Bir yiğit parti kursa…

0
469

Malumunuz biz Çerkeslerin son günlerdeki en önemli gündemlerinden biri, kurulması söz konusu olan bir Çerkes partisi. Çoğulcu Demokrasi Hareketi adıyla kurulan “siyasi ve kültürel örgütlenme hareketi”nin 2014 Eylül’ünde partileşeceği düşünülüyor.
Bu “Hareket” ler zaten son onbeş yirmi yıldır Türkiye’de moda oldu. Bakınız YDH (Yeni Demokrasi Hareketi); bakınız DBH (Demokrasi ve Barış Hareketi); bakınız TDH (Türkiye Değişim Hareketi).

YDH büyük bir gürültü ile kuruldu. Solcular ve liberaller partinin iki ana aksı idi. Partileşme sürecinde başladı bölünmeler ve ilk seçimde alınan oy yüzde yarım bile değildi.
DBH sonra Barış Partisi (BP) olarak kuruldu. Ali Haydar Veziroğlu’nun para yağdırdığı söylendi. Hatta adının 12 Eylül öncesinin Birlik Partisi’nin kısaltması olan BP olarak özellikle konduğu söylendi. Alevi kesimin yine de ilgisini çekmedi. Mustafa Timisi’nin Birlik Partisi kadar bir etkinliği olmadı, söndü gitti.

TDH ise ne olduğu kayıp. Adeta bir istepne gibi. Aç kapa musluk misali. Mustafa Sarıgül insanları gezdirip duruyor. Akıbetleri hayrolaaa!..

Şimdi bizim de bir hareketimiz var çok şükür. Çoğulcu Demokrasi Hareketi adıyla. Çerkes Hakları İnisiyatifi’nin evrim geçirmiş hali. Kurulacak partinin isim babası.

Kendi adıma bu konudaki görüşümü, bir başka yazımda “parti kurmak turşu kurmaya benzemez” diyerek açıkladığım için rahatım. Rüzgâra karşı yön değiştirme gibi bir durumum yok. Fikrimi aç-çık seçik beyan etmiş durumdayım. Fakat bir de Jıneps’te fikrimi söyleyerek tarihe bir kayıt düşmüş olayım.

Şimdi arkadaşlar, sevgili Çerkesler, siz değerli okurlar: Kaçınız herhangi bir partiye üyesiniz? Partinin mahalle, ilçe, il ve genel kurul delegesisiniz? Üyesi olduğunuz partinin, hangi siyasi aktivitelerine iştirak ediyorsunuz ?.. gibi sorularım olacak sizlere. Yoksa siyasetle ilginiz dört beş yılda bir sandığa gitmekten öte geçmiyor mu?

Bakın size bir kaç rakam vereyim. Oturduğum ilçeden çok sevdiğim, İstanbul beyefendisi bir dostum , ana muhalefet partisinden (Çerkes değil, arnavut) ilçe belediyesi başkan aday adayıydı. Bu vesile ile ilçe örgütünün (onlar öyle diyor) üye verilerini inceleme şansım oldu.

Beşbin dört yüz küsur üyenin bin dört yüzü İstanbul doğumlu. Tabii bunların ezici çoğunluğunun kökenleri yine Anadolu’ya dayanıyor. Bu bindört yüz kişiden sonraki ilk üç il Tunceli, Sivas, Erzurum . Yine onların tabiriyle TSE. Üyelere bakıyorsun aynı adreste, aynı soyadına sahip onlarca isim. Ama mesela bizim Bigalı çerkeslerin çok yoğun oldukları mahalleler dahil tüm mahallelerde Çanakkale doğumlu üye sayısı onbir. (Rakamla 11)

Bütün bunları niye mi yazıyorum? Arkadaşım yapılan eğilim yoklamasında gerekli olan ilk beşe girme şansını yakalayamadı da ondan. Her ne olduysa ! seçimlere üç beş gün kala aday başvurusu yapan iki kişi ilk beşe girdi. Ve daha da garibi bizim arkadaş mevcut ilçe yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen ilk beşteki adayların biri hariç ilçede hiç çalışmamışlar. Çalışan da bir önceki seçimin kaybeden adayıydı.

Dedikoduların ayyuka çıktığı seçimler için benim gözlemim odur ki: “Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” İktidar için “makarna kömür” edebiyatı yapanların da bir bedeli varmış sanırım.

Hasılı dostlar bu particilik zor zenaat zor. Fethi Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi bir işlevi olacaksa bilemem. Ya da dilden dile anlatılan ve artık bir şehir efsanesinden de öte geçen DHKP-C’nin kurulma gayesi gibi bir pozisyon yoksa eğer ; bu partinin kurulması ile ilgili gaflet, delalet ve hıyanet edebiyatı dilden dile dolaşır durur da, sıkılmış diş macunu gibi geri gitmez bir daha.

Bu mealde bir yazı yazmayı düşünürken biraz da imdadıma Osman Güdü yetişti açıkçası. Jıneps’in son sayısında kendisiyle yapılan röportajı okuyanlar vardır sanırım. Röportajı tekrarlayacak değilim. Oradan benim çıkardığım ders şu: Osman Güdü neredeyse Kartal Belediyesi meclisinde ve İstanbul Büyük Şehir Meclisi’nde tek başına bir parti gibi çalışmış. Kartal Dragos’ta, geçen 21 Mayıs’ta açılan “Hayat Ağacı” heykelinin aşamalarını anlatmış detaylarıyla. Karşılaştığı zorlukları, aşmak için hazırladıkları “a” planı, olmadı “b” planını nasıl devreye soktuklarını belirtmiş.

Siyasi erkin bir şekilde içerisinde olunduğunda; zorluklara rağmen bir şeylerin yapılabileceğinin en güzel kanıtı bu anıt olmalı diye düşünüyorum. Biliyoruz ki Osman Güdü’yü bizler taşımadık oraya. Kendi çabaları ile , dişiyle tırnağı ile kanırta kanırta o noktada olduğuna eminim.

Kannatim odur ki zor bir yol olsa da -beyhude bir çabanın peşinde koşmaktansa-, kendimize yakın bulduğumuz bir partinin içerisinde yer almak daha evladır. Ama önce o partinin üyesi olmak; etkinliklerine katılmak; mahalle delegeleğinden başlayarak parti içi güç dengelerinin içerisinde olmak; ve bütün bunları yaparken de kendi kimliğini ortaya koya koya ilerlemeye çalışmak; dışında yapılacak bir şey yok gibi görünüyor.

Bir başka pragmatik yaklaşım da partilerde bir şekilde yer almış hemşerilerimizle dirsek temasına geçip onları camianın içerisine çekmek olmalı. Onları toplumuzun sorunları ile hemhal etmek daha akıllıca bir seçenek olabilir.

Bu bile; bazen tek başına kurulması düşünülen bir partinin yapacağından, çok daha fazlasını yapmaya yeter de artar bile. Mesela Engin Özkoç’un mecliste bir konuşma yapması gibi… Ya da Çeçen bir arkadaşımın anlattığı üzere, Zekeriya Temizel’in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinden sonra Çeçenlerle ilgili verdiği destek gibi…

Hadi partiyi kurdunuz diyelim Daha önce de sorduğum soruları tekrarlayalım. Cem Uzan gibi sağlam bir para kaynağı var mı mesela.(Gerçi o para kaynakları da yalan oldu ya?) Onun üstelik Star TV’si vardı. Her gece “Dağ başını duman almış” marşıyla beraber bangır bangır bağırıyordu üstelik.

Abdüllatif Şener’in durumu malum. Kurduğu parti seçime bile giremedi. Bir akl-ı evvel de seçime girmeyen bu partiden; bir başka akl-ı evveli milletvekili bile yapmıştı üstelik(!)
Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna’nın Turkuvaz Hareketi ise içler acısıydı. Allah adamı siyaseten böyle bir duruma düşürmesin derim. Hem komik hem acıklıydı.

Uzun lafın kısası bu parti, insanların enerjisini ve ekonomisini sünger gibi emmekten başka bir işe yaramayacaktır. Türkiye’deki onlarca tabela partilerinden biri olmaktan öte gitmeyecektir.

Kaldı ki etnik kökene dayanan, mezhepçi yapıyla var olmaya çalışan partilerin durumu ortada. Sınıfsal bir mücadele diyorsanız onun da tabanı kim olacaktır merak ederim doğrusu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz