmanlı ve çoğunlukla çelişkili anlamlar ya da “okumalar” sağlayan söz oyunlarının, anagramların (bir sözcüğü oluşturan harflerin yerini değiştirerek elde edilen sözcük, Y.Ü.) ve yapısal paralelliklerin oluşturduğu sık ağa bakılmalıdır. Ayrıca söz oyunları hafifsenmemeli, kutsal olmasa bile, derin bağlantıları ve gerçekleri açığa çıkaran ifadeler olarak ele alınmalıdır.” (Bernal, s. 154)

Anagram, söz oyunları ve ad

Görüldüğü gibi, arkaik toplumlarda sesler ve sözcüklerle söz oyunları ve anagramlar yapılarak sözcüğün asıl anlamı gizlenmekte, çok katmanlı ve çoğunlukla çelişkili anlamlar yüklenmektedir. Ancak bu durum görünüştedir, aldatıcıdır. Çünkü adlar nesnelerin ses halindeki biçimleri olduğundan temel birim sestir ve seslerin sözcük içinde yerlerinin değiştirilmesiyle sesler kaybolmayacağından adın asıl anlamı da kaybolmayacak, nesnenin doğası değişmeyecek, taşıdığı güçler ve nitelikler aynen korunacak, aynı zamanda adın gizliliği de sağlanmış olacaktır. Özel adı kendi dilinde adlandıran ve gerçek anlamını bilen etnik grup özel ada ve söz oyunlarıyla oluşturulan yeni ada mecazi anlamlar yükleyebileceği gibi, gittikçe farklılaşan akraba diller konuşan halklar da her iki ada farklı anlamlar yükleyecekleri için sözcük aynı anda farklı akraba diller konuşan kabilelere seslenebilecek, aynı zamanda anlam olarak da genişliğe kavuşacaktır. Bu sürecin çok yavaş geliştiği, sözcüğün gerçek ve mecaz anlamlarının örtüşüp bütünleşmesinin yüzlerce yıl sürdüğü unutulmamalıdır. Ayrıca hiç akıldan çıkarılmaması gereken bir husus da es sesli sözcüklerdir.

Arkaik toplumlarda söz oyunları ve anagramların, adların ve adların yapı taşları olan seslerin işlevi, sözcüğün mitolojik ve kültürel bağlamıyla birlikte düşünüldüğünde sözcüğün monist bir anlamının olamayacağı ya da “monist anlam” denilebilecek başat anlamının yanında başka anlamlarının ve mecaz anlamlarının da bulunacağı daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Salitis sözcüğüne verilebilecek anlamlar

Düşüncemize göre, “Salitis” sözcüğünün yukarıda belirttiğimiz hususların göz önüne alınarak anlamlandırılması bir zorunluluktur, monist bir anlam verilemez. Verilecek çeşitli anlamlar da akraba dil gruplarında yakın olmakla birlikte farklılıklar gösterecektir.

Burada sözcüğün bütün anlamlarını inceleyemiyoruz. Yalnızca örnek bir inceleme yapacağız. “Saliti-ş” adını Anadolu’daki Saliti Dağ’ının “-ş, (şe)” eki almış biçimi olarak düşündüğümüzde, Hatti, Subaru ve Mitannileri, Abaza ve Adıgelerle ilişkilendirdiğimizden, sözcüğe, Adıge-Abaza dilinde “Saliti kanı, Saliti kardeşi” anlamlarını kolaylıkla veriyoruz. Ancak “-ş, -şe” eki Adıge dilinde “fız-ı-şe, Nısa-şe” sözcüklerinde görüldüğü gibi “götüren, törene katılanlar (alay)” anlamlarına da geldiğinden, sözcüğe “Saliti alayı” anlamı da verilebileceği gibi, yer eki olarak düşünüldüğünde “Saliti yeri” anlamına da gelir ve Firavun adında olduğu gibi sarayı işaret ediyor olabilir.

“Sala/Sal” sözcüklerinin Sümer ve Hurri dillerinde önceki çalışmamızda belirtilen anlamları birbirine çok yakındır ve ana tanrıçayı işaret etmektedir. “Sal-ti”, Sümer dilinde bileşik bir sözcüktür ve yine ana tanrıçayla ilişkilidir.

“Sa-la-tı-ş” sözcüğündeki heceler, Adıge-Abaza dillerinde ölü, köpek, göz, at, bıçak, üç, kan, kardeş, süt, baş, baba ve koç anlamlarına gelen sözcüklerle ilişkilidir ve bu bağlamda çeşitli anlamlar verilebilir.

Sonuç

Arkaik inanç sisteminde adla yaratılmanın aynı anlama geldiğini, adların nesnelerin ses halindeki biçimleri, varlıkların yazgısının tercümesi, nesneden ayrılmayan bir öz olduğunu, efsanelerdeki özel isimlere monist bir anlam yüklememek gerektiğini, söz oyunları ve anagramların derin bağlantıları ve gerçekleri ortaya çıkaran ifadeler olarak ele alınmasının zorunlu olduğunu, “Sa-li-ti-s” sözcüğünü de bu bağlamda değerlendirdiğimizi bir kez daha yineliyoruz.

KAYNAKÇA
1. Anthony D Smith, Ulusların Etnik Kökeni, Ankara, 2002
2. Jean Bottero, Mezopotamya, Ankara, 2003
3. Martin Bernal, Kara Atena, İstanbul, 1998
4. Yves Bonnefoy, Mitolojiler Sözlüğü, Ankara
[email protected]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz