Muhalefetin de bir adabı olmalı

0
415

Aylık periyottaki bir gazetede yazı yazdın mı inkıtaları oynamak gerekiyor biraz. Gazete yönetimi sayfaları hazırlamak için kendisini paralarken biz genellikle doksan dakikanın sonunu bekler sürpriz bir gol görmek isteriz. Tabi bu arada editörün dokuz doğurması cabası. Anadolu’daki bir söz onların durumunu en güzel özetleyecek cümle olmalı: Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlayacak.
Sanal alemin hayatımızın en önemli parçası olduğu yadsınamaz bir gerçek artık. Her şahsın neredeyse özel gazetesi sayılacak olan, Facebook sayfaları vs. gündemde iken; aydan aya yazılacak bir yazının hem gündemi tutması hem de hafızalarda yer kazıması zor zenaat. Ama yine de zülfü yare dokunmaya çalışmak gerek.
Aslında yazacak ne kadar çok şey var… Da, bir ay öncesi gelişen bir olayın üzerine yorum yapıp, gazete sizin elinize geçene kadar bayatlıyor bütün yazdıklarımız. Reisi cumhurun yemin etmesi ve sonrasında yeni bir başbakan ve yeni bir kabinenin kurulması gibi konular nereyse unutuldu bile. Bu konunun özelinde CHP’nin tutumu üzerine yazmak istediklerimizi şimdi gündeme getirsek absürd kaçacak. Halkın iradesine bu kadar saygısız davranan zihniyetin iler tutar tarafının olmadığını belirtip, bu süreçte MHP’nin ve de Selahattin Demirtaş’ın örnek davranışını vurgulayarak konuyu kısa geçelim.
Şu anki en sıcak gündem İskoçya referandumu ve Işid elindeki rehinelerin kurtarılması.
Açıkçası İskoçya referandumu dünya barışı adına beni oldukça umutlandırdı. Daha doğrusu umutlu olmak istiyorum. Adamlar paşa paşa referandumlarını yaptılar ve %45’e 55 İngiltere ile devam dediler. Birleşik Krallık bireyi olarak yaşamayı yeğlediler. Bu referandumu şöyle okumakta mümkün bence: İnsanlar sınırlardan önemlidir… 2012 başında bu başlıkla yazdığım ve hem Jıneps’te hem de Cherkessia Net’te yayınlanan yazıda “İnsanlar Sınırlardan Önemlidir” demiştim. Çek devlet adamı ve edebiyatçısı Havel’in sözüne istinaden yazdığım yazı İskoçların referandumu ile bir kez daha güncelliğini korumuş oldu. İnsanlar gerçekten demokratik bir ülkede yaşıyor ve mutlu iseler, sınırların ne önemi var ki aslında. Tarih boyunca sınırlar değişip durmuş. Sadece Anadolu’da kurulan devletleri saymaya kalksak satırlara sığmaz… En nihayetinde, insanlar bazen de gönüllü olarak diasporik bir toplumun mensubu olmayı seçmiyorlar mı? Vatan millet edebiyatı yapıp başka ülkelerde yaşantısını sürdüren ve orada terk-i diyar edenleri görünce sormadan duramıyor insan: Hepimiz kardeşiz. Bu öfke ne diye?..
Kanlı terör örgütü ve en büyük İslam düşmanı Işid’in elindeki rehineler nihayet kurtarıldılar ve Türkiye’ye geldiler. Şimdi bin bir türlü tezvirat dolaşacak ortada. Yolda ayağı taşa takılacak olsa iktidardan bilecek kadar gözü dönmüş zevat, bu konunun da anti propagandasını yapacak elbet. Yapacak ta, günün sürprizi bence, Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Davutoğlu’nu arayıp kutlaması oldu. İnsan hayatı üzerinden politik çıkarım bekleyenler de böylece ofsayta düşmüş oldu kanaatimce.
Ufak ufak bir iki konu var ki değinmesem çatlayacağım. Geçenlerde çok sevdiğim ve adam gibi adam solculardan olan bir arkadaşım, Facebook sayfasında İstanbul trafiği ve insanların saygısızlığı üzerine kısa ama önemli bir yorum yapmıştı. Bu yorum üzerine yapılan yorumlardan birinde, bir hemşerimizin yaptığı yorum ise son derece basit ve incitici idi. Cümle şu: Para kazanmanın kestirme yolu artık tesbih seccade taşımaktan geçiyor, kılın beşinizi görün işinizi. Cümlenin sonuna da bir gülen yüz yapmış. Sorarsan espri yaptım diyecek. Yuh dedim. Bu kadar da olmaz dedim… Bu ülkede doksan yılın seksen yılında ortam güllük gülistanlıktı da, her şey bu on yılda mı bozuldu? Sonra koca bir kesimi bu kadar kolay rencide etmek ayıp oluyor deyip, internet üzerinden polemiğe girmek istemedim bu arkadaşla. Trafikteki saygısızlıktan yola çıkarak yapılan yorumların sonunda, saygısızlığın alasını yapan bu hemşerime ne diyebilirdim ki?
Facebook’ta bir başka yorum da yaşanan sel baskınları üzerine, HES’lerden başlayarak iktidara giydiren bir vatandaşa aitti. Dünya üzerinde dönem dönem aşırı yağışlardan doğan büyük sel felaketleri yaşanıyor. Elbette ki ülkemizde de. Buradan hareketle gelmiş geçmiş tüm faturaları iktidara çıkarmak vicdanlara nasıl sığar bilmiyorum. Elbette ki bu iktidara eleştiriler olacaktır ama bu biraz insaf ve izan ölçülerinde olmalı diye düşünüyorum. Hidroelektrik santralleri istemiyorsunuz anladık. Rüzgar güllerini de. Nükleer santraller zaten tu kaka. Peki baba elektriği nereden temin edeceğiz diye çare üretebiliyor musunuz? Biz bu ülkede her gün elektrik kesintisi olduğu günleri çok yaşadık. Dönmek ister misiniz o günlere?
Hasılı kelam bazı arkadaşlara iktidar ağzı ile kuş tutsa yaranamayacak.
Ben de onlara sadece gülüyor ve Allah da sizi güldürsün diyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz