Halklar, barış sürecini konuştu

0
192

Yüzleşme Derneği’nin ‘Barış Hepimize Hayat’ başlığıyla düzenlediği panel-forumların ilki Taksim Hill Oteli konferans salonunda yapıldı

Kelemet Çiğdem Türk’ün moderatörlük yaptığı panel-forumda barış ve açılım süreci; Çerkesler, Lazlar ve Romanlar açısından değerlendirildi.

7 Aralık’ta gerçekleşen etkinlikte Lazlar adına konuşan Laz Enstitüsü Başkanı Mehmet Bekaroğlu, Lazların tarihine değindikten sonra Lazcanın da yok olmaya yüz tuttuğunu vurgulayarak “Türkiye’de 600-750 bin arası Laz nüfusu var, tahminen 250 bin kadarı Lazca konuşabiliyor, Lazca derken Doğu Karadeniz şivesini kastetmiyorum. Genç nüfusta Lazca bilen sayısı sıfıra yakın” dedi. Boğaziçi Üniversitesi’nde Lazca gramer kitabı hazırlandığını belirten Bekaroğlu aynı üniversitede seçmeli Lazca dersleri verildiğini ifade etti.

17 Mayıs 2013’te kurulan Laz Enstitüsü’nün Milli Eğitim Bakanlığı için Lazca müfredat hazırladığını belirten Bekaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti 28 Ağustos 2013’te Lazca olarak bir dilin varlığını resmi olarak kabul etmiş, Lazca müfredatı onaylamıştır. Hemen arkasından Doğu Karadeniz’de iki ilçede Lazca seçmeli ders açılmıştır. Başlangıçta sıkıntılar yaşandı ama şu anda bu iki ilçede 100’ün üzerinde çocuk ilk defa Lazca yani babalarının dillerinde okumaya başladı” dedi. Rize, Artvin Üniversiteleri’nin Lazca bölümlerini açması, daha sonra da tezsiz yüksek lisans programları ile Laz dili öğretmenleri yetiştirmesi gerektiğini vurgulayan Bekaroğlu, “Yayım yapılmadıkça dil unutulacak, en önemlisi radyo, televizyon yayınlarıdır, bir sivil toplum kuruluşunun gücü buna yetmez. Bölgede bir televizyon var ve Lazca yayın yapmak istiyor ama bir çizgi film seslendirmesinin bile ne kadar büyük bir maliyet olduğunu biliyorsunuz, bu konuda devletin görevini yapmasını bekliyoruz” dedi.

Romanlar

Uzun süredir Romanlarla ilgili çalışmalar yapan insan hakları aktivisti Hacer Foggo, bütün dünyadaki Roman nüfusunun 15 milyon civarında olduğunu belirtti ve “Türkiye’de resmi rakamlara göre 500 bin civarında Roman var ancak açılımdan sonra yeni bir çalışma yapılıyor ve Roman derneklerine göre bu rakamın yaklaşık 4 milyon olduğu anlaşılıyor. İstanbul en yoğun yaşadıkları yer. Türkiye’deki Romanlar üç gruba ayrılıyor: Lomlar, Domlar ve Romlar. Romlar batıda, Domlar Hatay-Diyarbakır civarında, Lomlar da kuzeyde Sinop ve Hopa civarında yaşıyorlar” dedi. Kentsel dönüşüm sürecinde Sulukule ve Küçükbakkalköy’de yapılan yıkımların Romanları daha da fakirleştirdiğini belirten Foggo, “AK Parti Sulukule’yi, Kadıköy’ün CHP’li belediyesi de Küçükbakkalköy’ü dönüştürürken oradaki evleri eşyaları içinde iken yıktılar” dedi. Foggo, Romanların barınma başta olmak üzere eğitim, istihdam, sağlık gibi sorunlarına da dikkat çekti.
Aralık 2009’da yapılan Roman Çalıştayı’nın Romanları görünür kıldığını vurgulayan Foggo “2010 yılında Başbakan Roman buluşması yaptığında özür dilenecek bir toplum varsa Romanlardır dediğinde bir sürü şey değişti, o görünmez toplum görünür hale geldi. O dönem Edremit Emniyet Müdürünün Roman mahallesine inip birlikte Hıdrellez kutlamak istediği, kaymakamın Roman mahallelerini gezdiği gibi haberler geldi. Ama somut olarak ne yapıldı derseniz pek bir şey yok. Mesleki kurslar yapıldı, 2012 yılında Çalışma Bakanlığı’nın açıklamasına göre 1365 Roman meslek eğitiminden sonra işe alındı. Fakat şöyle bir sorun vardı; 9 aylık geçici işlerdi. Romanlar sosyal güvenceden yoksunlar yaşıyorlar, Türkiye’de emekli olmuş Roman sayısı belki de 20-30’dur” dedi.

