Kafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler Aralık 2013

0
854

Küreselleşme ve Çerkesler

Küreselleşme, özellikle de medya aracılığıyla empoze edilmeye çalışıldığı gibi parlak bir geleceğin habercisi, sihirli bir iksir değildir. Bu nedenle küreselleşme, kapitalizme, onun temel yasalarına yepyeni kazanımlar taşıyacak bir olgu da değildir. İnsanlık için bu ekonomik kaidelerin muhafaza edilmesinden başka bir şeklinin tasarlanamayacağı düşüncesinin bir dayatmasıdır.

Özellikle son dönemin gözde kavramlarından, hayatlarımızın vazgeçilmezi olarak dayatılan ve iyi niyetli bir çaba gibi görünen küreselleşmenin ne olduğunu anlamaya çalışmak: Türkiye diyasporasında yaşayan Çerkesler ve ‘Bağımsız Birleşik Kafkasya’ perspektifinden bakıldığında; iktisadi, sosyal, siyasal ve kültürel olguları birleştirme, sınırları kaldırma sunumlarıyla, geçmişi beyinlerimizden kazıma ve tarihte neredeyse tertemiz bir sayfa açıldığına ikna çabalarına karşı uyanık olmak gerektiği kanaatindeyim.

Kuzey Kafkasya, geçmiş dönemlerden yakın tarihimize kadar, Rusya’nın imparatorluk rüyasını gerçekleştirmek adına başlattığı savaşlarla defalarca kana bulandı. Rusya’nın, diğer bölgelerde olduğu gibi Kuzey Kafkasya’da da egemenliğini koşulsuz olarak kabul ettirme emeline, sosyalist bloğun çöküşü ve kapılarını serbest ekonomiye açmasıyla beraber, soğuk savaş rakibi ABD, yanı sıra savaş karşıtı söylevleriyle eşitlikçi ve özgürlükçü argümanların içini boşaltarak yeni ve farklı bir dünya hayali kuruyormuş gibi görünen, nihai olarak liberal (moda deyimiyle neoliberal) ekonomiden yana tutum sergileyen AB de katılmıştır. Şimdi kimin koluna girmeli ki?.. Ya da sığınacak bir liman aramaksızın Bağımsız Birleşik Kafkasya umudu gerçeğe dönüşebilir mi?.. Dünyanın süper güçlerinin, çarkın dişlilerini daima elinde tutan petrol şirketlerinin, savaştan yana politikalarıyla ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde diğer dünya ülkelerinin ve her ne kadar taşıdıkları misyon gereği açık etmeksizin insanlığı açlığa, sokak köşelerinde yalnızlaşan ölümlere, ekolojik dengeyi bozan çevre kirliliğine sürükleyen koşulları her gün yeni bir ses ve renkle bezeyen AB’nin karşısında hangi saiklerle Kuzey Kafkasyalılar birbirine kenetlenmeli? “Kültürel mirasımız” ile… Ancak etrafımızı sarıp sarmalayan, toplumsal anlamda bencilliğin körüklendiği, iktisadi alanda da her gün biraz daha zenginleşmenin özendirildiği bir ortamda ne kültürel mirasımız, ne kazandığımız, kaybettiğimiz bizleri anlık bir araya getiren savaşlar, ne de bunların üstünde taşıdığımız niyetler bizleri bir arada tutmaya yetmeyecektir.

Küreselleşme, özellikle de medya aracılığıyla empoze edilmeye çalışıldığı gibi parlak bir geleceğin habercisi sihirli bir iksir değildir. Bu nedenle de küreselleşme, kapitalizme, onun temel yasalarına yepyeni kazanımlar taşıyacak bir olgu değildir. İnsanlık için bu ekonomik kaidelerin muhafaza edilmesinden başka bir şeklinin tasarlanamayacağı düşüncesinin bir dayatmasıdır. Sadece ulus-ötesi yatırım hayalini gören çokuluslu şirketlerin iştahını açmakta olan küreselleşme “emperyalizmin” kendisinden başka bir şey değildir.

Bu iktisadi temellendirmenin ideolojik boyutuysa globalizm kavramının içinde kendini bulmaktadır. Globalizm egemenlerin ideolojisidir, emperyalist güç odaklarının çiçekli bahçesidir. Küreselleşme, içinde bulunduğumuz eşitsiz iktisadi koşulların yarattığı zengin ve fakir arasındaki uçurumları daha da derinleştirecek, kör vadilere doğru yuvarlanan halkların yaralarını sarmak BM, IMF, UNICEF vs. veya U2 gibi Don Kişot’ların günümüz suretlerine yine güç odaklarının onay verdiği oranda toplumsal infiali engelleyecek derecede düşecektir.

Globalizm konumlanışını “hukuksal anlamda egemen ve eşit” devletlerden oluşan uluslararası toplumun aktörleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütününden almaktadır. “Hukuksal eşitlik” olarak globalizm, aslen eşitsiz bir uluslararası ilişkiler ortamının istikrarının güvencesi anlamında ideolojik bir referanstır. Böylece gerçekte eşit olmayan birimlere genel bir hukuksal kapasite atfedilmektedir. Bu eşitsizliğin dayanağı kapital, eşitsizliğin sürekliliğinin de habercisidir ve globalizm bu arzu edilen sürekliliğin ideolojisidir.

Küreselleşme dünya için olduğu gibi doğaldır ki, Türkiye diyasporasında yaşayan Kafkasyalılar için de, ne geçmişin ne bugünün ne de geleceğin sorunlarını çözümleyebilecek, sorularına cevap bulabilecek bir formül değildir.

Israrla küreselleşmek isteyen dünyada, Türkiye’ye medeni devletler statüsünü kazanmasının önkoşulu olarak AB’ye girmesi dayatılmaktadır. Bu heyecan, ülkedeki pek çok yasanın modern devletlerin öngördüğü ölçülerde değiştirilmesine neden olmuştur. Bunlardan biri de özel olarak bizi ilgilendirmektedir ki “anadilde eğitim”; bizim bu somut durum karşısında öncelikli olarak sorgulamamız gereken Türkiye’de yaşayan etnik kültürel bir grup olarak kendimizi hangi platformlarda ne kadar ifade edebildiğimiz, sürece neler katabildiğimiz, sözcülerimizi, temsilcilerimizi yetiştirip yetiştiremediğimizdir… Yoksa yine hazırlıksız mı yakalanmıştık?.. Bir yandan bunu düşünürken diğer yandan da tek sorunumuzun ya da sorumsuzluğumuzun bu olmadığının farkındalığıyla, kültürel mirasımızın temel taşlarının dejenerasyonunu yaratan koşullarla mücadele etmekten geri durmamalıyız. Modern dünyada değişim ve dönüşümlerimizle kendine güvenli bir duruş edinebilmek için akıl yürütmelerimizi paylaşacak ortamlar yaratmalı, dünyanın nasıl döndüğünü anlayarak bu bilinçle demokratik hak ve taleplerimizi siyasal bir perspektifte çözüme kavuşturmayı öğrenmeliyiz.

Kendine karşı en büyük tehlike olarak gördüğü ideolojinin temsilcisi olan Che Guevera’yı bile bezediği tişörtlerle meta haline getirmiş olan düzen, bir gün bizim danslarımızla da prim yapacak (ki çeşitli otellerde yapılan animasyonların arasına serpiştirilmiş gösteriler bu sürecin başladığının işaretidir), kalpaklı, Çerkeskalı erkeklerimizin, ince belli Çerkes kadınlarımızın güzel fotoğraflarıyla bezenmiş yeni Pazar alanları yaratabilecektir.

Ekonomik, kültürel, siyasal ve sosyal alanlarda kendini yetiştirmiş, dünyayı anlamaya çalışan onun neresinde yer edinmesi gerektiğini bellemiş ve Bağımsız ve Birleşik Kafkasya emelinin altını bu bilinçle doldurmuş, Kuzey Kafkasya’yla köprüler kurmaya muktedir yeni nesillere ihtiyacımız olduğu ve bunun temellerinin bugünden atılması gerektiği hatta geç bile kalındığı yaşamlarımızı idame ettirmeye çalıştığımız her yerde varolabilmek adına Kuzey Kafkasya Birliği, niyetlerimizin en önemli gündem maddesi olmalıdır.


Editörden

Merhaba!

Kafkasya Forumu’nun iletişim aracı olarak faydalandığı web sayfası, bülten, basın duyuruları ve dosya çalışmalarına ek olarak dergimizin ilk sayısıyla bizce önemli bir adım daha atmış oluyoruz. Dergimiz, Forum’un ideolojik-politik hattının demokratik ilkelerle formüle edildiği bir zemin oluşturma hedefiyle yayın hayatına başlıyor. Tek renkli ve tek sesli tutucu ve dayatmacı bir tavırdan uzak; farklı eğilimleri yatay ilişkiler modeliyle bir araya getiren Kafkasya Forumu nihai olarak ortak bir bilinci merkezileştirme gayretini diğer propaganda araçlarının yanı sıra dergiyle de sürdürecektir.

Geçmişimizle ya da kimliğimizle övünmek, kültürümüze, kahramanlarımıza destanlar yazmak değil amacımız. Kimseyi yermiyor ve yüceltmiyoruz. Geçmişten aldığımız referansla geleceği umutla tarif etmek gayretimiz! Bir cemaat değiliz, hiyerarşiden yana değiliz, geçici bir heves hiç değil! Cinsel, ulusal sömürü ve tahakküm ilişkilerine karşıyız ve bu egemenlik ilişkilerini temellerine dek sorgulamaya niyetliyiz!

Değişimi kuşkuyla karşılayan, köktenci, statükocu tavırdan uzak durarak modern yaşamın zorladığı geleneksel bağlılıklarımızı sorgulayacağız; değişiyor ve dönüşüyoruz.

Geçmişle gelecek arasındaki sıkışmışlığımızın sancılarıyız ve yeni doğumlara gebeyiz! Bu yüzden de arada kalmışlığımıza bir son vermek aynı zamanda kendimizi ana dilimizle de ifade edebileceğimiz alanlar yaratmak istiyoruz. Tutarsızlıklarımız olacaktır elbette, kararsızlıklarımız, henüz olgunlaşmamış fikirlerimiz… Kendi kültürünü sevmenin ötesine geçmek neyi sevdiğimizi bilmek istiyoruz. Sürekliliğin içinde bir tekrar olmaktan çok katkılanmak istiyoruz.

Ezilen Kafkasya halklarının ve tüm dünyada onlarla aynı kaderi paylaşan diğer halkların ve uygulana gelen baskı ve tahakküm politikalarına topyekûn karşı olanların, en temel hak ve özgürlüklerini savunuyor ve demokratik taleplerini sahipleniyoruz.

Yayın hayatına başlayan dergimizin ilk sayısında, Kafkasya Forumu’nun kuruluşundan bu yana üzerinde konuştuğumuz, tartıştığımız konulara ilişkin düşüncelerin ifade edildiği, yazı ve çevirileri bulabilirsiniz. Konu başlıklarımız; Çerkesler, Türkiye’deki Diaspolitik Çerkes Kimliği, Terör ve Savaş, Küreselleşme ve Çerkesler, Natela Akaba ile kadın konulu söyleşi, Metin Yeğin ile Zapatistalar hakkında keyifli bir röportaj, kitap eleştirisi, Kafkasya derslerinin tanıtımı ve haberler…

Ayrıca Sovyet bürokrasisinin devamı olarak gördüğümüz Rusya Federasyonu devlet yapısını ve başkanını ele aldığımız yazı ve çeviriler. Yapılan bu çalışmanın, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası üzerindeki hegemonyası hakkında bir ipucu vereceği kanaatindeyiz.

Abhazya Özel Dosyamızda ise 12. zafer yılını kutlayan ‘Canlar Ülkesi’nin haklı mücadelesini yansıtmaya çalıştık.

İki aylık periyotlarla çıkacak olan Kafkasya forumu dergimizin her yeni sayısında bizden olan her şeyi hep aynı heyecanla paylaşmak üzere…

Aşharapha Elif Yar

Sayı : 2013 12

Yayınlanma Tarihi: 2013-12-08 00:00:00