“Adıge kimliği uçurumun eşiğinden alınıp Nart’lara, Seteney’lere teslim edildi”

0
35

1960 Hatay / Reyhanlı doğumlu. Bjeduğ. Birikim, Gösteri, Express, Ağaçkakan, Bianet ve t24 yazılarını yayımladı. Halen Kızıldere ve Nurhak olayları üzerine çalışıyor. 68, Beatles ve Ravi Shankar simbiyozları. Oşhamafe’ yi ve Kuban nehrini ve VUIG oynamayı çok seviyor.
Murat Bjeduğ ile Çerkes kimliğinden, Türkiye’deki demokratikleşme sürecinden ve bu sürecin Çerkesleri nasıl etkilediğinden konuştuk.

Röportaj: Elif Ergün

 

Hataylı Çerkes olduğunuzu biliyorum, bize kendinizi tanıtır mısınız?

-BJEDUĞ’um. Dedelerim o korkunç soykırımdan sonra Ruslar’ın baskısıyla KUBAN havzasındaki BJEDUĞ bölgesinden önce gemilerle İstanbul’ a, oradan Çanakkale-Biga’ ya geçmişler. Elimde sadece bir fotoğrafı bulunan ve çok genç yaşta vefat eden büyükbabam ve kardeşleri, Biga’dan Hatay-Reyhanlı’ya gelmişler. Kardeşlerden biri Hatay’da çeteler tarafından vurularak öldürülmüş, diğeri ise Ürdün-Amman’a gitmiş. Reyhanlı’ da kalan dedemle beraber aile Reyhanlı’da yaşamaya başlamış. Babam ve ben Reyhanlı’da doğduk. Reyhanlı’da uzun yıllar iki BJEDUĞ ailesinden biri idik. Diğer vınakoşumuz (akrabamız) olan aile, 1970’lerde çok trajik ölümler ve başka şehirlere göç edince tek BJEDUĞ ailesi olarak kaldık uzun yıllar. Sonra babam, amcam ve halam da vefat edince yıllar içerisinde artık Reyhanlı’da BJEDUĞ soyundan kimse kalmadı.

1960 yılında doğmuşum. 19 yaşımda Ankara-Kuzey Kafkas Kültür Derneği’ne üye olup gençlik kollarında çalıştım. Hala kullanılıyor mu bilmiyorum ama o zamanlarda ve sonraki yıllarda da DÖNÜŞ düşüncesini doğru bulduğum için savundum. Hala da kimliğimiz ve kültürümüzün anavatanımızda kendini yeniden üretebileceğini düşünüyorum.

Dünya tarihini SEZAR ve SPARTAKÜS saflarının mücadelesi olarak görüyorum. SPARTAKÜS tarafında yer alıyorum. Enternasyonalist’im; faşizm, ırkçılık, şovenizm ve en masumu da dahil olmak üzere her türden milliyetçilik karşısında tavır alırım. Alınan tavrı desteklerim.

Anadolu’da asimilasyon, kimlik ve tarih bilincini, kısmen bölgesel bütünlüğü olan Kürtler ve diğer halklar bazında ele alındığında nasıl değerlendirirsiniz?

-Asimilasyon, uygulayıcılarının hedefi hilafına, aslında zıttının gürbüzleşmesine de katkıda bulunur paradoksal bir biçimde… Yok etmek, içselleştirip eritmek istediği kültürü, dili, halkı zayıflatıyor gibi sonuçları ilk etaplarda göze batsa da. Etnik azınlıklarda özellikle bu tür kültürüne sahip çıkma, yaşama, merak etme, inceleme, yayma ve yaratma saikine asimilasyonist politikalar, başka birçok dışsal etkenin yanı sıra içsel dinamikleri de harekete geçiriyor. Kürtler bu ülkede tek etnik, tek dil, tek din diye tanımlanabilecek cumhuriyetin kurucu kadrolarının Türk milliyetçiliğine dayalı ideolojilerinin ve kurulan devletin bu anlayışın en olumsuz en akıl, izan dışı politikalarının ve uygulamalarının hedef öznesi oldular. 90 senedir de çok çektiler. Sonuç? Koca bir özgürlük hareketi ortaya çıktı, gelişti, taleplerini hem devlete hem de dünyaya kabul ettirme sürecini de, yok olmasını planlayanlara ironik bir şekilde başarıyla sürdürüyor. Kürt özgürlük hareketi, biz de dahil, Anadolu’daki diğer etnik azınlıkların da üzerindeki ölü toprağının silkelenip harekete geçmeleri önündeki yolu aça aça ilerliyor. Musa’ nın asası gibi denizi yardılar ve içinden geçiyoruz hep birlikte, kurtuluşa doğru.

Türkiye diasporasında Çerkeslerin kimlik mücadelesinin tarihçesini sorsam bize neler anlatırsınız?

-Osmanlı’dan beri var bu mücadele. Yüz akımız olan çok değerli insanların olağanüstü çabaları, belli bölgelerde nüfusun kısmen daha yoğun olduğu yerlerde bu kimlik mücadelesi asli mecrasına 1960’lardan sonra girdi. Yani kendisini, uysal ve itaatkar olduğu sürece sırtını sıvazlayan monist devlet egemen ideoloji tarafından hep devletin yanında olduğu ve kimliğiyle ilgili bir talepte bulunmadığı sürece, “iyi insanlar”, takdirine layık görüldü!? 1960’lara kadar bu böyle cereyan etti -tabii en genel bakışla söylüyorum- detaya girersek epeyce aykırı örnek bulmak mümkün. Ama 60’larla birlikte dünya, Türkiye ve yakın olduğumuz için ve sık gelinip gidildiği için Suriye ve bilhassa da Ürdün’den gelenlerin de etkisiyle Adıge kimliği uçurumun eşiğinden alınıp bugün Nart’lara, Seteney’lere teslim edildi. Artık Kafkasya, 1970’lerdeki gibi ulaşılmaz bir yer değil. Bu mücadele tarihçesinde Ankara Kuzey Kafkas Derneği’nin çok özel, çok takdire şayan bir rolü ve misyonu olduğunu da teslim etmek gerekir.

Anadolu’da 1960’lar sonrası demokratik mücadelenin özetle seyri ve kimliklerle ilişkilendirilmesi konusunda neler söylersiniz?

-68 kuşağına ve Kürtler’e kucak dolusu teşekkür borcumuz var. “Yüz Çiçek Açsın, Bin Fikir Yarışsın” şiarı, Anadolu’da ekolojik felaketlerle birçok çiçek, kuş, bitki ve hayvan neslini tüketti, yok etti ise de etnik çiçekler öldü sanılırken yeniden dirilerek, biçim değiştirmiş haliyle hayat buldu.

Birçok önemli insan aslında kendisinin de Çerkes olduğunu hatırladı. Bunu dile getirdi, getirmemiş olanları da biz öğrendik; Yusuf Aslan gibi, hala Gürcü mü yoksa Adıge kökenli mi olduğu netleşmemiş olsa da Mahir Çayan gibi… Bir anımı Jıneps’le paylaşmak isterim. İstanbul’da İletişim Yayınevi yeni kurulmuştu, yani 1983 ya da 84 yılı olmalı. Murat Belge ile yayınevindeki odasında konuşuyorduk. Çerkes kimliği, asimilasyon, sivil toplum, demokrasi filan derken, Murat Belge bana (mealen aktarıyorum, çok uzun zaman geçti üzerinden) “Murat aslında ben de anne tarafından Çerkes sayılırım, çünkü bizim de bir tarafımız Çerkes” deyince çok sevinmiştim. Sonra bunu Tanıl Bora’ya aktardım. Tanıl Bora ile aramızda geçen şu diyalogu iyi hatırlıyorum:

-Ben aslında Murat Belge’de böyle bir damar olduğunu sezmiştim.

-Nasıl yani?

-Ben odaya ne zaman girsem bacak bacak üstüne atmışsa indiriyordu.

-Yahu ben hem indiriyorum hem ayağa kalkıyorum.

-Yok Tanıl, bu başka bir şey; şimdi bunu anlatabilmemin imkanı yok, o zerafet sinmiş bir hareket, gelen her misafir için olağan bir hareketin ötesinde ve bunu da ancak Çerkes olan farkedebilir.

1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nün soykırım olduğu ve bunun kabul edilmesi yönünde Çerkeslerden ciddi talepler var. Bunun kimlik ile ilişkisi nedir? 

-Soykırım olduğu çok açık değil mi? Kimlikle ilişkisi doğrudan belirleyici düzeydedir. Köyünüzde, dağınızda mutlu bir yaşam sürüyorsunuz. Hapishanesi olmayan belki de tek halk olarak yaşarken koca bir ordu saldırıp sizi ülkenizden ediyor. Katlediliyorsunuz, sürgün ediliyorsunuz. Gitmek zorunda kaldığınız yabancı ülkelerde ilk kaybetme riski dil, kültür ve bunların bileşkesinin terminolojik karşılığı olan kimlik olur. Yerkürede devleti olan her halk kadar devleti bulunmayan ve nüfusu çok olmayan her halkın kimliği meşru bir hak ve taleptir. Tabii bunu, “dünyanın en asil milleti” gibi safsatalarla bezememek kaydıyla.

Türkiye siyasal tarihinde önemli isimlerinden Çerkes olanlar hangileri?

-Resmi tarihindekiler ve Çerkes halkı için bir şey yapmamış olanlarla hiç ilgilenmedim. Hafızam da bu şahsiyetleri silip atıyor. Yani SEZAR tarafında olanları kastediyorum.

SPARTAKÜS cenahında olanlar ise Çerkes Teavun Cemiyeti’ni kuranlar, gazete çıkaranlar, dernek kuranlardan oluşur ki, hangi ismi saysam eksik kalır. Ama Yusuf Aslan’ın anılması bu bağlamda yerinde olur görüşündeyim.

Malum, Soçi Kış Olimpiyat Oyunları var ve Çerkesler toplu mezarların üzerinde olimpiyat yapılmaması gerektiğini, bunun olimpiyat ruhuna aykırı olduğunu söylüyorlar. Bu konuda sizce neler yapılabilir?

-İzleyebildiğim kadarıyla zaten yapılagelenlere ekleyebilecek bir başka öneri, yol, yöntem bulamıyorum. Yeni ve çok zeki bir kuşak devraldığı mücadelenin Soçi ayağını da amaca uygun kotarır diye bir kanaatim var.

Son sorum çözüm süreci. Barış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kaotik bir tünelden çıkış olarak değerlendiriyorum. Çekincelerime ve kaygılarıma rağmen. Henüz yolun başındayız, daha çok süreçler evreler katedilmesi gerekecek. Bir zihniyet dönüşümünden söz ediyoruz. Kolay değil. Bu zihniyet dönüşümünden kastım sadece devlet tarafı değil, Kürt halkı için de geçerlidir. Murray Bookchin gibi ekolojik komünal anarşizmin dünyadaki en yetkin teorisyenini okuyan Kürt gençleri, gerilla mücadelesinin romantizmi, silahlı mücadelenin doğası gereği dolaşıma giren kahramanlık ve cesaret öykülerini üreten o kanlı upuzun süreçten sonra bambaşka sorunların kendilerini beklemekte olduğunu da hesaba katmalılar. Adı ne olursa olsun yeni bir devlet, yeni bir ordu, yeni bir özel harp kuvvetleri, yeni bir polis ve hapishane ihtiyaç duyulan şeyler değil artık. Dolayısıyla yeni tiranlar…

Sayı : 2013 07

Yayınlanma Tarihi: 2013-07-01 00:00:00