Çerkesler

Kafkasya Forumu aktivisti Kuban Kural, konuşmasına “Barış sürecinin konuşulmaya başlandığı dönemlerde Türkler, Kürtler ve diğerlerini konuşmaya başlıyoruz. Bu diğerlerinin bir torbada eritilmesi nedeniyle aslında ne kadar görünmez olduklarını görüyoruz, burada iki taraflı bir sorun var: Birincisi, kendilerini topluma ifade edemediler. İkincisi devlet görmedi, devlet görmediği için sivil toplum da görmüyor, dolayısıyla diğer halklar da birbirini göremiyorlar” diyerek başladı. Osmanlı dönemindeki Çerkes örgütlenmeleri ve kurulan derneklere değinen Kural, zamanla şartların değiştiğini söyleyerek, “Cumhuriyetle birlikte yerel halk ne yaşadıysa Çerkesler de onu yaşadı aslında ama Çerkesler, Gönen-Manyas sürgünü gibi, Türkiye’de tarihçilerin bile çok üzerinde durmadıkları acı bir olay yaşadılar. Bu olayın psikolojik etkileri fiziki etkilerinden daha fazla oldu ve talepkar olamadılar. Kendi kimliklerine tutunamadılar ve çekindiler, özellikle Gönen-Manyas ve civarındaki Çerkesler” dedi.

1990’lı yıllarda Abhazya ve Çeçenya’daki savaşların, çok yeterli olmasa da Çerkesleri kamusal olanda görünür kıldığını ve gündeme getirdiğini belirten Kural, “2000’lerde ise Türkiye’nin dönüştüğü, kısmen demokratikleştiği dönemde Kürt siyasetinin baskısı ve Avrupa Birliği’nin ittirmesiyle Çerkesler de kısmen kamusal alanda görünmeye başladılar. En azından kendi içlerinde bu meseleyi, kendilerini kamusal alanda ifade etmenin artıları ve eksilerini tartışmaya başladılar” dedi. 2014 Soçi Olimpiyatları’nın Çerkeslerin siyasallaşmasında önemli bir etken olduğunu vurgulayan Kural, Çerkeslerin anadil talebi ve anayasa tartışmaları çerçevesinde sokağa çıktığını belirtti. Çerkeslerin diasporik bir halk olmasının da dezavantaj yarattığına değinen Kural “Çerkes Ethem’in bir kahramanlaştırılması, bir hainleştirilmesi, Çerkeslerin devamlı gündemde olması ciddi problemlerdi. Bugün geldiğimiz noktada Çerkeslerin sokakta görünür olmamalarının ve herhangi bir şekilde siyasallaşmamalarının böyle bir arka planı vardır” dedi.

Ankara Kafkas Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, antropolog Erdoğan Boz, “Şu an bir barış, çözüm sürecinden bahsediliyor ya da iktidar açısından bakarsak milli birlik ve kardeşlik süreci. Fakat azınlıkların kimler olduğuna vurgu yapılmıyor. Öznesiz, kimler arasında yürütüldüğü belli olmayan bir müzakere sürecinden bahsediliyor. Öznelerine sıra gelince, herkesi kapsayan yuvarlak bir dil kullanılıyor” dedi. Türkiye’nin demokratikleşme sürecine Kürtlerin gerçek bir katkı sunduklarını söyleyen Boz, Ergenekon’un bir Çerkes örgütü olduğu rivayetlerini, bir profesörün Çerkeslerin Türkiye’nin kaymağını yediğini söylemesini ve Tayyip Erdoğan’ın “Şimdi de Çerkesler başladı” demesini örnek göstererek Çerkeslerin bir şekilde demokratikleşme sürecinden “taraf olmayın” mesajıyla uzaklaştırılmak istendiğini belirterek, “Kendisi de Kafkas kökenli Abhaz olan CHP milletvekili Engin Özkoç meclis kürsüsünden yaptığı bir konuşmasında ‘Çerkesler hiçbir zaman yedikleri ekmeğe ihanet etmediler, kimseye kurşun sıkmadılar’ gibi bir dil kullandı. Bu da aslında CHP içinde bizim ne kadar var olduğumuzu gösterir. Bunlar, Kürt ve devlet olarak iki tarafın olduğu, bizim buna müdahale hakkımızın olmadığını anlatan göstergelerdi benim açımdan” dedi.

Türkiye’de yaşayan tüm halkların paydaşı olabileceği bir demokratikleşme sürecinin yaratılması gerektiğini ifade eden Boz, “Fransız filozof Michel Foucault, söylem ve iktidarı bir tutar ve der ki ‘İktidar bir söylem alanı oluşturur, bütün bilgi iktidara hizmet eder’. Dolayısıyla medya ya da bu bilginin dağıtım kanalları üzerinde kullanma hakkı olmayan azınlıklar yeni bir bilgi üretemedikleri için üretilmiş olan bilgiye tabidirler. Biz bu iktidar alanı içerisinde mevcut olabiliyoruz sadece” dedi.

Haber: Emel Savur-Elif Yılal

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz