Kafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler Mayıs 2013

0
229

Suriye ve Ürdün’de Çerkesler

Osmanlı Padişahı 1864 ve 1877-1878 senelerindeki savaşlarda Çerkes unsurunun güzel hususiyetlerini sezmiş, memleketteki asayiş bozukluğunu, bu cengaver ve muharip milletin yardımı ile düzeltmeyi tasavvur etmiş, muhtelif dindeki bir çok milletleri daha muti bulundurmak için yeni gelen muhacırlara nimetler sağlamış, bir kısmını Bulgarlar’a karşı Bulgaristan’a, bir kısmını Sırplar’a karşı Sırp-Arnavut bölgeleri arasındaki Vardar nehri boyuna, bir kısmını Muş ve Hınıs taraflarına, bir kısmını da Urba’nın hücumlarına karşı Rasulayin, Horan ve Dürzü dağları sınır­larına yerleştirmiş, silahlı kuvvetlere ve­receği bu vazifeleri yüz seneye yakın Rus­larla harp edip bitkin düşen ve en nihayet muhaceret elemleriyle nüfusunun yarı­sından fazlasını sefalet, hastalık ve peri­şanlık içinde sarf eden bu biçarelere vermişti. Bir kısmını da Anadolu’ya yerleş­tirmişti.

1877-1878 Rus seferinde Çerkeslerin Osmanlı ordusunda gösterdikleri cengâverlik ve kahramanlıklardan ürken Rus­lar yeni teşekkül eden Bulgarya prensliği ile şarki Rumeli muhtar vilâyetinde Çerkeslerin durmasını doğru bulmamış Berlin muahedesi ile bunların Bulgaristan’dan Anadolu ve Suriye’ye tehcirini temin etmiş, bu suretle ikinci bir göç felâketi daha baş göstermişti.

Hakikaten Çerkesler Osmanlı hükü­metine arzudan fazla hizmet ve gayret göstermişler, Kafkas’taki gibi Türkiye’de de şükrana değer harikalar yaratmışlar, vücut ve canlarını daima siper olarak bu­rada da kullanmışlardır.

Suriye ve Ürdün’e yerleştirilen Çer­keslerin iskân vaziyeti daha ziyade aske­ri bir düşünce mahsûlü idi. Hakikaten dikkat edilirse çöl ve mamure hududu bunlar için köy teşkil edilecek yer olarak gösterilmiş, ikinci vatan olarak buralara hibe edilmiş, bu arazinin eski sahipleri ile hudut ve arazi ihtilâflarının halli yeni muhacirlerin kanlarına, canlarına havale edilmiş idi.

Osmanlı saltanatının Suriye ve Ür­dün’de Çerkeslere karşı muamelesi, Rusla­rın Kazaklara yaptıkları muamelenin ay­ni idi. Kafkas-Rus hududundaki Kazak karakolları yerine Suriye ve Ürdün’de Çer­kes karakolları (stanista) mamur yerleri koruyacaktı. Bu askeri garnizonların mevcudu 30.000’i buluyordu.

1878’de ilk göçmen kafilesi Kuneytra havalisine gelmiş, bilhassa Bedevi Arapla­rın arazisine yerleştirilmişti. Arazi tabiatıyla tapusuz idi.

1880 senesinde Rumeli’den birçok muhacir kafilesi gelmeye başlamıştı. Bunlar bedevi Arap kabilelerinin zararına idi. Fadl-el-Naim, Bahatra, Hawadje, Hosfne, Rifaiye Bedevi aşiretleri; arazi ve em­lâklerinin büyük bir kısmının kayıp olduklarını gözleriyle görmüşlerdi.

Yavaş yavaş bir biri ardına gönderi­len Çerkes muhacırları Kuneyetra’nın şi­mal ve şark taraflarını işgale ve yeni yeni köyler kurmaya başlamışlardı. Mansura, Surman (1878), Breyka ve Biril’acem ile Cuveyze (1880), Hamidiye (1887), Hışniye (1897), Faham (1912) ve en nihayet Samadaniye (1922)’de teessüs et­mişti.

Birçok Çeçen aileleri Fırat vadisine Aneze ve Şemmer aşiretleri ile Halep mamureleri arasına, Rasulayin, Risafe, Tellürrümman’e iskân edilmiş, her ne kadar bunlar Bedevilerle pek çarpışmamışlarsa da Resülayn’in pek sıtmalı bir yer olması sebebiyle mevcutlarının onda sekizini kaybetmişlerdir. Ayrıca bir kısım Kabardaylar da Fırat üzerinde Rakka taraflarına, Cebel Seman kazasında Hanasır’a hicret etmişlerdir.

Bu yeni olaylar yüzünden Güney Suriye’deki Çerkeslerle Bedevi Arapların arası fena halde açılmış, bir çok kanlar dö­külmüş, Çerkeslerin bir yerden bir yere iş için gitmeleri ancak toplu, müsellâh ve bir pusuya uğramamak için tetik olmaları lüzumunu his ettirmişti.

1879 senesinden beri Fadl aşairi ile Faurlar, Hawadjeler Mansure köyüne hücum etmişler, yapılan mücadelede her iki ta­raf birçok ölü vermişler, bir hayli de za­rar görmüşlerdir. Bu meyanda Hawadjeler’in reisi Şeyh Abdülaziz de maktul düş­müştür. Türk askeri ancak ufak ve mün­ferit vakaları karşılayabiliyordu.

1881 senesinde her iki taraf araların­da anlaşmışlar, müsalâha akt etmişler, birbirlerinin arazisine tecavüz etmemeği kararlaştırmışlardı. Fakat, Beni Maruf i­le olan muharebeler bir hayli sürmüş, 1888’de ailesiyle bir köye giden bir Çerkes Beni Maruflar’ın hücumuna uğramış ve öldürülmüşlerdi. İntikam hissi ile, bu ha­reketi hazım edemeyen bu zavallı göçmenler Abu-Rein ve civar köyler yakınında Dürzüler’in bazı mühim şahıslarını öldürmüşlerdir. Bunu fırsat bilen Dürzü­ler’in Şeyhi Ferhan Eşşalan Mansure’ye hücum ile köyü yakmış ve halk ile mu­harebeye tutuşmuştur. Çerkesler bu harp­te 63 ölü vermişler, Dürzüler de 100’den fazla maktul ile 3000 altın vermişlerdir. Rus cephesinde bir gün rahat yüzü görmeyen bu zavallılar en nihayet hicret et­tikleri din kardeşlerinin de hücumuna ma­ruz kalınca hayatlarını kurtarmak için Mı­sır’dan silâh mübayasına başlamışlar, hem öç almak hem de taarruzdan masun kalmak için kendilerini kuvvetli göstermek istemişlerdir. Bunun için 1889 senesinde Ahmet Ançok bey idaresinde (Şam Tekel baş müdürü) grup halinde Arapların Mecdel-Şems köyüne hücum etmişler, halk dağlara kaçmış, evler yakılmış, sığır ve koyunlar müsadere edilmişti. Müdahale eden Osmanlı Hükümeti Şam Jandarma kumandanı Hüsrev Paşa ile Abdurrahman, Nuri ve Memduh Paşaları bu işin halline memur etmiş, bu zevat vaka yerine gide­rek iki tarafı uzlaştırmıştır. Bu hal 1925 senesine kadar sakin olarak geçmiştir.

Osmanlı Hükümeti zamanında Çerkeslerin Araplarla iş birliği yapmamaların­dan müteessir olan Arap münevverleri Osmanlı ordusunun Suriye’yi tahliyesinden sonra Çerkeslere hor nazarla bakmaya başlamışlar ve onlara iş vermeyerek müş­külât çıkarmak yoluna girmişlerdi.

1925-1926 senesinde Fransa himayesin­de olan Suriye’de Arapların Fransızlar aleyhine hareketi üzerine Fransız ordusundaki Çerkes alayının Fransızlar hesabına üstün başarısı Arapları tahrik etmiş, Çer­keslerin bu tarzda hareketini hoş görme­yen Araplardan bin beş yüz kişilik bir si­lâhlı kuvvet Şam yanında ufak bir Çerkes köyü olan Merc Sultan’a hücum etmiş ise de Çerkeslerin köy etrafında yaptıkları barikatlar ve kadın, erkek, çoluk, çocuk bütün köylünün cansiperane mukavemeti üzerine Araplar köye girememişler ve mu­hasarayı terk etmek zorunda kalmışlardır.

İkinci dünya harbi sonunda istiklâli­ne kavuşan ve Fransızların memleketi terk etmesine sebep olan olaydan sonra her ne kadar Çerkeslerle Suriyelilerin arası pek iyileşmemiş ise de son Suriye-İsrail (1948) savaşlarında Çerkeslerin Su­riyeliler lehine gösterdikleri büyük fedakarlık Suriye Araplarının nazarlarını tek­rar bu milletin üzerine çekmiş, onların memlekete bağlılıkları hakkındaki yanlış düşüncelerini düzeltmiş ve Suriye Çerkeslerinin kendileri için çok iyi birer vatan­daş olduğuna kanaat getirmişlerdir.

Suriye’de bugün mevcut Çerkeslerin miktarı 25.000 kişi kadardır. Kuneytra kazası, kaza merkezi dahil en kesif oldukla­rı yerdir. Şehir yanında Mansure, Surman, Hışniye, Mudarya, Ayin zivan, Selmaniye, Bir acem ve Hams ve Halep etrafındaki bazı köylerde bu halk ziraat ve bazı sa­nayi işleriyle uğraşırlar. Son zamanlarda ticaret işleriyle de uğraşmaya başlamışlar­dır. İçlerinde hükümetin idari işlerinde çalışan memurlar olduğu gibi doktor, avukat, mühendis gibi serbest meslek sahi­bi olanlar da çoktur.

Şarkul–Ürdün

Burada da 25-30.000 kadar Çerkes vardır. Bunların bir kısmı hükümet merkezi olan Amman’da oturur ki asıl Amman kasabası Osmanlı Hükümeti zamanında bunlar tarafından eski Filadelfia (Romalıların) şehri harabeleri üstünde kurulmuştur. Ayrıca Vadissir, Süveyleh, Naur, Arrasife ile Cereş ve Zarka’da bulunurlar.

Şarkilürdün’e ilk önce Kafkas’tan gemiyle Şapsığlar gelmiş, fakat Akdeniz açığında vapurda çıkan yangın yüzünden ye­di yüzü ölmüş, kurtulanlar Filistin sahilinde Akka’ya çıkmışlar, oradan Nablus’a geçmişler, orada bir sene kaldıktan sonra Şarkilürdün’e hicret etmişler, Osmanlı Hükümeti’nin kendilerine tahsis ettiği yerlerde tavattun etmişlerdir. Bugün Amman’da bir Şapsığ mahallesi mevcut olup, bu mahalle o zaman ilk kurulan kasabadır. 1880 senesinde Kabardaylar’dan bir kısım aileler Amman’a gelmişler, beraberce gelen Bjeduğlar da Vadissir’e yerleşmişlerdir. 1892’de tekrar gelen Kabarday ve Bjeduğlar’ın Amman batısında bir muhacirin mahallesi kurdukları görülür. 1901 sene­sinde gelen Çerkesler Na’ur köyünü kurmuşlardır. 1906 senesinde gelen bir kısım Çeçenler Zerka, Suveyleh ve Elsuhne köy­lerini vücuda getirmişlerdir. 1909’da gelen Kabardaylar Rasife’yi kurdular.

Ürdün Çerkesleri ziraat ve hayvancı­lıkla uğraşırlar. Sanatkârlıkları çok, ticarete de son zamanlarda ehemmiyet vermeye başlamışlardır. Bir kısmı da hükümet işlerinde ve orduda vazife almışlardır. Bun­dan başka Kral’ın muhafazası için Çerkeslerden hususi olarak teşkil edilmiş bir de muhafız kıtası vardır. İçlerinde Amerika, Avrupa, Türkiye, Suriye ve Mısır’da tah­sil görmüş münevverleri vardır. Millet Meclisi’nde kendilerini temsil eden Abbas Mirza Paşa ile Sait Havjoko Paşalar vezaret makamlarına kadar yükselmiş zatlardır.

Amman’da maarifin neşrine çalışan, fukaraya yardımda bulunan bir hayır dernekleri vardır. Bir de Elnadi-el-Ehli namında bir spor kulüpleri mevcuttur. Bu kulüp 1947 senesinde Suriye ile yaptığı maçta Kral Abdullah kupasını kazanmıştır. Diğer köylerde de dernek şube ve spor kulüpleri vardır. Köyleri diğer köylerden intizam ve temizlikleriyle fark olunur.

Filistin

Filistin’de bin kadar Çerkes mevcut olup 1878 senesinde Kafkasya’dan Filistin’e hicret etmişlerdir. Bunlar memleketin muhtelif yerlerinde ikamet ettikleri gibi Tabariye gölü yanında Küfür Keme diye bir Şapsığ köyü vardır. Bu köy ziraat, marangozluk ve demircilikle iştigal eder.

muti: itaat eden, yumuşak başlı

müsellah: silahlı, silahlanmış

aşair: aşiret

müsalaha: barışma, anlaşma

tavattun: yurt edinme

Selim Gvevok

Sayı : 2013 05 Yayınlanma Tarihi: 2013-05-01 00:00:00