Kafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler- Nisan 2014

0
426

Yamçı Dergisi
Mayıs 77- Şubat 78 / S: 7-16
Çerkes toplumu üzerine notlar
ÇERKES MİLLİ SORUNU VE ÇÖZÜM YOLLARI
II. Bölüm
Nart Savsur*
Yabancılaşma ve egemen güçler (4. Tez)

Yabancılaşmayı egemen sınıfların çıkarla­rının bir gereği gibi ele alan ve çözümü yine bu sı­nıflara karşı tüm emekçi kitlelerin ortak savaşında bulan Sosyalist Ulus sentezcilerinin, çoğu toplum­larda geçerli olan bu görüşlerine göre egemen sı­nıflar pazar olanakları için bütün halkın tek dil konuşmasını isterler. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yaratılmaya çalışılan burjuva sınıfıyla birlikte “Vatandaş Türkçe Konuş” sloganının yaygın hale geti­rilmesi bir tesadüf değildir. Kitle haberleşme araçla­rı da bu çıkar doğrultusunda hareket etmektedir. Bu nedenle Çerkesler’in ayrı bir etnik grup olarak kültürel özerklik haklarının alınması ancak, egemen güçlere karşı ortak eylem birliği yapılarak, her türlü sömü­rünün ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.

Bazı doğrular taşıyan bu görüş sorunu sadece Türkiye’ye indirgemekte Orta-Doğu’daki yarım mil­yon Çerkes’i görmeyerek, çözümü muhacerette, ken­di vatanımızın dışında aramaktadır. Kuşkusuz bir as­rı geçkin bir süredir yaşadığımız, iyi ve kötü halleri­ne katıldığımız, vergimizi ödediğimiz, çalışıp para ka­zandığımız bu topraktan bir azınlık milliyeti olarak isteyeceğimiz bir takım insancıl haklarımız vardır. Yalnız alınmak istenilen “Kültürel Özerklik” dağınık coğrafi yerleşim nedeniyle, ana sorun olan doğal asimilasyonu ve “yok oluşu” önlemez sadece gecik­tirir. Bu geciktirmede kitlelerin “Neden yok olmamak gereklidir?” sorusunu cevaplandırmak şarttır.

Kuşkusuz ilerici, demokrat isteklerimiz konu­sunda ayrı amaçların ortak eylem birliği gerekli ise yapılacaktır. Yalnız, toplumumuzun sosyo-ekono­mik koşullarından ve tarihsel nedenlerinden ileri ge­len toplumsal yapısını göz önünde bulundurmak gereklidir. Başka toplumlar için geçerli olan yön­temler, fikirler, sloganlar bizim için geçerli olma­dığı gibi, doğan tepkiyle ters bir sonuç da verebi­lir.

Türk solunun Çerkesler’e yaklaşımının da tar­tışılması gereklidir. Bu konu bizim olduğu kadar onlar için de açık değildir. Cerkesler çoğunlukta Türkiye’nin en gerici, ırkçı, şöven kesimi olarak görülmektedir. Sol hareket içindeki Çerkes aydın­ları, sağ harekette olduğu gibi hiçbir zaman ken­dilerini gerçek benlikleriyle göstermemişlerdir. Bu durum Çerkes toplumunun yeterince tanınmaması­na veya yanlış tanınmasına neden olmuştur. Asgaride oluşturulacak olan demokratik bir diyalogla Türkiye’nin ilerici demokratik kesimine, Çerkesler’in ulusal sorunları ve çözüm yolları anlatılabilir.

Dönüş (5. Tez)

Anavatan – Muhaceret kesimlerini bir bü­tün olarak kabul eden ve “yok oluş”un tek kurtuluş yolunu Anavatan’a dönüşte bulan bu görüş sağ ve sol yelpazede en çok eleştirilen bir görüştür. Bu görüşün savunucularına göre anavatan çoğunluk­taki muhaceret kesiminden ayrılamaz. Bir milyona yakın Çerkes Anavatan’da diliyle gelenek ve görenek­leriyle yaşantılarını federatif cumhuriyetlerde sür­dürmektedirler. Sosyalist bir ekonomik sistemde kendi dilleriyle okuma yazma, gazete, dergi, kitap çıkartma, radyo ve tv’de program yapma olanak­ları vardır. Kendi insanları arasında kendine özgü geleneklerini yaşatmaktadırlar. Geleneklerdeki de­ğişme orada da vardır. Fakat toplum kendi gelenek­lerini kendi toprağında, kendi insanları arasında ken­dince yorumlamaktadır. Anavatanın bugünkü yapısı muhaceret kesiminin asgari müşterek ihtiyaçlarını karşılayabilir. Gerçi geriye dönüş bir sınıf sorunun­dan ayrı düşünülemez. Ekonomik çıkarları gereği bir kesim, dönüş’e kesin karşı çıkabilir. Zaten onlar için “Çerkes kalmak veya kalmamak” sorun değil­dir. Ekonomik sıkıntılar içindeki geniş halk kitlele­ri “yok oluş”a bir çare olarak geri dönüp kendi in­sanları arasında yaşamak isteği duyabilirler. Ger­çi tarihsel nedenlerle Anavatan ve siyasal rejimine karşı başkalarının çıkarları doğrultusunda şartlandırılmışlardır. Bu şartlanma ancak Anavatan – mu­haceret ilişkisinin geniş boyutlara ulaştırılması, ge­liş gidişlerin arttırılması ve bir kültür alışverişiyle ortadan kaldırılabilir.

Anavatana dönüşle artırılacak nüfus yoğunlu­ğuyla birlikte kendi toprağımızda, kendi insanları­mızla beraber “Kendi Kaderini Kendisi çizen” bir toplum olma isteğimiz mevcut siyasal rejime ters düşmediği gibi Bloksuz Ülkeler’ce de desteklene­bilir. Ama anavatandaki mevcut rejime görünüşte ters düşecek her hareket bizi ilişki kopukluğuna ve yalnızlığa sürükleyebilir.

Bu konudaki engellerimiz şunlardır:

1) Anava­tan – Muhaceret ikilisinin ayrı sistemlerde bulunuşu.

2) Muhaceret kesiminin sağ fanatik güçlerce şart­landırılması.

3) Sağ ve sol siyasal hareketlerdeki aydınlarımızın sorunlara yaklaşımındaki terslik.

4) Tarihimizin ve sosyal yapımızın yeterince tanın­maması.

Bu görüştekilerin fikirlerini toparlayacak olur­sak:

  1. Muhaceret kesimi yabancılaşma ve ya­bancılaştırma süreci nedenleriyle sürekli olarak azalmaktadır ve azalmaya devam edecektir.

  2. Kendi diliyle okuyup yazma, gazete, dergi, kitap çıkartma gibi kültürel hakların elde edilmesi, mevcut somut şartlarda doğal asimilasyonu orta­dan kaldırmaz. Bu hakkın alınması şarttır ama ye­terli değildir. Kitlelerin “Neden yok olmamalıyız” sorusunun ancak anavatan hedef gösterilerek cevap­landırılması gereklidir.

  3. Anavatan – Muhaceret ilişkisini kolaylaştı­rıcı her türlü yumuşama politikası desteklenmelidir.

  4. Anavatana dönüş hareketinde, içinde ya­şadığımız ülkeler ile SSCB arasında oluşturulacak anlaşmalar “Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nı” kolaylaştırabildiği gibi zorlaştırabilir de. Kendileri­nin siyasi çıkarları için her iki kesimi dengeleyebi­lirler. Örneğin 1921 yılında Türkiye üzerinde emel­leri olan Gürcü ve Ermeni komitelerin çalışmaları­na izin vermeyecek, Türkiye de, Sovyetler Birliği arazisi üzerinde emelleri olan örgütleri yasaklaya­caktır. Gerçekten aynı tarihlerde İstanbul’da Çer­kes Teavün Cemiyeti ve Özel Örnek Okulu kapatı­lır, yöneticileri tutuklanır. Gerçi geçmişin tarihsel koşulları bugün değişmiştir. Ve muhaceret Çerkesler’i de hiçbir zaman çağdışı bir fetih peşinde değil­dirler. Ama yukarıda belirtilen konuda her zaman uyanık olunmalıdır.

Anavatan – Muhaceret ikilisini bir bütün olarak gören, “Yok Oluş”a çareyi anavatana dönüşte ve kendi toprağında kendi insanları arasında kendi kaderini kendisi çizen bir toplum olmada gören, yukardaki görüşlerin pratiğe indirgenmesi oldukça güçtür. Fakat olanaksız değildir. Öncelikle Muha­ceret – Anavatan ikilisindeki ilişkileri engelleyen her türlü politik, yasal, ekonomik, sosyal engeller indirilmeye çalışılmalıdır. Belki bunlardan daha önemlisi muhacerette Çerkes olarak (dili, gelenekle­ri, yaşam tarzıyla) ayakta kalmak isteniyor mu istenmiyor mu konusunda karar verilmelidir.

