Oylar çantada keklik mi?

0
456

Yine bir seçim ve yine “Çerkesler kimi destelemeli?” tartışmaları.
Çok basit ifade etmek gerekirse, cumhurbaşkanı seçiminde Türkiyeli Çerkesler diğer halklar gibi davranacak. Genel seçimlerde olduğu gibi. Yani üç adaya da oy verecek. Tabi ki eşit bir dağılım söz konusu olmayacak. Çerkes kimliği ile hareket ederek iradi olaraktercihini belirlediğini ifade edenler de Çerkeslerin hangi adaya oy vermesi gerektiği konusunda tartışıyor/tartışacak. Tartışabilseler iyi de olacak, bu cümleyi iyi niyet ifadesi olarak kurmak durumunda kaldığım için üzülüyorum. Nedeni; biz tartışmıyoruz, birbirimizle dalga geçiyoruz, hakaret ediyoruz, birbirimizi suçluyoruz, hem de hainliğe varan.. Farkındayızdır, tavrımız “söylemek ama dinlememek” ile sınırlı değil. Ötesinde… Ve bu durum Türkiye genelinde böyle, Çerkeslere özgü bir durum değil. Aylardır bu ortam özenle örüldü.
Siyaseten tercihlerde kimliğin ne kadar belirleyici olduğu kocaman bir soru işareti. Kimlik belirleyici olmalı mı? Tartışılabilir. Kimlik ölçeğinde evrensel anlamda kabul gören anlayış, demokrasinin tam işlerliği ile soruna çözüm bulunabileceğidir. Genel anlamda tüm kimlikler için bunu söylemek olası. Demokrasi, kimlik dışında yaşamın birçok alanı ile de doğrudan ilintili olduğu için, siyasetçilerin ağızlarına sakız ettiği bir sözcük olagelmiştir. Bunun içindir ki “sözde değil özde demokrasi savunucuları”nı ayırabilmek gibi bir sıkıntımız var. Kimliği, bu yazıda etnik kimlik olarak kullanmakla birlikte böyle daraltmak gibi bir amacımın olmadığını; dinsel, inançsal, cinsel vb. kimliklerin de genel ifadeler içinde bir karşılığının olduğunu belirtmeliyim.
Kimliklere özel durumlarda söz konusu tabi ki. Diğer kimliklerde olduğu gibi Çerkeslere özel sorunlar da var. 19 yy.’da yaşanmış olan soykırım ve sürgün, başlıbaşına özel bir durum. Yaşanan adaletsizliğin telafisi için atılacak bir dizi adım var. Kadim topraklardaki cumhuriyetlerle ilişkiler, Abhazya ve Güney Osetya’nın pozisyonu ile ilgili tavırlar önemli, vd.
Diğer yandan hemen her sosyal tabakadan Çerkesin varlığı da bir gerçek. Bu gerçeklik teorik olarak aslında belirleyici olan. Ancak; az gelişmiş demokraside, sarısının belirleyici olduğu sendikal mücadelede bir hayli geriden gelen, sınıfına yabancılaştırılmış emekçilerin, adeta kendi celladına destek veriyor olması, teorik gerçekliği en azından şimdilik gölgede bırakıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, birbirlerinin partisinin önünden geçmemesi gereken sosyal tabakalar aynı partiye oy veriyor, aynı siyasi tercihi yapıyor. En azından emek-sermaye ölçeğinde farklı siyasetlerin desteklenmesi, ait olunan sınıfın doğal refleksi olması gerekirken 91 yıllık cumhuriyet tarihinde henüz buralara gelemedik. Sınıf üzerinden siyaset yapan ve buna yanıt verenler henüz çok sınırlı sayıda.
Kimlik aidiyeti olan insanların da benzer biçimde kimliğine yabancılaşma süreci yaşadıkları, bunun aşılması ve kimlik uyanışının yükselişi sonucu daha bilinçli tercihlerin yapılır hale gelmesi, demokrasi açısından önemli bir ilerleme olacaktır. Kendisi için sorular soran, anadili ve kültürünün yaşaması için yapılacakları geçmişte olan-bitenle birlikte sorgulayan, soykırım ve sürgün ve de Abhazya ve Güney Osetya için net yanıtlar arayan, yanıtlara göre hedef belirleyen Çerkesler çoğaldıkça kimlik adına daha ileri adımlar atılabilecektir. Politikacı kurnazlığı ile oy avcılığı için verilebilecek genel-geçer olumlu yanıtların takipçiliği için de seçimler sonrası gerekli mekanizmalar oluşturulabilir.
Bu kadar laftan sonra, cumhurbaşkanlığına aday üç isim için, önerdiğim irdelemeye uygun üç paragraf kurmaya çalışıp, gerekçeli seçimimi ifade edeyim.
Recep Tayyip Erdoğan. Siyasi görüşüme uygun pek çok şey yazabilirim, daha önce yazdığım gibi. Öyle yapmayıp Çerkes kimliğine yaklaşımı üzerinden yazacağım. 2014; Çerkes soykırımı ve sürgününün 150. yılı idi. Konuya dair tek bir cümle kurmadı. Bırakın AKP meclis grubunda gündeme getirmeyi, bir nedenle basın önünde dile getiren bir milletvekili de olmadı. Ancak Kaffed Genel Kurulu gibi bir yerlere davet edilen partililerin konuşma metinlerinde bulunabilir birşeyler. Herkesin söyleyeceği genel-geçer şeyler. Üstelik Soçi kış olimpiyat oyunları açılışına gitmeme çağrısı yapıldı, tınmadı bile. Dikkate aldığına dair bir işaret verdi mi? Hani bizim bilmediğimiz bir yerde. “Yarım elma, gönül alma” gereği dahi duymadan, olimpiyatlar özelinde de Çerkeslere atıf yapmadan olimpiyat açılışında yerini aldı. 150 yıllık tarihsel adaletsizliği ve aslında Çerkesleri görmezden gelen adaya oy vermeli mi? Ya 2008 yılında, zaten siyasi desteğini esirgemediği Gürcistan’ı askeri anlamda da desteklemesine ne demeli?
Ekmeleddin İhsanoğlu. İki partinin ortak adayı. O iki parti ki 91 yıllık cumhuriyet tarihinde kimliğe dair yaklaşımları net. Özellikle MHP’nin milliyetçi-ırkçı yaklaşımı ile kimliği ve kimliğe dair hakları reddettiği, CHP’nin içinde de böyle bir damarın olduğunu biliyoruz. Her iki partinin de kimlik konusunda yani demokrasi konusunda sınıfta kalmak adeta kaderleri. Önerdikleri isim de kimlik konusu ile ilgili özgürlük ve eşitlikten yana net bir tutum takınamadı. Bir gazeteye verdiği röportajda anadil konusundaki yaklaşımı, temsil ettiği iki partiye uygun. Yasak savar bir yaklaşım. Bize, yani kimlik bilinci ile hareket edip oy kullanacaklara uygun değil.
Selahattin Demirtaş. 2014 yılı Mayıs ayında, Çerkes soykırım ve sürgününün 150. yılında HDP grup toplantısında, bir Çerkes’e söz veren anlayışı temsil ediyor. Parti eşbaşkanı olarak TBMM genel oturumunda Çerkes soykırım ve sürgününü dile getiren ve Çerkeslerin adalet arayışına destek veren birisi. Bütün kimliklerin kendileri olarak ve nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşayabileceklerini savunan, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anlayışın temsilcisi. Fazlası da var: Halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşliği için çalışmak; bütün etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel ayrımcılıklara karşı ezilen, baskılanan grupların sesi olmak; sorunların çözümünde savaşı değil barışçıl siyasi yöntemleri savunmak; yasaklara karşı özgürlükleri savunmak; kadın hak ve özgürlüklerinin yanında yer almak; gençleri baş belası değil ülkenin geleceği olarak görmek; çevresel yıkıma karşı durmak ve dahası.
Buralardan yola çıkabilir miyiz? Bize ezberletilmiş çaresizliğimizi, kimliğimizle siyasetin arasına sıkıştırılmayı elimizin tersi ile silip atabilir miyiz?

Önceki İçerikAbhazya ‘nın Çin Ziyareti
Sonraki İçerikMuktedirin demokrasisinde +1 kime oy verecek?
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz