Paramparça

0
1319

İster Müslüm Baba’nın arabesk kokan tarzından dinleyin, ister Teoman’ın ağzından… Halimiz aslında tam da “Halime bak dertli çal” kıvamında.

Ortaokul bilgilerimizi tazelediğimizde, aklımızda kalan bilgi kırıntılarından amipleri hatırlarız hep. Bir taraftan kızardık. Müfredatı yerden yere vurur, bu bilgiler ne işimize yarayacak derdik. Varmış bir hikmet-i ilahisi ki bugünkü durumumuzu anlatmanın en kestirme yolu oldu amipler. Kısacası bölünerek çoğalma diyeceğimiz bu konu tam da biz Çerkesleri ya da Kuzey Kafkasyalıları anlatıyor aslında.

Az önce örneklediğimiz biyoloji konularının bir kısmında da kafadan bacaklıları anlatırdı kitaplarımız. Biz de buna ilaveler yapar, vücudumuzun en münasebetsiz bölgesine de eklerdik bu yaratıkları. Özellikle birincisinin ve ikincisinin konumuzla dolaylı olsa da bir ilgisi var. Üçüncüsü sadece pislik olsun diye yazıya ilave edilmiştir.

Özellikle bölünerek çoğalmak yolunda mahir olduğumuz aşikar. Vallahi elimize kimse su dökemez bu konuda. Kafadan bacaklı olmada sorun yok da beyin tamamen devre dışı kaldığı için ayaklar istediği yere gitmekte özgür oluyor. Kafası kesilmiş hindi misali vücut kanını bitirene kadar, beden anlamsızca sağa sola dönüp duruyor. Sonunda bir yerde yığılıp kalıyor.

Beynin devrede olmadığı bu seyahatlerin sonunda yolculuk ya sam Amca’nın güçlü kollarında sona eriyor; ya da şefkati İvan’ın kucağına oturmakta buluyoruz. (Tercih bize kalmış. Kırk katır mı yoksa kırk satır mı istersiniz diye de sorulabilir ayrıca)

Bütün dikkatimizi verdiğimiz cambaz gösterisine devam ederken; birileri de arkamızdan işimizi bitirmekle meşgul ki işin acıklı ve de cacıklı hali budur. Bu halimizin devamı, bizden bir cacık olmayacağını en net şekilde ortaya koyarken, merhum Barış Manço halimizi bir başka şekilde güzelce özetlemekte. Hani derdi ya rahmetli: “Kendimi hıyar gibi hissediyorum dostlar” Gel de hak verme adama…

Kızacaksınız muhterem zevat… Kükreyeceksiniz kerameti kendinden menkul bir sürü adam… Baş ol da ister se soğan başı ol diyen ahbab-ı yaran…

Vallahi bana ne kadar çok kızdığınızın hiçbir hikmeti yoktur. Bana sövebilirsiniz de üstelik. Ama bu söylediklerimizin olmadığı anlamına gelmez. Bu paramparça halimiz zaten Türkiye ve de Kafkasya ve özetle dünyada karşılığı olmayan hareketlenmelerimizin aksi seda yaratmadığı gerçeğini değiştirmez. Çıkardığımız sesler davulcu yellenmesinden öte gitmez. Hal böyle olunca da mesela Murat Bardakçı gibi biri televizyonunun odasından aşağıya bakıp dalga geçer. Gözlüğünün üzerinden aşağıda bağrışan yüz (rakamla 100) Çerkesi görünce, kaale bile almaz seni.

23 Nisan törenlerine gelen Abhazyalı çocuklar, Gürcülerin bastırmasıyla bir anda Gürcistan Abhaz Özerk Cumhuriyeti’ne tabi olurlar. Biz de sadece seyrederiz bu durumu. Kurduğumuz federasyon üstü az federasyonlar geyik muhabbetinden öte geçmeyecek; yaptırım gücü sıfır devasa (!) yapılarıyla egolarını gıdıklarlar. (Aslında burada kullanılacak cümle başka ama toplumsal hafızamızın RTÜK’ü müsaade etmiyor derdimi anlatmaya) Ama ben eminim anlayan anlamıştır.

Arada Ezel dizisinden bir replik sıkıştıralım ki derdimizi anlatmakta kısa bir yol olsun. “Marifet bölünmekte değil yeğen. Marifet, yeri geldiğinde bir arada durabilmekte. Kadife eldiven içerisinde sıkılı bir yumruk olabilmekte” Anladııın?!..

Siz bu kardeşinizin hezeyanlarını, bilmem kaçıncı 21 Mayıs cenginde, zaman ve mekan kavgasından ara verdiğinizde kuşandığınız kılıçlarınızla cevaplandırabilirsiniz. Bu bana müstehaktır. Daha doğrusu macır anneannemin deyimiyle Allah mıstakımı verecektir. Hatta bu cümleden dolayı benim yüzde yirmibeşimi bile dilim dilim doğrayabilirsininiz.

Ben zaten kendimi cacık olmaya adamış bir fakir-i pür taksir olarak; benden Karadeniz, Akdeniz ve hatta hatta bilumum okyanuslar bile cacık olur diyorum sevgili Çerkesler…

Ben zaten yanmışım dostlar, acep beni fırına mı koysalar?

Sayı: 2013 05