Buraya kadar, milli sorun konusundaki görüş­leri ele alıp kendimizce eleştirip, zaman zaman da fikirlerimizi belirtmeye çalıştık. Kuşkusuz gerek gö­rüşlerde gerek eleştirilerde eksikliklerimiz vardır. Umudumuz Çerkesler’in “Yok Oluş”a çare olarak bir arayış içerisinde bulunmaları ve çağımıza uy­gun bir tezde karar kılmalarıdır.

Sonuç

Milli soruna çözüm yolu olarak gösterilen bi­rinci ve üçüncü seçenekler muhacerette “Yok Oluş” diye bir sorunu kabul etmemekte, ikinci, dör­düncü ve beşinci görüşler ise böyle bir sorunu ka­bul etmekle beraber neden – sonuç ilişkisini ayrı ayrı ele almaktadırlar. Dördüncü görüş “Yok Oluş” sorununa çözüm yolunu muhacerette kurulacak halk iktidarında alınacak kültürel haklarda görmek­tedir. Beşinci görüş ise bu hakların alınmasının şart fakat yeterli olmadığını ileri sürerek nihai çözüm yolu olarak Anavatan’a geri dönüşü görmektedir. “Yok Oluş”u bir sorun kabul eden üç görüş arasında ortak amaç ve hedefler çizilebilir.

Kanımca bu ortak amaç ve hedefler şunlar olabilir:

1) Anavatan – Muhaceret ikilisi ayrılmaz bir bütündür.

2) Anavatan – Muhaceret ilişkisini kolaylaştırıcı, geliştirici her türlü yumuşama politi­kası desteklenmelidir.

3) Muhaceret – Anavatan ikilisi her türlü rejim tartışmalarının üstünde ele alınmalıdır.

4) Muhacerette dilin, kültürün gelişti­rilmesini engelleyen güçlere karşı, en doğal insan­cıl haklarımızı kabul eden güçlerle işbirliği yapılma­lıdır.

5) Yabancılaştırma ve doğal asimilasyon so­nucu oluşan kendi özüne yabancılaşma süreçleri, “Yok Oluş” nedeni olarak birlikte ele alınmalıdır.

6) Anavatanın sosyo-ekonomik yapısı bütün yön­leri ile tanınmalı ve tanıtılmalıdır.

7) Anavatan ile ilişkimizi engelleyici, siyasi amaçlı, her türlü girişi­me şiddetle karşı konulmalıdır.

8) Muhacerette olduğu gibi Anavatan’da da her türlü yabancılaştır­ma, kendine benzetme amaçlı gizli veya açık giri­şimlere karşı konulmalıdır.

9) Kendi Toprağında Kendi Kaderini Kendisinin çizmesini amaçlayan bü­tün anti-emperyalist ulusal hareketler desteklen­melidir.

10) Anavatanla bütünleşme hareketi önce kültürel alanda oluşturulmalıdır.

11) Ulusu­muzun Kendi Toprağında Kendi Kaderini Kendisi­nin çizmesi çağdışı bir fetih isteği değildir. İsteni­len, mevcut yapıda bir Kuzey Kafkasya Cumhuri­yetleri Birliği olabilir. Bu Cumhuriyetler en az di­ğerleri gibi bağımsız hareket edebilmelidir.

12) Mu­hacerette ulusal benliğimizi korumaya çalışırken, birlik ve beraberliği bozucu, güçleri parçalayıcı, iç ve dış bölücü güçlere karşı eylem birliği yapılma­lıdır.

Yukarıda sıraladığımız hedeflere ulaşmak için, Muhacerette Çerkes olarak kalmak ve kendi toprağında kişilik sahibi bir ulus olmak isteğindeki tüm Kuzey Kafkasyalı halkın, her türlü siyasi tar­tışmaların üstünde, birlikte olmaları gereklidir. Ve şu unutulmamalıdır ki Çerkesler birlik ve beraber­lik içerisinde olmadıkları sürece hangi siyasi rejim olursa olsun ezilmeye mahkumdurlar.

Ortak hedeflere doğru birlik içerisinde ileri…

*Süleyman Yançatoral

 

Sayı : 2013 04