Bir Osmanlı aydını gözüyle Çerkesler

0
3443

Osmanlı Adet, Merasim ve Tabirleri” adlı yapıt 1910 yıllarında (varsayılan) Abdülaziz Bey (1850-1918) tarafından yazılmış, Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından günümüz Türkçesine çevrilerek, ilki 1995 ve ikinci baskısı 2000 yılında yayınlanmıştır. Eserde yazar, Osmanlı toplumunda günlük yaşam, törenler, gelenek ve görenekler ile kullanılan tabirler, doğum, eğitim, evlenme törenleri, giyim-kuşam çeşitlerini, inanışları, eğlenceleri, vd. üzerine kendi bilgi ve gözlemlerini anlatıyor. Aşağıda bu eserde Çerkeslerle ilgili olan bölümleri yorum katmaksızın bilgilerinize sunuyoruz. Böylece yüz yıl öncesinden bir Osmanlı bürokrat ve aydınının gözünden Çerkesler’e bakışını ve algılamayı göreceksiniz.

—————

Taye denilen kalfa, çocuklu veya çocuğu henüz vefat etmiş bir cariyedir. Taye’nin tedariki için etrafa ve esircilere böyle bir cariyeye ihtiyaç olduğu bildirilir. Getirilenlerden yaş ve şahsı uygun görülen birçok hekime gösterilir, vücudu, sütü, varsa çocuğu etraflıca muayene edilir. Ayrıca haline, hareketlerine, konuşmasına bakarak ahlakına ait ipuçları aranır, soyu sopu titizlikle göz önünde tutulur. Hepsi de Çerkes kabilelerinden gelen kimselerdir. Bunlar arasında ”Ubih” , “Şapsuğ” ve “Abazah”lar diğerlerine tercih edilir. Bunlar hal ve ahlak yönünden bilinen, tecrübe edilmiş kimselerdir. Fakat asıl tercih sebebi, vüzere ve kübera haremlerini bu kabilelerden gelenler teşkil ettiğinden hanımlarca yabancı addolunmayıp istenmeleridir. Muayene ve incelemelerden sonra seçilen ve Taye olarak tabir edilen cariyeye uygun bir isim verilir. Bu cariye çocuğun ikinci validesi yerine geçtiği için, konakta ona daima Taye kalfa diye hitapedilir, herkes tarafından hürmet gösterilir. [1]

“Bu kalemkarlıklar bir savat cinsidir. Savat önce Dağıstan’da çıkmış oradan Çerkezistan’a ve en sonunda Van ve Trabzon havalisine yayılmıştır. Bu tarzda Çerkes kılıçları, kılıç kayışları, kamçıları, Çerkes eğer takımları yapıldığı gibi, baston başları, enfiye kutuları, tütün tabakaları, su bardakları da savatla işlenmeye başlanmıştır. Daha sonra savat her yerde büyük rağbet görmüş, Avrupa ‘da da pek çok gümüş eşya yapılmaya başlanmıştır.”[2]

“Çoğunda da salata, taze soğan, tere, dereotu, nane maydanoz, Çerkes kabağı dikili kısımlar bulunur.”[3],

“Bunlardan başka ufak çaplı, çok güçlü, hızlı ve çevik Çerkes atları da ün yapmıştı”

“Fil derisi, kayış örme ve ortasından bükülebilen saç örgüsü şeklindegümüşten, savatlı Çerkes kamçısı.”

“Üçüncüsü de ayak basacak yeri yuvarlak, ortası açık, kenardaki kulpları çok ince ve yuvarlak gümüşten savatlı olarak yapılır, bun da Çerkes özengisi denirdi”

“Ön ve arkası yüksek Osmanlı eğeri, önü arkası az yüksek ve ufak boy, içinde pamuk yastık konmuş sahtiyandan, kolan atılarak altından bağlanan cinsine Çerkes eğeri denirdi.”[4]

“Dersaadet ahalisinin çoğunun evlerinde bulunan köle ve cariyeler iki kısımdı: Beyazlar ve zenci deniler siyahlar. Beyazlar hemen hemen yalnız Kafkasya taraflarından getirilirdi. Siyahlar ise Sudan’dan Vaynu ve Bornulular ile Habeşistan’dan getirilenlerdi. Kafkasya’dan yani Çerkezistan’dan getirilen köle ve cariyelerçeşitli kabilelere mensuptular. “Ubih”, “Şapsih”, “Abazih”, “Kabartay”, “Besleney”, “Lazki”, “Abaza”, “Bultifay”, “Hatufay”(Katufay), “Memsuhay”, “Bozedok”, “Tekakuzane”, Şifake”, “Gürcü” adlarıyla anılırlardı. Bunlar içinde en makbul ve arananları, hatta kendi aralarında bile bile en çok methedilenleri “Ubih”, Şapsih”, “Abizah”lardı. Bunlar yaradılışları, güzellikleri bakımından diğer kabileler arasında da pek kıymetliydi. Bu üç kabilenin mensupları ahlaken birbirlerinden farklıydı. Ubihler sert ve dürüst, Şapsihler mert ve iyi huylu, yumuşak tabiatlı ve becerikli, Abizahlar ise zeki ve muharip olarak şöhret kazanmışlardı.”

