Tatarlar kimin umurunda?

0
2093

Tatarlar kimin umurunda?

Herkesin, hiç kimsenin… Ya Çerkesler?

Kırım Tatarları yeniden bir dönüm noktasında. İç dinamikleri ve iradeleri ile belirledikleri bir durum söz konusu değil. Batı (AB ve ABD) ve Batı Ukraynalılar bir yanda, Rusya Federasyonu (RF) ve Doğu Ukraynalılar diğer yanda; inisiyatif geliştirenler onlar. Tatarların ne istediği kimin umurunda? Yanıt herkesin de olabilir hiç kimsenin de. Görmezden gelinemedikleri ise bir gerçek. İnisiyatif geliştirenler çıkarlarına uygun kararlar verip uygularken yerli halkı ıskalayamıyor. Hatta mavi boncuk uzatıp kendi yanında tavır almasını, almayacaksa da ses çıkarmamasını istiyor. Belki her iki tarafın da umurunda değil ama aynı zamanda her iki taraf bu durumu kullanabileceği için, inisiyatifi elden bırakmamak gerekiyor.

Tatarlar, bizim Çerkeslerin kitlesel sürgününden önce Osmanlı topraklarına geldiler. Özellikle 1774 sonrası Kırım’ın Tatarlardan arındırılması yolunda adımlar atılmış. 1783 yılında Osmanlı egemenlik alanı içindeki Kırım Hanlığı’nın Çarlık Rusyası tarafından işgali ile göçler yoğunlaşmış. Sonrasında da devam etmiş. Kırım- Savaşı, 1853-56 yılları arasında yaşanmış, dönemin egemen güçleri arasında. Bir yanda İngiltere, Fransa ve Osmanlı, diğer yanda Çarlık Rusyası. İngiliz ve Osmanlı ikiyüzlü politikasının örneklerinden biri, Kırım –Doğu- Savaşı sonrası imzalanan Paris Anlaşması’dır. Savaşın galibi İngiltere-Fransa-Osmanlı ittifakı olmasına karşın anlaşma metninde Çerkesler’e dair tek bir kelime yoktur. Savaş sonu İngiltere, Londra-Kalküta telgraf hattı için Kafkasya’da imtiyaz hakkı kazanır. Dikilen her direğin 3m. çapındaki toprak parçası İngiliz toprağı sayılmak kaydıyla bu hakkı 1930’lu yıllara kadar kullanır, dolayısı ile Çerkesleri yalnız bırakır. Bu savaş sonrası da kitlesel Tatar göçleri yaşanır.

II. Dünya Savaşı sırasında, 1941’de Almanya Kırım’ı işgal eder. Almanların çekildiği 1944’te, Tatarlar Almanlarla işbirliği iddiaları ile Stalin tarafından Sibirya ve Özbekistan’a sürgün edilir. 68 bini çocuk, 56 bini kadın 190 bin civarı nüfus. Geri dönüş ancak 1989 ‘da olabildi.

Göçmenlerin yoğun olarak yerleştikleri Eskişehir’de, 1944 sürgünü anısına bir anıtları var Tatarların. AKP dönemi Maliye eski Bakanları’ndan, Eskişehir milletvekili Kemal Unakıtan’ın desteklediği, açılışına katıldığı bir anıt. Belki Çerkeslerin bu anıtın hikayesi üzerinden kendi anıtları için de bir yol haritası çıkabilir. Hem 1864, hem de Tatarlarla birlikte yaşanan 1944 Çeçen-İnguş sürgünü için.

II. Dünya Savaşı’nda Stalin’in gazabına uğrayan halklardan biri olan Tatarlar’ın RF’ye mesafeli duracaklarını tahmin etmek mümkün. Muhtemel Batı Ukraynalılar’a daha yakınlar. Ancak Ukrayna’nın, SSCB’nin dağıldığı 1990’lı yıllardan bu yana Kırım Tatarları’nın haklarına dair derin sessizliği de hatırlarda olmalı. En azından Eskişehir Kırım Derneği’nin bu anlamda dillendirdiği talepler kayıtlardadır. Bunu RF kullandı tabi ki. Rusça, Tatarca ve Ukrayna dilinin eşitliğinin sağlanacağını gündeme getirdi ve 250 bin nüfusu ile toplam Kırım nüfusuna oranları %12 olan Tatarlar’a bir dizi başka vaatlerde bulundu. RF, kendi federe cumhuriyetlerinde kimlik haklarını traşlar ve uykuya yatırırken Tatarlar’ın ağzına bir parmak bal çalıyor.

Ukrayna’nın hareketlenmesi ile RF Kırım’daki Ruslara hemen pasaport dağıtmıştı. Bu vb. uygulamaların, Gürcistan’ın 2008’deki Güney Osetya işgal girişimi sırasında da yaşandığını hatırlayanlarımız vardır. O zaman da RF’nin gerekçesi vatandaşlarını korumaktı.

Ukrayna’nın turuncu, Gürcistan’ın gül “devrimi” ile RF yörüngesinden çıkma girişiminde bulunduğunu, bu girişimlerin ülke halklarının iradesinin yanısıra ABD-AB teşviki ile gerçekleştiğini hatırlamalı. Bir şeyi daha hatırlamalı; Kruşçev Ukraynalı idi ve RF’ye bağlı Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etmişti; bir yanı Gürcü olduğu rivayet edilen Stalin de SSCB’nin 17. Cumhuriyeti Abhazya’yı Gürcistan’a hediye etmişti. O zaman da Tatarlara ve Abazalara soran olmamıştı.

Bir acı gerçek şu ki, Ukrayna’da ne iktidar ne de muhalefet liderleri aslında halkı temsil etmiyor, ülke ve halkın yanında değiller. RF yanlısı Yanukoviç başkenti terkedince kişisel serveti hemen konu edildi. Turuncu devrimin mimarlarından, Batı yanlısı güzel sarışın Timoşenko’nun serveti unutuldu mu peki? Yolsuzluk nedeniyle hapiste idi ve serbest bırakılınca Batı tarafından yeni lider olarak sunuldu. Sonuçta iktidarlar Batı ya da RF, kimden yana olsa da oligarklara dayanıyor. Biri gidiyor, diğeri geliyor. Halkın inisiyatifi ise bir yere kadar. Bu bir yere kadar olanı daha ötelere taşıyabilmek asıl olan.

Batı ve RF’nin it dalaşında olan halka oluyor, ölen onlar, sakat kalan onlar. Dökülen kanla ilgili ne Batı ne de Doğu masum. Ukrayna’da muhalefetin tetikçi kullandığı kamera kayıtları ile tespit edilmiş. Ayrıca keskin nişancılar organizasyonunun arkasında muhalefetin olduğunu Estonya Dışişleri Bakanı bir telefon konuşmasında söylemiş. Nasıl bir oyun oynandığını anlamak için önemlidir bu bilgi. “Turuncu devrimi”, “Gül devrimi”, ABD-Batı eğitimli/yanlısı liderlerin işbaşına getirilişi sistem tartışmasından öte bir şeydir. Ülke ve kamu çıkarları, egemen ülke ve işbirlikçilerinin kişisel çıkarlarına her daim feda edilmekte, özgürlükler ertelenmektedir.

ABD’nin Kafkasya’yı da içeren Büyük Ortadoğu Projesi’ne dair ilk uygulamalarını görünce, Kafkasya faslında Çerkesler’in senaryonun bir parçası olacağı öngörüsü ile çok endişelenmiştim. Gelişmeler sonrası projenin nereye evrileceğini bilemiyorum. Bir biçimde süren “soğuk savaş” bizleri diken üzerinde tutmaya devam edecek. Hele Tatar liderin “Kırım’ın işgal edildiğini düşünen ve savaşa hazırız diyenleri tutamayız” yorumunu okuyunca..

Sayı:
Yayınlanma Tarihi: 2014-04-10 00:00:00

Önceki İçerikÇerkes Sanatçılar Sergisi
Sonraki İçerikHamit Gış Mayıs 2014
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.