İLAHE

0
297

Yüreğimden gelen ses “Haydi, haydi durma yaz” deyince cesaret edemedim doğrusu. “Pşıne”ye (1) haksızlık edebilirim diye kaygılandım uzun bir süre. Pşıneyi anlatabilmek, pşıneyi sözcüklerle ifade edebilmek kolay değildi. Sonunda yüreğimin sesini dinledim. Yüreğim; Gizler öyle kolay çözülmez. Sen pşınedeki gizi çözmüşsün. Paylaş dostlarınla o güzelim enstrümanın gizini” deyince, mahçup mahçup koyuldum pşınedeki gizleri yazmaya, yazabilmeye…

Babaannem pşıne çalıyor. Gözleri derinlerde, öylesine derinlerde ki beni görmüyor. Duvara yaslanmış, ellerimi dizlerimde birleştirmiş karşısında oturuyorum. Pşınenin nağmeleri yüreğimi açıyor, hoşuma gidiyor. Ben de babaannemle birlikte derinlere doğru yol alıyorum. Kimi zaman onunla mırıldanıyor, kimi zaman ellerimle tempo tutup dejuv (2) yapıyorum. Babaannem bir süre sonra pşıneyi bırakıyor.

Saçlarımı okşuyor, yavrum, yavrum diyerek. Arkasından;

Dayımlar Kafkasya’da kaldı, diye ekliyor.

Dayıların mı vardı? diye soruyorum. Derin bir nefes alarak;

Vardı ya, diyor. Ona da annesi anlatmış. Yani görmemiş dayılarını.

Neden? Diye soruyorum.

Gelememişler. Diyor bir ahh çekerek. Yüreğim daralıyor, üzülüyorum.

Peki neden gelememişler babaanne? Diye soruyorum.

Savaş varmış yavrum, diyor. Ruslarla savaşmışlar, kaybetmişler. Gelebilen gelmiş, gelemeyen gelememiş, diyor. Peki neden? diye arkasından bir soru daha soracakken, babaannem;

Yeter, sen daha küçüksün, anlamazsın. Haydi çık dışarı. Hava çok güzel oyna, diyor. Babaannemin üzüldüğünü hissediyorum. Ona sarılıp öpüyorum. Babaannemin ezgisini mırıldanarak dışarı çıkıyorum.

Yaz tatillerinde düğünler oluyor. Gündüzden düğün yeri ayarlanıyor. Bir taraftan zemin üzerindeki tümsekler düzlenirken çukur olan yerler dolduruluyor. Tahtalar kesiliyor, pxeçiç (3) için. Yer sulanıyor tozlanmaya karşı. Gençler akşama hazırlık yapıyor… Hatıyako (4), Pşaşe Thamate (5), düğün sahibi genç kız ve genç erkek ev ev dolaşıp kızları topluyor ve ev halkını düğüne davet ediyorlar.

Düğün saati yaklaştıkça gençlerin heyecanı artıyor… Hatiyako mızıkayı eline alıyor, düğünün başlayacağı işaretini verip Pşınavo’yu (6) yerine davet ediyor. Pşınavo pşıne elinde yerini alıyor. Her bir şeyi gözden geçiriyor ve Hatiyako’yla göz göze geliyor, tamam ben hazırımdiyor.

Hatiyako oyuncuları davet ediyor oyuna. Artık pşıne devrededir ve pşınenin tuşları konuşuyor. Artık pşıneyi kimse susturamaz. Pşıne voredleri (7) yayar, ta ki voredlerin geldiği yere kadar. Getirilen asırlaşmış ezgiler, sürgünün evlat ve torunlarını kimliklerine ve memleketlerine ulaştırır beyinlerde. O ezgiler ki yürekleri parçalar, yürekleri coşturur her bir bedende. Ezgileri çıkaran pşıne artık bir ilahedir. Onun tuşlarına dokunan, sürgün Pşınavo’nun parmakları hipnotize olur. İlahe pşıne, sürgün Pşınavo’nun yüreğini içine alır okşar, okşar… Sürgün Pşınavo sonsuz bir doyuma erişmeye çabalar. İlahe pşıne, bunun öyle kolay olmadığını sürgün Pşınavo’ya Oşhamafe’yi (8) göstererek okşamasını keser. Sürgün Pşınavo’nun boğazı düğümlenir, parmakları hipnotizmadan çözülür, yorulur ve yığılır. İlahe pşıneyi bir başka sürgün alır. Her bir değişim, bir öncekinin tekrarı olur. İlahe pşınenin nağmeleri her bir sürgün Pşınavo’nun parmaklarında yürekleri daha bir parçalar, daha bir coşturur sıcak yaz gecelerinde…

Çocukluğumuzda canlı olarak dinlediğimiz ilk müzik enstrümanı pşıneydi. Babannem, amcalarım, halalarım, annem, ablam güzel pşıne çalıyorlardı…

Liseyi bitirdiğimde iki kültürde yetişmenin verdiği bir kimlik arayışı, yaşamın dengesizlikleri, bir yüksekokula girebilme kaygısı, daha doğrusu gelecek kaygısı, ayrıca ideolojik ayrışma ve çatışmaların bende oluşturduğu karmakarışık duygular içerisindeydim.

1977 yılında ilçemizde bir Kuzey Kafkasya Kültür Derneği kurulunca bir grup arkadaşla birlikte oradaki yerimizi hemen almıştık. O ana değin kulaktan kulağa dinlediğimiz, yaşayarak öğrendiğimiz Çerkeslerin dramını artık okuyarak tüm gerçeğiyle öğreniyorduk. Kendi çapımızda bir ulusal bilinçlenme sürecini başlatmıştık. İlk işimiz Adığe alfabesini öğrenmek oldu… Derneğimize iki pşıne bağışlandığında oldukça sevinmiştik. Her boş kalışımızda onları elimize alır, bir parça çıkarmaya uğraşır, seslerini keşfetmeye çalışır, her seferinde başarısız kalırdık.

Bir gün can arkadaşım Oğuz ile birlikte pşıneleri elimize alıp uğraşmaya başlamıştık. Bir takım sesler çıkartıyorduk, fakat sonunu getiremiyorduk. Oğuz: Ben bu işi yapamayacağımdiyerek pşıneyi bırakmıştı. Ben hala uğraşıyordum. Bir zefakoyu (9) çözmeye çalışıyordum. Suratım bin bir çeşit oluyor, adalelerim kasılıyor, vücudum çeşitli şekillere giriyor, bir türlü sesleri birbirine bağlayamıyordum. Pşıneyi bırakıp, sanki ağır bir yük taşımış gibi sere serpe oturdum. O ara Oğuz bana dönerek: Sen o pşıneyi çalamazsın, kendini boşuna yorma, kabiliyetin yok deyince sinirlenmiştim. Oğuz’a dedim ki; Ben o pşıneyi çalacağım, seni de oynatmayacağım.

Artık gündüzleri dernekte geceleri evde bıkmadan, yorulmadan pşınenin seslerini keşfediyordum. Yorucu bir zaman sürecinden sonra artık sesleri keşfetmiş, bu sefer de repertuar genişletme çalışmalarına başlamıştım. Yöremizdeki pşınavo ailesine ben de katılmıştım. İkinci sınıf bir pşınavo. Usta pşınavo düğünde yorulunca, o dinleninceye değin düğünü ben idare ediyordum. Pşıneyi elime aldığımda dernekten arkadaşlarım yanıma geliyor, agu (10) onlar vuruyor, dejuv ve voredleri onlar söylüyorlardı.

Derneğin gençleri olarak, çağrılı olsak da olmasak da her düğüne katılıyor, unutulan oyunları, yitirdiğimizi zannettiğimiz, asırlaşmış düğün xabzelerini (11) büyüklerimizden öğrenip her düğünde uyguluyor, izleyenlerin şaşkınlığı ve beğenisini gördükçe bir sonraki düğüne daha bir istekle katılıyorduk. Yıllardır yapılamayan coşkulu düğünler yeniden canlanmaya başlamıştı. Belli bir yaşta insanların katıldığı düğünlerin yerini artık her yaştan insanların katıldığı düğünler almış, yılların kaybolan o güzelim pşınovaları teker teker ortaya çıkmaya başlamıştı.

Sabah kahvaltıdan sonra pşıneyi alır, babaannemin yanına oturur, başlardım çalmaya. Beni dinlemekten bıkmaz, yanlışlarımı söyler, bazen de dayanamaz, pşıneyi benden alır, o hasta haliyle çalar, doğrusunu öğretmeye çabalardı. Her seferinde Döşemedaşlı Cefi’yi örnek verir, onun ne kadar usta bir pşınavo olduğunu söyler, onun bestelediği müzikleri çalar, onun ne duygulu, pşıneye ne denli tutkun olduğunu anlatırdı… Sefer dexeme adıy ko. Ay nex tereze yevoşt… (12) diye yöremizin en usta pşınavosu Sefer Dayı’ya gitmemi salık vermişti.

Bir akşam babaannemin sözünü tutup Sefer Dayı’nın yanına gittim. Sefer Dayı tüm yaşamı boyunca oldukça sıkıntılar çekmiş, hayatın şamarını yemiş, hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen direnen, onurlu, alçakgönüllü tam bir Çerkes beyefendisiydi. Bakışlarıyla, davranışlarıyla biz gençleri onore ederdi. Bize, bizim bir büyüğümüze göstermemiz gereken saygıyı gösterirdi.

Onun bu ince nezaketi, bize, insan sevgisini, daha doğrusu insanlaşmayı aşılıyordu. Biz onun farkına daha sonraları varacaktık… Kendisine pşıneyi tüm güzellikleriyle öğrenmek istediğimi anlattım. Bana yardımcı olursa çok sevineceğimi, kendisini sık sık dinleyebilmeyi arzuladığımı ilettim. Sevmişti. Ne güzel, ne güzel. Böyle öğrenmeye azimli, istekliler olursa hiçbir şey unutulmaz” dedi umutsuzca. Arkasından pşıneyi eline aldı. Sefer Dayı ve pşıne artık baş başaydılar. İnce bir sesten başlayıp kalın seslere doğru giden, duygu yüklü, insanın yüreğine inen bir zefakoçıh (13) çalıyordu.

Bu dinletinin sonunda, neden orada bulunduğumun yanıtını almıştım. Babaannemin beni Sefer Dayı’ya göndermesinin nedeni ilahe pşınenin gizlerine yapılacak bir yolculuk içindi. Yolculuk yorucuydu ve yolculuk şoförü varsa sonsuzluğa gidiyordu Doğrusu ilahe pşıne işini iyi biliyordu…

Artık duygularımı pşıneye yüklemiştim. Günler, ayları kovalıyor ve ayrılmaz bir ikili oluşturuyoruz. Parmaklarım su toplamıyor, pşınenin tuşları onlara sıcak bir şefkat gösteriyordu. Bu sıcak şefkate ben de bir Zefakoçıh ve Vuc (14) besteleyerek karşılık veriyorum. Çevremiz kalabalıklaşıyor, düğünlerin, zexeslerin vazgeçilmez davetlileri oluyor, yaptığımız işlerden büyük mutluluk duyuyorduk.

O günler artık çoktan gerilerde kaldı. Babaannem, Sefer Dayı, oyunlarını taklit ettiğimiz kimi insanlar bedenen hayatta değiller. O güzel insanlar Nartıj Tha’nın (15) himayesinde ince ruhlarıyla ülkelerine geri döndüler Oşhamafe’nin eteklerinden doruklarına ulaşan kalabalıklara karıştılar. Şimdilerde iahe pşıneyle voredler söyleyerek çocuklarının dönmesini bekliyorlar.

…Ve ben ilahe pşıneyi ne zaman elime alsam, Oşhamafe’deki o kalabalıkların pşıne ve voredleriyle bana katıldıklarını hisseder gibi olurum.

(1)Pşıne: Mızıka, armonika

(2)Dejuv: Müziğe sesle yapılan eşlik

(3)Pxeçiç: Vurmalı tahta ritim

(4)Hatiyako: Düğünü yöneten, yönlendiren

(5)Pşaşe Thamate: Düğünde kızların lideri

(6)Pşınavo: Mızıka çalan

(7)Vored: Şarkı

(8)Oşhamafe: Kuzey Kafkasya’daki mitolojik Kaf Dağı, Elbruz

(9)Zefako: Adığelerin ağır bir oyunu, kafenin anası

(10)Agu: Müziğe yapılan ritmik alkış

(11)Xabze: Gelenek, görenek, anane

(12)dexeme adıy ko. Ay nex tereze yevoşt: …gile git. O daha iyi çalar.

(13)Zefakocıh: Adığelerin en ağır oyunu, kafenin anası, babası

(14)Vuc: Çiftlerle oynanan herkesin katıldığı düğünün final oyunu

(15)Nartıj Tha: Mitolojik Adığe Tanrısı

 

Sayı : 2013 04