Özerklik şartı

0
417

AB’ye adaysanız “işime geleni yaparım, gelmeyeni yapmam” diyemiyorsunuz ve bunu baştan biliyorsunuz aslında. Onun için gündemimizden yıllardır düşmeyen meşhur fasıllar, ülkenin durumuna göre etap etap sırayla açılıyor. Hem ekonomik hem de siyasi paketler söz konusu. Siyasi fasıllar tabi ki daha ileri demokrasi konusunda Türkiye’nin yapması gereken, yani Batı’nın gerisinde kaldığı şeyler.
Bunlardan biridir “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”.
Avrupa Konseyi tarafından 15 Ekim 1985 tarihinde imzaya açılan ve 1988 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Türkiye tarafından imzalanmış, 1992’de Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış ve 1993’te (1 Nisan) yürürlüğe girmiş. Çözüm süreci boyunca Kürt tarafının gündemde tuttuğu “demokratik özerklik” talebinin dayanağı işte bu şart. Konuya tepki gösteren milletvekili, yazar, aydın vb. kesimin öncelikle bu gerçeği tespit edip yanılmalara/yanıltmalara neden olmamaları gerekir. İşin garibi iktidar tarafı da bu konuda sağıra yatmayı tercih etmekte. Açıkça “AB yolundayız, bu şartı da imzaladık, gereği şunlardır, yerine getirmek durumundayız, aksi halde yolumuzu değiştirmeliyiz” demesi gerekir. İktidarın bir kısım maddelere çekince koymuş olması, AB yolundaki samimiyet testi olarak görülebilir. Diğer yandan eninde sonunda imzalamak durumundadır, ani pazarlık şansı yoktur.
Çekinceler şöyle sıralanıyor:
– Yerel yönetimlere, kendilerini doğrudan doğruya ilgilendiren konularla ilgili planlama ve karar alma süreçlerinde danışılması, (4. Madde, 6. Fıkra).
– Yerel yönetimlerin yönetsel örgüt yapılarının kendilerince belirlenmesi, (6. Madde, 1. Fıkra).
– Seçimle gelinen görev yerlerinde bulunanların görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve etkinliklerin yasayla ve temel tüzük ilkelerine göre belirlenmesi, (7. Madde, 3. Fıkra).
– Yönetsel denetime ancak yönetsel denetimle korunmak istenen yararlar ile orantılı olması durumunda izin verilmesi, (8. Madde, 3. Fıkra).
– Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında, hizmet maliyetindeki artışların olabildiğince hesaba katılması, (9. Madde, 4. Fıkra).
– Dağıtılan kaynakların yerel yönetimlere verilmesinin nasıl yapılacağı konusunda kendilerine danışılması, (9. Madde, 6. Fıkra).
– Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerin ortadan kaldırmaması, (9. Madde, 7. Fıkra).
– Yerel yönetimlere, ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için derneklere üye olma ve uluslararası birliklere katılma hakkının tanınması, (10. Madde, 2. Fıkra).
– Yerel yönetimlere, başka ülkelerdeki yerel yönetimlerle işbirliği yapma hakkının tanınması, (10. Madde, 3. Fıkra).
– Yerel yönetimlerin, kendilerine iç tüzükte tanınmış olan yetkileri serbestçe kullanabilmeleri ve özerk yerinden yönetim ilkesini koruyabilmeleri için yargı yollarına başvuru hakkının tanınması, (11. Madde).
Çekince konan maddeleri, fıkraları yorumlamaya gerek yok. Herşey çok açık.
Eşitlik, özgürlük ve adaletin başat olacağı sivil ve demokratik anayasa laflarının çok dolaştığı günlerde yerel inisiyatif ve bireylerin söz hakkı konusu da çok konuşulurdu. “Mahallemi nereden bilecek Ankara, burada yapılacak olana ben karar vermeliyim” örneğinde olduğu gibi bir dizi özlem de dile getirilirdi. Talepler 90 yıllık cumhuriyet tarihinde atılmamış adımlardı hep. Demokrasinin temsili olanının sınırları artık dar gelse de, hükümet olan aynı zamanda iktidar ve muktedir oldukça, şikayet eder gibi yaptığı konularda sınırları sever oluyor. Üstelik fazlasından sınırlar oluşturuyor.
Kendi mahallesinde inisiyatif geliştiren, yapılacak herşeyde karar sahibi olan bireyler, yarın birgün kendi bölgesinde kendisini temsil edecek vekili de kendisi belirlemek isteyecektir. Olması gerekeni yarın birgüne ertelemek demokrasiyi ertelemektir. Herşeye karar veren bir merkez anlayışı eskiyi temsil ediyor, tarihin çöplüğüne atılması gerekiyor. Doğrudan demokrasi için atılacak adımlara çekinceler konması, ülke insanının aklı ile alay etmek demek diye düşünüyorum.

Önceki İçerikAbazalardan Korkmaz’a kınama
Sonraki İçerik“İktidar partisi her kurumu yönetmek istemektedir”
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz