Tumanbay ve Yavuz

0
2761

Üçüncü köprünün adı neden Yavuz Sultan Selim olmamalı?

“Mısır’da esir alışverişinin manası, bir köle alışverişi olmayıp Moğollar tarafından yurtları zabt ve esir edilen Türk ve Çerkesleri Moğolların elinden kurtarmak için verilen para, fidye-i necat ve hizmete karşılık mükafat idi. (İbn-i Haludun Tarihi)

“İbnü’l Esir’de (116-1233) (El Kamil) tarihinin 12. cüzünün 159. sahifesindeki yazılarda hulasatan: “Eyuplulerin Moğol istilasından müteessir olan ve Çerkes adı altında bulunan Alan, Kıpçak vesair Kafkaslılara Mısır’a giriş kapusu açmışlardır” demekle Eyupluların Kafkaslılara hizmet ve yardımlarını tebarüz ettirmişlerdir.

“Arap halifelerinden Emeviler ve Abbasiler devrinde Arap ordularında birçok Türk ve az miktarda Çerkes askerleri vardı.

“Abbasilerin ve onlardan sonra Tolonluların ve İhşidlerin, Fatimilerin kullandıkla­rı askerler Türk, Tatar ve Kürtlerden teşek­kül ediyordu. Çerkeslerin ilk kullanılmaları Eyyupluların ve Kılavun devrinde ol­muştu. Eyyupluların birlikleri, Çerkes ve Ermenilerden teşekkül ediyordu.

“Sultan Ahmet bin Tolon’un damadı Emir Ayazgüç Kuşha Çerkesi idi. Bu zat Eyyuplu Salahittin’in meşhur iki komuta­nından birisi idi. İkinci Komutan Fah­rettin Ayaz da Kuban Çerkeslerinden bulu­nuyordu. İskender ve Yanes gibi Fatimi devletinin vezirleri de Kafkas Ermenile­rinden bulundukları gibi idare adamların­dan Abulfereç oğlu Abdulgani ile Yahya-el-Ustadar Tiflis Ermenilerindendi. (Bedrü’l- Cemali)

“El-Makrizi bu Çerkeslerin kale burçla­rında oturduklarından Burci adı verildiğini yazmakta ise de Bilgin Şeyh Zahit Güsar (Elmezaratülislâmiyye velâsarularabiyye. Hasan Kasım. Kahire) eserinin 4. üncü cildinde Sultan Kılavun’un onlara bu adı vermesinin sebebinin kendisi­nin Burç (1) Çerkeş ailesine mensubiyetinden ileri geldiğini yazar. (Ayni eser S. 404)

“Güçlü ve kendi içine kapalı Memluk kastı, kendisinden başka bir kökenden gelenlerin hepsini de dışlıyordu.

“Araplar ve nüfusun öteki öğeleriyle ilişkileri, en azından Memluk çağının başlarında, kışlaları Nil’deki adalardan biri üstünde inşa edilmiş bir kalede bulunduğundan daha da zorlaşmıştır. Kahire’de, kente egemen olan ve XIV. Yüzyılın başlangıcına kadar kalacakları kaleye nakledildiklerinde, toplumdan kopuklukları daha da fazlalaşacaktır.

“Bunlar, hükümdarın kişisel ve daimi muhafız birliğini oluşturan sipahilerdi ve içlerinde hem özgür doğmuş savaşçılar, hem de Memluklar vardı. Eyyübiler gibi özgür Kürt savaşçıların alınmasıyla Türk Memluk unsurlar dengelendi.

“Şikruh ve Selahaddin’le birlikte Eyyubi sülalesi Yakındoğu sahnesine çıkmış oluyordu. Kökeni belirsiz olan sülale, Selahaddin’in dedesi Şadi ile başlamıştı. Şadi, Aras nehri ile Ağrı Dağı’nın kuzey kesiminde, bugünkü Türkiye, İran ve Rusya sınırlarının birleştiği bir yerde olan Duvin (Dvin) (2) kasabasından bir Kürttü.

“Bu askeri gruplar içinde en önemlileri, hanedanın kahramanlık günlerinde Şikruh’un (3) kurduğu Esediye ile Selahaddin’in kurduğu Salahiye’ydi.”

“Başıbozuk Harezmilerin vahşiliği ve düzen tanımazlığı, sonunda müttefikleriyle efendilerini bile usandırdı ve 1246 yılında Eyyubi birliklerinin Humus ve Halep’e düzenlediği bir seferle ortadan kaldırıldılar

“Kısa bir süre sonra tarih sahnesine hükmedecek olan bir askeri grup, tam bu kritik anda Mısır’daki Eyyubi davasının kurtarıcısı oldu. Es-Salih (Eyyubi), daha babası sağken bile kendi askeri için çok sayıda Memluk toplamıştı. (Bunların büyük bölümü Kıpçak Türklerindendi) Babası öldükten sonra da kuvvetleri içinde Memluklara yer vermeyi sürdürdü ve zamanla Bahriye, yani Memluklardan oluşan askeri kuvvet, es-Salih’in en etkili, en güvenilir birliği haline geldi.

Tüm bu alıntılardan şunu çıkarabiliriz; Çerkesler Ortadoğu’ya hakim olan unsurların askeri birliklerinde Emevi ve Abbasi devirlerinden beri bulunmaktadırlar. Eyyubilerin ilk zamanından itibaren Türkler, Kürtler ve Ermenilerle birlikte Eyyubi askeri kıtalarını oluşturan Çerkesler, Es-Salih’in Bahriye ocağını kurmasıyla üstünlük sağlamaya başlamışlardı. Kalavun’un(1277-1293) Melik olması ve Bahriye Memluklarını kente egemen olan kaleye taşıması ve Burçi adını almalarından itibaren üstünlüklerini pekiştirdiler.

Moğolların ve önceleri onların önünden kaçan, sonra da onların müttefiki Türklerin Ortadoğu hakimlerinde paralı askerler olarak veya bazı bölgelerde beylikler kurarak bulundukları herkesçe malumdur. Don ve Volga nehirleri boyunca ve Kuzey Kafkasya bölgesinde hakimiyet kuran bu ittifakın kendi halkını esir olarak satmayacağı açıktır, ancak bir kısım “suçlu” vatandaşlarıyla beraber, işgal ettikleri Kafkasya’dan, çoğunluk Çerkesler olmak üzere Kıpçak, Alan(Oset, Kuşha), vd. halkı Ortadoğu’ya “Memluk” (köle) olarak satmışlardır.

Güçlü bir askeri kast oluşturan Çerkesler’in Mısır’daki iktidarları Nisan 1517 Gize’de Kansu Gevir’in (Kanşav Ğurı) yeğeni, son Melik Tumanbay (Dumanbi), Osmanlı güçleriyle çarpışıp yenilmesiyle son buldu. Birkaç gün sonrada ihanete uğrayarak Osmanlılara teslim edildi.

“Memlukların son sultanından ellerini uzatmasını rica eden ağa, bunları bir mendille bağlayıp onu Selim’in yanına götürdü. İkisi uzun süre birbirlerini süzdüler; ilk konuşan Selim oldu. Sultanı, gönderdiği elçileri öldürtmek ve önceden kaybedilmiş bir savaşa son vererek aynı zamanda da egemenliğin simgelerini terk etmeyi reddetmekle suçladı. Tumanbay cevap olarak, savaşmakla Tanrı’nın kendisine emanet etmiş olduğu ülkeyi savunma ve özellikle de kutsal Mekke ve Medine kentlerini koruma görevinden başkaca bir şey yapmamış olduğunu söyledi. Ve onun, Selim’in, saldırısını Tanrı’nın önünde nasıl doğrulayabileceğini sordu. “Savaşı ulemanın fetvasıyla yaptım” diye karşılık verdi Osmanlı Padişahı, “ve çünkü, Kansu Gavri gizlice İran şahını desteklemişti ve özellikle de çünkü, bu ülkede iktidar Memluklar gibi köleler takımına ait olmaya devam edemezdi

“13 Nisan1517 sabahı, son Memluk sultanı, kötü bir beygire bindirilmiş olarak ve dört yüz Osmanlı askeri eşliğinde, tutuklu bulunduğu Bulak’tan alındı ve tüm Kahire’yi geçerek Züveyla Kapısı’na getirildi. İplerini çözdüklerinde, ölüm saatinin geldiğini anladı. Kalabalığa şöyle seslendi: ”Benim için üç kez Fatiha okuyunuz!” Kendisi de üç kez Fatiha suresini okudu ve halk ona da eşlik etti. Sonra cellada dönerek, “Görevini yap!” dedi. Boynuna dolanan ipin üç kez koptuğu söylenir, nihayet son nefesini verdi.

“Kafkasyalı Memlukların ve Tuman’ın peşinden gitmiş Arapların kafaları kesildi ve tahta sırıklara asıldı.

632’den 1517 tarihine kadar devam eden halifelik makamı, Emevi (Muaviye, peygamberin uzaktan kuzeni idi) ve Abbasiler de (Peygamberin amcası El-Abbas soyundan gelenler) Kureyşlilerce, yani Hz. Muhammed (s.a.v.) soyundan gelenlerce temsil edilen bir makamdı. Ortadoğu’da iktidara gelen bütün hanedanlar bu ayrıcalığı kutsal sayarak onu korudular, dokunmadılar; Yavuz hariç.

Herkes şunu kendisine sormalıdır; peygamber soyundan gelen halifenin fetvası mı geçerlidir yoksa Osmanlı ulemalarının mı?

Tomanbay, peygamber soyundan gelen halifenin fetvası ile Osmanlılara karşı koymuştu.

Eşi de Çerkes olan Yavuz Sultan Selim, İran seferine çıkarken önce Anadolu Alevilerini kırdı, sonra tarafsız kalmak isteyen dedesi, Elbistan beyi Alaü’d-devle’yi hunharca katletti. Daha sonra da peygamber soyundan gelen halifenin sancağı altında savaşan Memlukları-Çerkesleri katletti, peygamber soyunun hakkı olan halifeliği gasp etti.

Yavuz, dünkü Osmanlılar için çok iyi olabilir, fakat bugünün Türkiye’sinde gerçek müminler ve Aleviler, Çerkesler için asla iyi olamaz.

Bunlar, Yavuz Sultan Selim adının üçüncü boğaz köprüsüne verilmemesi için geçerli üç nedendir.

Kaynakça:

Rasim Rüştü-Kahire, Mısır Çerkesleri Kölemen midir? Kafkas Dergisi Sayı 11-12 Yıl:1953, İstanbul.

Zahit Güsar-Kahire, Çerkeslerin Mısırla İlgileri.Kafkas Dergisi Sayı 11-12 Yıl:1953, İstanbul.

Rasim Rüştü-Kahire, Mısırda Çerkes Devletinin Teşekkülü. Kafkas Mecmuası, Sayı:1, Nisan 1954, İstanbul

P. M. Holt, Haçlılar Çağı. Çev: Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınlar, İstanbul-1999

Andre Clot, Kölelerin İmparatorluğu, Memluklerin Mısırı. Çev: Turhan Ilgaz, Epsilon Yayıncılık, İstanbul-2005

S. Müfit Bilge, Osmanlı Çağı’nda Kafkasya. Kitapevi Yayınları, İstanbul- 2012,

(1) Burç, Çerkes ailesi, halen Türkiye’de yaşayanlar vardır.

(2) Bugün Ermenistan’da, Erivan yakınlarında bir kasaba.

(3) Selahaddin Eyyubi’nin amcası.

 

Sayı: 2013 07

Önceki İçerik“21 Mayıs’lar Direniştir, Başkaldırıdır, Diriliştir”
Sonraki İçerikSemerkov Temmuz 2013
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.