“Asrın başında Çerkezistan kabilelerinden Dersaadet’e gönderilenler o kabilelerin düşmanlarından aldıkları esirlerden doğmuş kızlara münhasırdı. Sonradan ise, İstanbul’a giderek bir aile sahibi olmak ve yavaş yavaş ekabir sınıfa girmek düşünce ve arzusuyla akrabalarını Dersadet’e gönderme adeti yerleşmişti. Böylece memleketlerinde asilzade ve tanınmış ailelere mensup bulunan kızların da bu düşünce ve niyetle Dersaadet’e getirilmesine izin verilmeye başlanmıştır. Bu cümleden olarak oraların zadegan ve pek tanınmış hanedan takımından olan mensuplarının bey ve reis sıfatıyla hürmet gördükleri Ubihler’den “Gogo” ve Şapsihler’den “ Hadur” gibi meşhur ve muteber kabilelerden kızlar da akraba ve yakınları tarafından Dersaadet’e getirilir, almak isteyenlerin hal ve durumlarına bakılır ve çok defa getirdikleri kızların da rızaları alınarak verilirdi.”

“Çerkes cariyeler üç sınıfa ayrılırdı: Birincilerküberadan bir haneye veya aileye hanım olmak üzere alınan ve odalık tabir olunanlar, diğerleri orta hallilerin kendilerine harem olarak aldıkları, üçüncü sınıf ise hane ve konaklara yalnız orta hizmeti için alınırlardı. Orta hizmeti görmek üzere alınan cariyelere eskiden molade denirdi”

“Köle ve cariyelerin herkesçe bilinen alışılmış yeri Tophane’de Kabataş denilen mahalle idi. Bu mahallede esircilerin elinde bir hayli Çerkez bulunurdu… Dersaadet’te hanelerinde seçme , değerli cariye bulunduran, büyük sermaye sahibi olanlar arasında………….,Şehremini’ de “Şerife Hanım”, “Cellat Çeşmeli Çerkez Emine Hanım”, Yüksek kaldırım’da “Moralı Sadık Ağa” o vakitler pek meşhurdu”

“Vezir ve kübera konaklarında elli-altmış cariye tedariki önemli bir konu halini almıştı. Bu sebeblede Dersaadet’in birkaç yerinde “esir pazarı” denilen özel yerler açılmıştı. Bu pazarların en ünlüleri Aksaray’ da Hubyar semtinde “ Avret Pazarı” denen yerle, Çemberlitaş civarında Sandıkçılar Çarşısı bitişiğinde “Esir Pazarı” denilen yer ve Fatih’te Fatih Cami-i Şerifine yakın “Esir Pazarı” denen semt pazarları idi.

“Esasen Çerkeslerin hemen hepsi yaratılışlarından dürüst ve inanılır insanlardı. Hane halkını her yönden korur, ırz ve namuslarını muhafaza eder, bir saldırı olursa şiddetle savunurlardı; son derece yürekli ve cesur olmalarıyla meşhurdurlar. İçlerinden pek çoğu bir aile reisi olma istidadına sahipti”[5]

“Hizmette kullanılan cariyelerden başka bir de köle denilenler vardı. Bunlar da ya Çerkez ya da zenci olurlardı… Çerkes kölelerin ekserisi vüzera dairelerinde hizmet eder ve paşa ya da beyin muhafızlığını yaparlardı.”[6]

“Çerkes kölelere verilen bazı isimler: Hüsrev, Hurşit, Nevres, Reşit, Yaver.”[7]

“Abazah(Abazeh). Kafkasya’nın kuzeyinde Çerkezistan’ın kuzey batısında bulunan Büyük Abazah ve Küçük Abazah’ta otururlar. Kuzeylerindeki Abhazeler’den ayrıdırlar, dilleri birbirine benzemez.”[8]

[1] shf:26,[2]shf:143,[3]shf:159,[4]shf:234-235-236,[5]shf:314-316,[6]Shf:319,[7]Shf:449,[8]shf:472

 

Sayı: 2013 03

Önceki İçerikKafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler- Nisan 2014
Sonraki İçerikNew Jersey’de zexes
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.