Kafkas Diasporası Yayınlarından Seçmeler Ağustos 2014

0
234

Nart Dergisi
Sayı 67 Mayıs-Haziran 2009

“Kardeş, kardeşi için vardır…”
Apsuva-Adıge kardeşliği

Dilimizin gramer yapıları, aynı anlamda ortak sözcüklerin çokluğu, azımsanmayacak kadar tarihi yazılarda karşımıza çıkan belgeler, ortak bir coğrafya ve kültür…
Sadece bu kadarını alıp incelesek bile, sağa sola çekmeye fırsat vermeyecek kadar açık bir şekilde gösteriyor bize Apsuva ve Adıgelerin, kanla canla kardeş olduğunu.
Bu iki milletin kültürü de, birlikte bakıldığında bu düşünceyi derinleştirip genişletiyor. Başka bir şeye bakmadan, sadece dünyada herkesin bildiği “Nart Destanları”na bakmak bile bu düşünceyi doğrulamak için yeterli. Bir zamanlar, halk hikâye ve destanlarını araştırıp, gün yüzüne çıkarmak için, Apsuva halkının içinde çok dolaştım. O zamanlar Nart Destanları’ndan ayrı olarak, bu iki halkın kardeşliği ile ilgili çok farklı hikayeler duymuştum. Bu hikayelerden birini sizlerle paylaşmak isterim.
Bu tarihi hikayenin anlattığı anlam derinliğinin yanında, hikayeyi duyduğum kişi, yer ve zaman çok ilginç. Bu yüzden bu yazımın önsözü olsun istedim.
1972 yılında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin, 50. yıl kutlamalarına Abhazya’dan, benim başkan olduğum bir delegasyon heyeti ile katıldık. O kutlama günlerinde Nalçik’e çok uzak olmayan “Argudan” isimli bir Kabardey köyüne misafir edildik. Sıcak bir karşılama ve gerektiği gibi yeme içme ile ağırlandıktan sonra, ev sahiplerimiz gelişimizden duydukları memnuniyetlerini belirten güzel konuşmalar yaptılar ve bana, yarışmalarda hiç ikinci olmamış “Çatvar” adlı şampiyon bir Kabardey atı hediye ettiler. Çatvar’ı yularından tutup bahçede gezdirirken, bu köyden olan bir ihtiyar yanıma geldi. Candan ve samimi bir şekilde, bu atın bana hayırlar getirmesini isteyen dualar yaptı. Atın etrafında dolaşarak inceledi, ayak tırnaklarına baktı, sırtını ve boynunu okşadı. Bana dönerek; “Sayın misafirimiz, bilesin bu ‘Çatvar’ önüne at geçirmemiştir. Bundan sonra da geçirmez” dedi. Ve ilave etti; “Soy olarak sen Apsuva değil, Kabardey olabilirsin. Ben de Kabardey değil, Apsuva olabilirim.”
Çok seneler geçtiği halde, hala gözümün önünden gitmez o Kabardey ihtiyar. Boyu çok uzun değil, fakat yakışıklı, geniş gözleri çakmak çakmak parlıyordu. “Nasıl anlamalıyım bu sözlerini?” diye sordum ihtiyara. İhtiyar bir müddet düşünerek bekledi. Sonra kendi ifadesine göre, dededen toruna nakledilerek gelen çok eski bu hikâyeyi anlatmaya başladı. Şaşırdığım şu oldu; eskiden halk hikaye ve destanlarını derlemek için Apsuva köylerini dolaşırken, duyduğum ve yazdığım hikayelere akraba bir hikayeydi bu. Burada şunu belirtmeliyim; Apsuva köylerinde bu hikayeyi farklı farklı anlatanlar da vardı. Bazıları bu ihtiyarın anlattığı gibi, çok genişletmeden başı ve sonu belli olan bir hikaye olarak anlatıyor. Bazıları akıllarında kaldığı kadarıyla
parça parça, bazıları da kahramanlık şarkılarında şarkı sözü olarak “Kardeş yaşasın kardeşi için” diyerek şarkılarına konu ediyordu.
Ben de siz okurlarıma; bütün bu parçaları birleştirerek sunuyorum. Hikâye doğduğunda herhalde öyleydi… Yaşadığım sürece o Argudan’daki karşılaşmamızı unutamam. Misafiri olduğum kardeşlerim, bir hediye ile yetinmeyip başka hediyeler de verdiler.
Nedir bunlar? Bir; yukarıda anlattığım gibi şanlı Kabardey at soyundan gelen şampiyon “Çatvar.” Onu çok geçmeden kamyon kasasında Abhazya’ya getirdiler. Sekiz sene üst üste girdiği her yarıştan birinci çıktı. İki; epey zamandır birbirini kaybeden, aynı anneden doğan kardeşlerin buluşması gibi, iki halkın temsilcileri buluşmuş, bu tarihi buluşmadan etkilenen, duygulanan ihtiyar, kalbinin derinliklerinde sakladığı bu tarihi hikayeyi anlatmıştı. Bu güzel hikâye; tarihin derinliklerinde kalmış, Apsuva ve Adıge kardeşliğine ışık tutan, güneş ışınları gibi aydınlatan, birçok olaydan sadece bir tanesi diye düşünüyorum. Apsuva köylerini dolaşırken, bu hikâyeleri hatırlayıp anlatan Apsuva ihtiyarlarının çoğu bu Adıge topraklarına gelip giden, buraları iyi bilenlerdi. Onlar üzülüyorlardı son zamanlarda görüşmelerin epey azalmış olmasına. “Babalarımız, dedelerimiz zamanında, böyle değildi görüşmelerimiz” diye söze başlıyorlar ve birkaç kez tekrarlıyorlardı bu sözü, üzüntülerini belli ederek. Hepsi hatırlıyordu iki halkın eski akrabalıklarını, dostluklarını ve candan görüşmelerini anlatan hikâyeleri.
… Aniden bir grup atlı bir evin bahçe kapısında beliriyordu. Giydikleri kıyafetlerden tanırdık onların dağlı kardeşlerimiz olduğunu, sevinçle karşılardık biz de, çabuk geri göndermezdik onları. Evlerindeymiş gibi rahat, köyden köye dolaşıp, yeni arkadaşlıklar ve dostluklar ediniyorlardı. Bazıları akrabalarına geliyor, bazıları da yeni akrabalıkların temelini atıyordu.
Gitmeye kalktıklarında, eli boş gönderilmez, at silah, sığırlar hediye olarak verilirdi. Yanlarına arkadaşlar katılıp, şarkılar eşliğinde silahlar atılarak Kafkas dağlarının geçit yerleri Gubaa, Sancara, Pıshü, Nahar, Kıluxra, Marıx’a kadar eşlik edilir, buralarda kucaklaşıp vedalaşılırdı.
… Biz Apsuvalarda bu aralar azaldı, yoksa dedelerimiz zamanında grup grup atlılar bu Adıge topraklarına misafirliğe gider, daha güvenli ve kısa kabul ettikleri Kıluxra geçidini geride bırakıp, doğrudan Karaçay’a inerlerdi. Burada bir iki akşam dinlenir, sonra dağ köylerini gezerek Batal Paşinski’ye kadar giderlerdi. Başka binleri de o tarafı seçmeden Karaçi’yi geçip doğuya yönelir ve Kabardey’e giderlerdi. Rastladıkları bir Kabardey evinde attan iner, ev sahibi güler yüzle karşılar, konu komşu toplanır, eğlentiler oyunlar yapılır, bir hafta on gün kalındığı olurdu. Misafirler geri dönerken eli boş gönderilmez, hediyeler verilirdi. Bunların en değerlisi de Kabardey at cinsi taylardı. Geri dönüş yoluna ev sahibi gençler şarkılar ve silahlar eşliğinde, Kafkas dağ geçitlerine kadar eşlik eder, burada kucaklaşıp vedalaşırlardı.
Ama dedelerimizin söylediği gibi “iyi günlerin de bir sonu varmış.” Aynı anneden doğan kardeşler de bazen anlaşamaz, birbirlerinin kalbini kırabilirler, bazen kamalarını çekip kanlı bıçaklı da olabilirler. Hangi zamandı kimbilir? Hiç fındık kabuğunu doldurmayan bir mesele yüzünden düşmanlık girdi, aynı kandan gelen Apsuva ve Adıge halkları arasına. Çok acı çeken bir hastaya, ilaç yaradığı zaman nefes alır, rahatlar, yavaş yavaş canını alan hastalık uzaklaşır. Ne kadar sert akarsa aksın, sakinleşmeyen nehir yoktur. Yeter ki böyle bir yatağa rastlasın. Bir kere tutuşan ateş, odun eksik olmadıkça, daha çok büyür, daha çok sıcaklık verir, daha çok ışık saçar. Böyle aynı kandan gelen kardeş halklar arasına da, bazen kötü bir fırtına girebilir.
İleriyi gören toplum önderleri bu duruma üzülür, “Allah kahretsin, iki kardeş halk birbirini yok ediyor. Çaresi nedir?” diye çareler ararlar. Ve o toplum önderleri kırık kalpleri yapıştıran, hastaya ilaç olacak sözler ve aydınlık yollar bulurlar. Aynı kandan gelen demektir, kardeş. Apsuvalar ve Adıgeler aynı kökten doğdular. Kafkas topraklarında doğdular. Doğrudur, onlar şanlı Kafkas dağlarının öte yakasında, biz beri yakasındayız. Bir gövdenin sağ ve sol omuzu gibi. Dağlar bizi birbirimize sımsıkı bağlıyor, uzaklaştırmıyor, yakınlaştırıyor. Kafkas dağları gibi yüksek ve şanlıdır, Kafkas insanının namus ve şerefi. Kafkas dağları alçak, düşük insanları barındırmaz. Kendisi gibi sağlam karakterli, güçlü insanlar ister. Öyledir Adıge kardeşlerimiz de.
Apsuvalar ve Adıgeler arasından herkesin ortak fikriyle, doğruluk ve dürüstlüğünden şüphe duyulmayan toplum önderleri, bir yaz günü, Kafkas dağları eteğinde, ağaçsız geniş bir düzlükte toplandılar.
Burada bulunanların en yaşlısı:
-Dinleyin! Şimdiye kadar köyleri basan seller nasıl da sakinleşti. Bir dinleyin, duyamazsınız seslerini, bu ne demektir? Dağlar da kulak kesildi, söylediklerimizi duymak ister gibi. Kim iyi bir şey düşünüp söyleyecekse, konuşsun burada. Gördünüz mü? Şimdiye kadar siyah bulutlarla kaplı gökyüzü, şimdi nasıl da masmavi, nasıl da parlıyor, gökyüzü de istiyor iyi niyetle konuşmalar yapılsın.
-Doğrudur, diyordu yanındaki siyah kalpaklı ihtiyar.
-Gökyüzü bu iki kardeş halkın barış içinde birlik olmalarını nasıl da istiyor, diyordu kalpağını eline alıp gökyüzüne bakarak.
-Gördünüz mü şu güvercinleri. Bizleri görünce daha bir alçak, daha bir sevgiyle uçtuklarını? Bu iki halkın önderleri akıllarını birleştirip, ebediyen barışı sağlayarak büyük bir iş becerseler, o hafif kanatlılar o sevinç haberini alıp gökyüzüne götürseler, dünyayı dolaşıp duyursalar, dur durak bilmeden bu büyük barışı ve güç birliğini anlatsalar…
Böyle sesi çınlıyordu herkesten önce konuşan ihtiyarın.
-Dünyadaki günahların en büyüğüdür, kardeş eliyle kardeşin ölümü, diye seslendi gür sesiyle siyah Kafkas paltolu (Avpa’lı) uzun boylu yakışıklı ihtiyar…
-Tek evladını kaybeden annenin gözyaşları o kadar ağırdır ki. Dünyada bu ağırlığı ölçmek mümkün değildir, diye ekledi sakalları göğsünde başka bir ihtiyar…
– Aynı kök, aynı topraktan doğan bu iki halkın düşmanlığı son bulmazsa, deprem eksik olmaz topraklarımızda. Belki denizin kabarıp bizi içine çekmesi de mümkün, diye yükseldi bir başka ses. “Oraya vardırmayalım lütfen!..” Yükseldi hep bir ağızdan sesler.
– Görüyor musunuz, şu gökyüzünü yüksek zirveleriyle temizleyen, ak başlı Kafkas dağlarımızı? Ne kadar dik ve mağrur durduklarını. Allah’tan başka bilen yok kaç yaşında olduklarını ama; her zaman parlak, soğuk, fırtına, deprem hiçbiri onlara zarar veremiyor. Bin diğeri ile güç buluyor, güçleri birlikten doğuyor, omuzları birleşik Öyle ayrı ayrı durmayın, siz de güçlerinizi birleştirin. Birbirinize omuz verin. Böyle çağırıyorlar can dağlarımız, diye seslendi, bastonunu (Alabaşasını) sert bir şekilde toprağa batıran en yaşlı ihtiyar.
O anda düzlüğün bir yanından gözüktü 100 Apsuva kadını. Hepsi beyaz başörtülü, hepsinin kucağında sütten kesilmemiş, kundaklanmış erkek yavrular. Aynı anda düzlüğün öbür yakasında gözüktü 100 Adıge kadını. Onlar da beyaz başörtülü, onların da kucaklarında sütten kesilmemiş kundakta, erkek yavrular. Apsuva kadınları, düzlüğün batı tarafında, hepsi bir hizada, ellerinde sanki kalpleri! Adıge kadınlar, düzlüğün doğu tarafında hepsi bir hizada, ellerinde sanki kalpleri! 200 anne, 200 süt bebeği karşı karşıya duruyorlar, çok yakınlar, birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar. Bebekler, melaikler, memede olsalar gerek, ağlamak bir yana, çıt sesi çıkmıyor.
O an iki kişi, iki kutsanmış ihtiyar, bir tepeye çıkıp, bu annelere baktı. Ve biri ellerini gökyüzüne açtı:
-O ooo Allahım. Gücünün sının yok. Eksik olmasın bu insanlara senin sevgin, kalp sıcaklığın…,, diyerek dua etmeye başladılar.
-İki halkın kardeşliğini, birliğini yenileyen, büyüten olasınız siz anneler. Aynı anneden doğmadınız, ama süt kardeşi oldunuz siz bebekler, melaikler. Aynı soydan bu iki halkın düşmanlığı son bulacak, siz bebeklerin, meleklerin sayesinde. Bundan sonra, bu iki halk güç birliği yapacak sizin sayenizde. Bundan sonra güvenecek birbirlerine, eskiden olduğu gibi bu iki kardeş halk. O ooo nasipleri bol olası anneler! Şahitlik yapmak için bekliyor bak halkımız, dağlarımız. Oooo nasiplen bol olası anneler! Başardınız başarılması çok zor olanı.
O an bir annenin önünde duran öbür anne, uzatıyordu yavrusunu. O anne de bu anneye uzatıyordu yavrusunu. Böylece iki yüz anne, iki yüz yavru melek öte-beri değişiverdi oracıkta.
O an o düzlüğün batı yakasında, Apsuva kadınlarının arasından yükseldi, acı dindiren, moral yükselten, Apsuva kahramanlık şarkısı:
-Bu olaya şahit olanlar, hep birlik olsun! Bundan sonra işleriniz hep rast gitsin! Unutulmasın, bugünkü bu kutsal olayımız ve duamız! Kardeş yaşasın, daima kardeşi için!
Bu yükselen kahramanlık şarkısı bitmeden, düzlüğün öbür yakasından yükseldi Adıge kahramanlık şarkısı:
-Kardeş yaşasın, daima kardeşi için!…
Şarkılar karıştı, bir şarkı oldu. Gök gürültüsü gibi karşı-beri yamaçlarda yankılanıyor. Orada esen tatlı bir rüzgâr, bu şarkıları uzağa, daha uzağa taşıyordu. Kahramanlık şarkısını başlatanların sesleri kesildikten sonra da, epey zaman birbirine dönük yamaçlarda yankılanıyordu bu ses:
-Kardeş yaşasın, daima kardeşi için…

Çeviri: Ahocba İrfan Okuyucu

*Çevirenin Notu: “Bugünlerde Apsuva Adıge kardeşliğine zarar verici, ayrıştırıcı davranışlar görüyor ve duyuyorum. Tabii ki çok üzülüyorum. Bu nedenle orijinalini çok beğendiğim bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz. Saygılarımla…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz