Ayak İzleri

0
322

Zamanı geriye doğru sarmak geldi aklıma. Bu yolculukta ilk durağım M.Ö. 1000’li yılların Mezepotamyası olacak.
M.Ö. 800’lü yıllarda tarih sahnesinde yer alan Urartu Yazıtları’nda yüzden fazla fazla kelimenin Çeçen dili ile benzerlik taşıması, Çeçenler arasında büyük heyecan yarattı.

Ayak İzleri

Zamanı geriye doğru sarmak geldi aklıma. Bu yolculukta ilk durağım M.Ö. 1000’li yılların Mezepotamyası olacak.

M.Ö. 800’lü yıllarda tarih sahnesinde yer alan Urartu Yazıtları’nda yüzden fazla fazla kelimenin Çeçen dili ile benzerlik taşıması, Çeçenler arasında büyük heyecan yarattı.

Urartular M.Ö. 1300 yıllarında Asur Kralı Salmasanar’ın yazıtlarında birbirlerinden ayrı 8 Urartu krallığından ve 51 Urartu kentinden bahsetmektedir. M.Ö. 800’lü yıllarda, Urartu yazıtlarında bu krallıkların birleitiğini, 300 yıl sürecek sınırları Kafkasyaya kadar uzanan Urartu Krallığı’ndan bahsedilmektedir. Kendilerini “evrenin kralları” olarak tanımlayan Urartular M.Ö. 500’lü yıllarda tarihten silinmiştir.

Burada ilginç olan şayet Çeçenlerin ataları olarak varsayarsak, ardan geçen 2000 yıl tarih sahnesinden çekilen Urartuların torunları Kuzet Kafkasya’nın sarp yamaçlarında inşa ettikleri kulelerinde 20 asır derin bir yalnızlık yaşamış. İlginç olan başka bir nokta da 16. yüzyıl başlarında tarih sahnesinde Kralsız, Beysiz, Kölesiz bir tolum olarak görülen Çeçenler büyük bir evrim geçirmiş olmalı. Çeçenlerin bu asırlar süren yalnızlığı arkeolojinin araştırmasını hak ediyor. 

Geçen 150 yılda iki büyük savaştan büyük yıkım ve yenilgi ile çıkan, köklerinden sökülüp atılmak istenen Çeçen Halkı için bu buluntular 3000 yıl öncesi köklerine köprü olur mu bilinmez, bunca acılar ardından acı bir tebessüm oldu, en azından benim için öyle oldu. Gerçi Anadolu’da ortaya çıkan medeniyetler üzerinden hak iddiasında olan başkaları da var, Ermeniler ve Kürtler gibi. Gerçi Ermeniler Hint-Avrupa dil gurubuna sokularak eleniyor. Bu eleme dinsel faktörlerden mi kaynaklı, objektif bir değerlendirme mi? Bunu uzmanlarına bırakalım. 20 bin yıl önce ortaya çıktığı düşünülen Akdeniz Dil Katmanı bu havzada Baskça, Kafkasça, Ligurca, Etrürce, Hattice, Hurri-Urartuca, Elamca dillerinin akraba olduğunu gösteriyor.

Zamanı geriye doğru sarmaya devam ediyorum, bu kez durağımız Urartu ülkesinin komşusu M.Ö. 12-15 bin yılları, Urfa yakınlarında Göbelekli Tepesi. Bugüne kadar ki Anadoluda en eski yerleşim buluntuları orataya çıkarıldı. Buluntular da şimdiye kadar yazılı tablet yok, daha çok hayvan figürleri var, yazının bu yerleşimcilerce kullanılıp kullanılmadığı da belli değil. Yazılı bir bulgu olmayınca konuşulan dilden bahsetmek zorlaşıyor, gerçi buranın sakinleri mutlaka iletişim için bir dil kullandıklarından kuşku yok. Galiba konuşulan dil ve dile ilişkin bir buluntu olmayınca şimdilik Göbeklitepe sakinleri üzerinden hak iddiasında bulunan da yok.

Zamanı geri sarmaya devam edelim. Yeni durağımız biraz daha eski, M.Ö. 32.000 yılları, yer şimdiki Bosna, mekan Bosna (Visoco) piramitleri. Şimdiye kadar kısıtlı olanaklarla yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılan buluntular hem ilginç, hem hayranlık verici, hem de hayrete düşürecek kadar gizemli. Her nedense günümüz insanı birbirini yok etmek için yüzmilyarlarca dolar ayırıyor silahlanmaya. İş kendi geçmişini araştırmaya gelince araştırmacılar için kaynak bulmak imkansız hale geliyor. Gerçi tarihte insanlık tarihine ilişkin çok değerli kütüphaneler, belgeler, bilgiler yine insan tarafından yakılmış, yok edilmiştir. 900 bin el yazması eserin olduğu İskenderiye kütüphanesi Romalı Sezar’dan başlanarak, Hırıstiyan Din adamları, son olarak da, Halife Ömer döneminde istila edilen Mısır’da, insanın onbinlerce yıllık geçmişi yok edilmiştir.

Zamanı 60.000 yıl öncesine sardığımızda, Afrika’dan yola çıkan siyah derili en eski atanın Kızıldenizi aşarken rengi esmere evrilen atamızı görürüz. Kuzeye ilerledikçe rengi açılan, doğuya gittikçe sararan, Sibirya’nın soğuk steplerini geçip buz tutmuş denizleri aşarak yeni kıtaya ulaştığında kızaran insanın ayak izleri. Mısır, Mezepotamya, Bosna, Çin, L. Amerika, Meksika piramitleri, birbirlerinden habersiz olduğunu sandığımız, ortak mimari özellikler taşıyan medeniyetler kuran, kurdukları medeniyetleri geleceğe mesaj gönderir gibi devasa piramitler ve taş heykellerle bugüne yaşıyan insanın ayak izleri görmekteyiz.

Bilinen medeniyetlerin en gelişmişini inşa eden insan, birbirini ezmek, yok etmekle kalmayarak yaşayabileceği tek gezegenin toprağına, suyuna, havasına da acımasızca saldırmakta. Kendi sonunu hazırlamak için sürdürülen bu telaşlı yürüyüşe bira ara verip kendi ayak izlerinden geriye doğru baksa, en eski atasının onca mesajlarını anlamayan insan, ardından bağıran atasını “Evlat bir kez daha düşün” seslenişini duyar mı?

Erdoğan Ünal

Sayı :

Yayınlanma Tarihi: 2014-04-10 00:00:00