Cambaza bak!

0
1402

Cambaza bak!

Bu yazı yayınlandığı sıralarda muhtemelen yerel seçim sonuçlarının hararetli tartışmaları yapılıyor olacak. Seçim sürecinin sonuna gelindiği bu günlere bakılırsa, seçim sonuçlarının tartışılması, sürecin kendisi kadar ilginç olacağı tahmin edilebilir. Her şeyden önce, sisli- puslu-gerilimli bir seçim ortamı özellikle yaratılmış gibi görünüyor. Sesli-görüntülü kayıtların havada uçuştuğu, suikast iddiaları, silahlı militanların seçim sürecine müdahale edeceği gibi iddialarla günlük siyaset kampanyaları yürütülüyor. Siyaset, ölüm kalım meselesine dönüştürülmüş gibi. Bu anlamdan bakılırsa, yerel seçimden çok, genel seçim havasında. Yerel vaadlerin genel vaadler havasında sınırsızlaştığı görülüyor. Her adayın “çılgın” bir projesi var neredeyse. Her türlü olay ve durum seçim hizmetine sunulmaya çalışılıyor. Suriye savaşı bile kasabaların küçük meydanlarında yerel siyasetin konusu edildi… İyice geri çekilip bakıldığında, bir tarafta R.T. Erdoğan, öbür tarafta ise bütün Türkiye yerel seçimlere gidiyor… Bir başka deyişle, burjuvazinin kanatları arasındaki çatışma ölümüne, var olmak için yok etmeye yeminli gibi bir seçim politikası yapıyor görünüyor.

Bu gerilimli süreç elbette süreli bir zamanı ifade ediyor. Ama, aynı zamanda, ikinci bir kapışmanın dozunun çok daha keskin olacağının ipuçlarını da bu süreçte okumak mümkün. Suriye’deki iç savaşın sonuçlanmasıyla, orada savaşan binlerce silahlı ‘’siyasi İslam’’ militanının örgütlü biçimde Türkiye’ye yerleşecekleri, hatta şimdiden yerleştiğini söylemek mümkün bile… Milyona yaklaşan Suriyeli mültecilerin arasında binlerin küçük birimler halinde kendisini gizlemesi hiç de zor değil. Geçen hafta, Niğde’de polis ve asker öldüren militanları kimse henüz siyasete taşımış değilse de; sorguda annesi Çinli babası Alman olan militanın, polis ve asker öldürmekle ‘’sevap işlediğini’’ söylediği haberi basında yer aldı… İktidar, muhalefeti ‘’paralel yapı’’ dediği tek taraflı bir söyleme kilitledi ve gerilim üzerinden, Gezi sonrası kan kaybını, kendi seçmenini konsolide ederek gidermeye çalışıyor gibi. Bir kaybı olacağının farkında, hatta, kesin; kaybı minimumda tutarak hemen sonraki yakın genel seçime tahkimat yapmaya çalışırken aynı zamanda provasını yapıyor gibi… Görünen o ki, önümüzdeki dönem; sükunet, demokrasinin gelişmesi, ekonomik istikrar, üretimde artış, gelişme, iç barış değil, burjuvazinin kanatları arasında sonuç alıcı bir yok etme mücadelesinin gerektirdiği tüm kozların oyuna sokulacağı dönem olacak gibi. Öbür yaşamında Cennet arayışındaki dindar sermaye, palazlanıp serpilince, asıl cennetin bu dünyada olduğunu görmüştür bir kere… Üstelik sınırsız ve sorgulanamayan bir siyasi güçle de birleşince, kazandığı bu tarihi mevzinin tadını aldı bir kere; kolayca bırakmak niyetinde değil gibiler. Çünkü, biliyorlar ki bırakırlarsa bir daha elde edemeyecekler… Bu durum onlar için, gezegenlerin bir hizaya gelmesi kadar olanaksız sanılan bir durumdu eskiden. İktidarı kaptıran geleneksel sermaye ise, hazımsızlık yapan gaz sancılarını aşmış; var olmanın koşulunun iktidarı yeniden almak olduğunu anlamış olsa da, gerekli yeni siyasi yapı ve yöntemleri bulamadı. Tek ve iyi bildiği eski yöntemler ve yapılara yaklaştıkça iktidarı göreceli güçlendirmesi onu kimsenin istemediği kadar agresif yaptığı gözlerden kaçmıyor.

Tüm diğer sınıf ve siyasi yapılar, bu siyasi gerilim projektörünün ışığının etkisinden kurtulamayan pervaneler gibi sanki. İktidar tarafından belirlenmiş seçim gündemi içinde sürükleniyor gibiler. Geleneksel sermayenin ana siyasi yapısı CHP, iktidarın gücüyle baş etmek için eskiden bildiği tek adam tek parti yöntemlerine dönmeye çalışıyor. 1930’lu yılların duruşuna yaklaşınca; MHP ile arasında isim dışında çok önemli bir fark kalmadı. Seçim sonuçlarının durumuna göre bu iki partinin birleşebileceği hesap dışında değil. AKP ile birlikte baş etmenin zorunlu olup olmayacağı bu seçimin sonuçlarından biri olacak gibi. Kürtler, her şeylerini ‘’düzde siyaset yapmak’’ olan ‘’sürece’’ bağlamış gibiler. Yerel parti görünümünden kurtulmak için ittifak ettiği Kürt olmayan sol unsurlarla daha kabul gören bir seçim süreci yaşıyorlar. Bu çözüm onları ‘’ölümüne kapışmanın ‘’ dışında tutuyor şimdilik. Sol ise zorunluklar dünyasında. Hani çocukken oyunda düşeriz de dizimiz kanar ve ağrırken, topallayarak yine oyunda kalmak için koşardık ya; sol, oyun dışında kalmamak için seçimin içinde topallayarak koşuyor gibi. Bütün bunların bir üst seviyeye tırmanacağı parlamento seçimlerinde kısmen sürprizlerle dolu bir süreçteyiz sanırım…

Bu seçimlerin Çerkesler için ciddi bir önemi yok. Çerkes bireyler, bireysel çıkarları gereği seçim sürecinin içinde bulunmaları zorunlu. Sosyal paylaşım sitelerine bakılırsa, F. Gülen’ciler ile AKP’li Çerkeslerin şiddetli tartışmaları-çatışmaları görünüyor. Kendilerine ‘’Çerkes solu’’ diyen öbekler de diğer solun aynısı, aynı söylem ve aynı yerdeler… Çerkeslerin bir partisi olmadığı, ya da yoğunlaştıkları bir partileri de olmadığı için, ne ülke yönetiminde ne de bir şehrin yönetiminde olmak gibi bir durum söz konusu değil. Olsa olsa ‘’hemşehrilerimizi aday yaptılar’’ gibi tuhaf gerekçelerle ‘’sevindirik ‘’ olan bireyler yok değil. Bu durum onların siyasi komplekslerini yenmelerine yardımcı olacak mı, şüpheli… Sonuç olarak Çerkesler cambaza bakarken seçimler yapılmış olacaktır. Ve Soçi Olimpiyatları’nda ve önceki seçimlerde ve olaylarda olduğu gibi sessizliğe gömülecek, belirlenmiş yeni bir gündemin peşinde sürüklenmek için rüzgar beklemeye başlayacaktır… Bu durum, Diasporada etkili merkezi ağırlığı olan bir Çerkes gücü; ya da en azından siyasi güç algısını yaratıncaya kadar böyle gidecek demek, hem yanlış hem de kehanet olmaz sanırım.

Sayı:
Yayınlanma Tarihi: 2014-09-18 00:00:00